Wallerstein’den Erbakan’a Venezuela ile Gazze arasında Amerikan çöküşü |
Gerileyen hegemon düzen kuramaz, kriz üretir. Bir zamanlar ikna eden, yönlendiren ve rıza inşa eden Amerikan gücü bugün yalnızca baskı üretebilmektedir. Venezuela ve Gazze bu çözülüşün iki ayrı aynasıdır. Biri ekonominin, diğeri ahlakın çöktüğü yerde durur. Venezuela, ABD’nin artık dünyayı ikna edemediğinin en açık kanıtıdır. Eskiden yardımlarla, kurumlarla ve diplomasiyle denetlenen coğrafyalar bugün yaptırımlarla, gizli operasyonlarla ve rejim baskısıyla karşı karşıyadır. Bu, gücün arttığını değil hegemonyanın bittiğini gösterir. Ortada artık düzen kuran bir merkez değil, krizi derinleştiren bir aktör vardır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel sistem içindeki konumu son yıllarda giderek artan biçimde hegemonya kavramı üzerinden yeniden tartışılmaktadır. Bu tartışmalar çoğu zaman güncel siyasal gelişmelere indirgenmekte, liderler veya tekil krizler üzerinden açıklanmaktadır. Oysa Immanuel Wallerstein’ın dünya-sistemleri yaklaşımı Amerikan gücündeki aşınmayı tarihsel ve yapısal bir süreç olarak ele almayı mümkün kılmaktadır. Benzer biçimde Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın uzun yıllar boyunca dile getirdiği borç, üretim ve emperyalizm eksenli eleştirileri bu yapısal çözülmenin özellikle ekonomik ve ahlaki boyutlarını anlamada önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Venezuela ve Gazze örnekleri bu iki yaklaşımın sahadaki somut yansımalarını gözler önüne seren çarpıcı vakalar olarak öne çıkmaktadır.
Wallerstein’a göre hegemonya yalnızca askerî ya da ekonomik üstünlükle açıklanabilecek bir olgu değildir. Hegemon güç, dünya sisteminin kurallarını belirleyebilme, bu kurallara rıza üretebilme ve küresel düzeni görece düşük maliyetle sürdürebilme kapasitesine sahip aktördür. Amerika Birleşik Devletleri bu konuma İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulaşmış, 1945–1968 arası dönem hegemonik gücün zirvesini oluşturmuştur.........