We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dindarların dönüşümü

9 0 0
25.08.2019

İktidar olmak herkes için kısa veya uzun vadede yıpranmayı mutlaka beraberinde getirir. Bundan pek de kaçış olamaz. Burada önemli olan, yıpranmanın hangi boyutlarda olduğu ve hangi iddia sahibi iktidarların yıprandığıdır. Ortada kişisel beceriksizliklerden kaynaklanan yıpranmalar varsa bunların telafisi mümkündür. İşin özü yara almışsa, bu durum hem yüklenen vebali hem de çoğu zaman kazanırken kaybetmeyi işaret eder. Dünyayı değiştirmek iddiasıyla yola çıkıp da, kendi hayat standartlarındaki farklılaşmayı değişim zannedenler, artık sonu belli olan bir yola girmişler demektir. İşte bizler bugün Türkiye’de “dindarların dönüşümü” diye ifade edilebilecek böyle bir süreci yaşıyoruz. Dün kendilerine yapılanları, bugün rahatlıkla başkalarına yapabilen bir anlayışla idare ediliyoruz. Gücü, adaletle hükmetmek için değil, iktidarlarının devamını sağlamak için kullanan bir yaklaşımla yol almaya çalışıyoruz. Aslında dejavu halindeyiz. Çünkü Osmanlı’nın son 150 yılı dâhil yakın siyasi tarihimiz çoğu zaman rövanşist iktidar değişimlerine sahne olmuştur. Meşrutiyetin ilanından tutunuz, günümüze kadar genel mantık maalesef bu anlayış üzerine oturmuştur. Bu da sorunların sürekli hale gelmesinin ana sebebidir. Rövanş mantığına aslında merkez-çevre (taşra) arasındaki mücadele de diyebiliriz. Yakup Kadri “Yaban” adlı romanında cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan yanlışlardan şikâyet ederken, “Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin… Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi?........

© Milli Gazete