We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tevekkül etme ve sebeplere sarılma arasındaki denge

5 0 0
22.09.2021

İslam her konuda denge dini olduğu gibi tevekkül etme ve sebeplere sarılma konusunda da dengeli olarak davranmayı emretmiştir. Tevekkül, müminin Allah’ın vaadine güvenmesiyle meydana gelir. Mümin O’nun kazasının meydana geleceğine şüphesiz olarak inanır. Ancak yeme, içme ve düşmana karşı silahlanma gibi sebeplere sarılmaktan da kaçınmaz. Bununla beraber o, kalbini sebeplere bağlamaz. Onların kendi başlarına/müstakil olarak menfaat veya zarar verdiğine inanmaz. Sebebin de, neticenin de Allah’ın fiili olduğuna ve O'nun dilemesiyle olduğuna inanır. Kişi tamamen sebebe meylettiğinde bu onun tevekkülüne zarar verir. Kur’an’da geçen kıssalara baktığımızda bu dengeyle karşılaşıyor ve bunun tatbikatını görüyoruz. Bazı örnekler verelim;

Yakup (A.S.) kendi beldesinde kuraklık ve kıtlık baş gösterince oğullarını gıda maddesi almak üzere Mısır’a göndermişti. Onları Mısır’a gönderirken şöyle demişti: “Oğullarım! (Şehre) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber Allah tarafından mukadder olan herhangi bir şeyi sizden def edemem. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben Allah’a tevekkül ettim. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül etsinler.”

Yakup (A.S.) burada tevekkülün ve sebeplere yapışmanın keyfiyetini açıklamaktadır. “Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin” sözü sebeplere yapışmayı ve tedbiri ifade etmektedir. Ancak Allah’ın izni olmadan bunun tesiri olmaz. İşte bu sebeple o, sebeplere yapışmanın kaderi def edemeyeceğini de beyan etmektedir. Bilakis bu, Allah Teâlâ’dan yardım istemek ve O’ndan gelebilecek beladan kaçıştır. Nitekim, “Allah tarafından mukadder olan herhangi bir şeyi sizden def edemem” demiştir. Yani; bu tedbir, size emrettiğim şey Allah tarafından gelebilecek herhangi bir şeyden sizi kurtaramaz. Bu iş takdire........

© Milli Gazete


Get it on Google Play