Danışıksız Dövüş

Bazı iddialar vardır. Ne iddia sahibinin işine yarar ne de iddiaya konu olan kişilere. Belki sadece o iddiayı birilerinin kulağına fısıldayanların işine yarar. Bu iddialar tekrarlandıkça hakikate benzer bir görünüm kazanırlar. Hele hele bu iddiayı ortaya atanlar kendi kamuoylarında söz sahibi kişilerse bu durum daha da vahim bir hal alır. Ama şu var ki; tekrar, hakikatin değil çoğu zaman stratejik bir amacın ürünüdür. Bunun için yıllardır Türkiye’de belli çevrelere hitap eden kişilerin her İran mevzusunda takındığı tavrı az çok biliyoruz. İran’ın gerek Filistin meselesindeki yaklaşımına olsun gerekse ırkçı emperyalizmin taleplerine karşı takındığı tavra olsun sürekli soru işareti oluşturma gayretleri gözlerden kaçmıyor.

Bunun en büyük propaganda aracı “Sen görünene bakma, aslında bunlar birlikte iş tutuyorlar, bunlar danışıklı dövüş yapıyor” sözleridir. Siyasetçisinden yazarına, cemaat liderinden aktivistine kadar birçoğunun bu tür söylemi insanları etkisi altına alınabilecek bir propaganda diline dönüşüyor. İran tarihinden, İran siyasetinden, mevcut yönetimlerinin fikri zemininden haberdar olmayan kişilerin bu propagandaya çanak tutmasını anlamak güç. Burada görünen ama kimsenin görmek istemediği gerçek, ırkçı emperyalizmin Müslümanlar arasındaki güven duygularını yıkma gayretidir. Ne yazık ki bu gerçek, kimi zaman ulusal hamasetle kimi zamansa mezhepsel vurguyla gizlenmeye çalışılıyor. Ülkemizdeki bir isim de bilerek veya bilmeyerek bu amaca hizmet etmekten geri durmuyor.

Gerçekten bu süreçte yaşananlar denildiği gibi bir tiyatrodan mı ibarettir? Bunun en iyi sağlaması bugün yaşananlardır aslında. Daha düne kadar “İran, Filistin’le ilgili hiçbir şey yapmıyor” diyenler HAMAS’lı yetkililerce yalanlanınca, “o zaman samimiyse İsrail’e bomba atsın da görelim” noktasına geldiler. Bir önceki İran İsrail çatışmasında Tel Aviv sokaklarına İran bombaları düştüğünde “bunlar göstermelik, önceden haber edildi, boş araziye düştü” diyebildiler. En son ABD ve İsrail’in İran’ın en tepedeki ismi de dâhil başkentlerinin vurulmasını gördüğümüzde, danışıklı dövüş diyenlerin ortaya koyacakları argümanları kalmamıştır sanırım. Bazı şahısların akıl tutulmasını gördükten sonra yine de bu cümleyi ihtiyatlı kullanıyorum.

Savaş, devletlerin en çıplak niyetlerini ortaya çıkaran bir sahnedir. Diplomasi, propaganda ve ideolojik söylemler çoğu zaman belirsizlik üretir. Fakat savaşın kendisi belirsizliği azaltır. Çünkü savaş, maliyeti ağır olan bir tercihtir. Hiçbir devlet, stratejik olarak ittifak içinde olduğu bir güçle gereksiz yere savaşa girmez. Hiç kimse danışıklı dövüşmek için devletin bir numaralı isminin vurulmasına, başkentinin bombalanmasına razı olacak değildir. Zaten bu iddianın saçmalığına karşı bir şeyler söyleme gereği başlı başına saçmalık ama ne yazık ki bunu söylemeden de geçemiyoruz.

Tarih boyunca mezhepsel farklılıkların ayrışmalara yok açtığını, günümüzde çatışma boyutuna varan taassubun her kesim içinde var olduğunu, ulusal çıkarların adalet ve hakikatin önüne geçtiğini hepimiz biliyoruz. Ama bu hataların yükünü başkalarının üzerine bırakıp kendisini aklamasının da bir açıklaması yoktur. Kendi ülkesindeki üslere ses edemeyen, yapılan ticarete kör kalan güruhun az veya çok, yeterli veya yetersiz somut adımlar atan başka bir ülkenin yaptıklarına burun kıvırması iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Kötü niyetli değilse de kalbi taassupla kirlenmiştir.


© Milli Gazete