Yolumuz

Yolumuz, Rabbimizin, elçileri aracılığıyla bildirdiği, adını “Sırat-ı Müstekıym” diye adlandırdığı yoldur.

Bütün Allah elçileri bu yoldan milim ayrılmadan yürümüşler.

Her peygamberin, Hazreti Ebubekir gibi, Sıddık (kayıtsız, şartsız, amasız, lakinsiz…) tasdik eden sıddıkların yoludur.

Bu yol, Allah Resulünün yolunda yürürken canını ve malını bu yola koyan ve Allah yolunda canını veren Şehitlerin yoludur.

Yolda giderken sapanları, yamukluk yapanları, çizgiden çıkanları ve bu yaptıkları tahribatı ve tahribatı yapanları doğru yolan getirmek, tahribatı tamir eden Salihlerin yoludur.

Meşakkatlidir. Yolda şeytanın ve şeytanlaşmış insanların kurduğu tuzaklar vardır.

Mayınlı tarlada, hedefe yürümek gibidir.

Yoldan geri adım atmayacaksın ve mayına da basmayacaksın.

İşte böyle bir durumu Rabbimiz:

“…Geniş olmasına rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları kendilerini sıkmıştı da, Allah’tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar.” (Tebe süresi ayet 9/118)

“Canları kendilerini sıkmıştı” diye terceme ettiğim bölüm Türkçe de “İçim, içime sığmıyor” diye deyimleşmiş.

Bazı yanlışları ve hatalarımı görünce, çıkar yolda bulamayınca, sığınak arama ihtiyacı hissettiğimde aklıma gelen ilk cümle,

“Allah’ım, sana muhtacım” demek geldi ve arkasını daha sonra yazdım:

“Allah’ım, sana muhtacım

Muhtacım sana Allah’ım

Dünya bana dar geliyor

İnkâr isyan ar geliyor

Kula kulluk zor geliyor

Allah’ım sana muhtacım

Dikensiz gül istiyorum

Peteksiz bal istiyorum

Allah’ım, sana muhtacım

Muhtacım sana........

© Milli Gazete