İkramiye ''ikramdır''

Ramazan, sadece takvim yapraklarında yer değiştiren bir ay değil; kalbimizin, vicdanımızın ve hafızamızın imtihanı. İçinde bulunduğumuz şu rahmet mevsiminde kürsülerden yükselen sözleri dinliyoruz. İftarlarda, salonlarda, grup toplantılarında; imandan, ihlâstan, samimiyetten, kardeşlikten dem vuran nutuklar kulağımıza çalınıyor. Ramazan-ı Şerif’in getirdiği manevi iklim, merhamet ve paylaşma vurgularıyla süsleniyor. Cümleler özenli, hitabet güçlü, temenniler görkemli…

Fakat kürsüden inip sokağa çıktığınızda başka bir tablo karşılıyor insanı. Bir yanda kristal avizelerin altında verilen gösterişli iftarlar; diğer yanda, “Nerede bir iftar var?” diye sosyal medyayı, belediye ilanlarını, dernek duyurularını takip eden garibanlar… Gününü kurtarmak için çadır çadır dolaşan garibanlar… Ramazan, birileri için maneviyatın en yüksek perdesi; birileri için ise ertesi güne nasıl çıkacağını hesap ettiği bir ay. Bayram yaklaştıkça emeklilere verilecek ikramiye miktarı tartışılmaya başlandı. Rakamlar konuşuluyor. Artış oranları hesaplanıyor. Fakat asıl konuşulması gereken şey şu: Bir emekli bugün aldığı maaşla gerçekten insanca yaşayabiliyor mu? Buradan bir tavsiye verelim: Sayın Maliye Bakanı bir gün korumasız, protokolsüz pazara gitsin. Markete uğrasın. Bir fileyi doldurmaya çalışsın. Kırmızı etin, peynirin, zeytinin, sebzenin fiyatına baksın. Sonra dönüp bayram ikramiyesi miktarını bir daha hesaplasın. Emekliye verilecek bayram ikramiyesinin yetersizliğini artık uzun uzun anlatmaya gerek yok. Çarşı, pazar zaten anlatıyor. Ama mesele sadece emekli de değil. Asıl........

© Milli Gazete