Ağabey diyor ki; Yol yanlış, duruş yanlış

ABD ile İsrail, güç birliği yaparak Ortadoğu’da ölüm kusuyorlar. Buna mukabil Ortadoğu’da yerleşik olan Müslüman(!) ülkeler de birbiriyle savaşıyorlar.

Ayrıca İran’ın da ABD’nin üssü bulunan Körfez ülkelerini vurmaya başladığını görüyoruz. Burada mesele ABD’yi Ortadoğu’da yalnızlaştırmaktır. Ama bunu temin için bile yapılması kanaatimizce doğru değildir. Çünkü güç meselesinde ABD’nin daha üstün olduğunu görüyoruz. Eskiler kendinden büyüğe, güçlüye el kaldırılmaz derlerdi.

Ama ABD de köy muhtarı gibi her şeye karışıyor. Yani sen salla başını, ben bilirim işimi diyor. Onun için insafsızca İran’ı bombalıyor, Müslüman kanını akıtıyor. Çünkü Trump firavunlaştı, asıp kesiyor. Isırmaya takati olmayan İran’ın diş göstermesine gerek yoktu. Zira güçlü olan, kaide koyar. Trump’ın yaptığı da budur. Yani diyor ki, güç bende, dayı da benim.

Bu anlayışla hareket eden Trump’a dur diyebilecek bir güç, maalesef Müslüman ülkelerde yoktur. Tam aksi bu ülkelerden bazıları, özellikle de Körfez ülkeleri kendilerini korumak için, ABD’ye devamlı haraç vermektedir. Malum, kapının tokmağını, insanın ahmağını döverler.

Enderunlu Vâsıf’ın dediği gibi, bu ülkecikler “Mârân gibi hep birbirini sokmada yârân.” Hâlbuki elbirliği yaparak güçlenebilirler. Ama bunun yerine, haraç vermeyi yeğliyorlar. Onun için, ABD’nin kuyruğuna at sineği gibi sığınıyorlar. Bunlar birbiriyle kavga ederek, seyredenlere karşı gülünç hale düşüyorlar.

Oysa Allah: “İhtilafa düşmeyin, sonra devletiniz elinizden gider” (Enfâl/46), perişan olursunuz buyurmaktadır. Müslüman dünya ise ittifak yerine, ihtilaf halindedir. Bundan istifade etmesini bilen yedi milyon nüfuslu İsrail de bu ülkeleri vurarak perişan ediyor. Arz-ı Mev’ûd hayalini tamamlamak için Irak’ı, Suriye’yi, şimdi de İran’ı vuruyor. Türkiye’yi vurmak için planlar yapıyor. Biz sadece Arnavut barutu gibi patlıyoruz, sadece TV ekranlarında dayılık yapıyoruz. Maalesef İran’ın vurulmasını sadece seyrediyoruz. Arabulucu gibi dolaşıp duruyoruz.

Amerikan domuzu bütün gücüyle İran’a saldırıyor. Müslümanları öldürüyor. İran’ın tüm hayati ehemmiyeti olan tesislerini bertaraf ediyor. Böylece İsrail’in önünü açıyor. İsrail’i bize komşu yapmaya çalışıyor. Unutmamak gerekir ki, İran’dan sonra sıra Türkiye’ye geliyor. Böylece Condoleezza Rice’ın dediği gibi 22 İslam ülkesi dizayn edilmiş olacak, son kale Türkiye’dir.

Öyle kritik bir zamandayız ki, Trump denen ahlaksız, İsrail ve tüm Musevileri yanına alarak, Müslüman bir ülke olan İran’a saldırıyor. Yakıyor, yıkıyor ama BM Güvenlik Konseyi’nden ses seda çıkmıyor. Bunlara bazı devletçikler de alkış tutuyor. Yetmiyor, İran’ı vuran İsrail uçakları, Müslüman(!) ülkelerin hava sahasını kullanıyor. Bu zilletten ne zaman kurtulacaksınız?

Buna mukabil Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un, “İran rejimi düşerse veya ABD ordusu Tahran’ı işgal ederse, Tel Aviv’e nükleer saldırı düzenleyeceğiz” açıklamasını yaptı. Bizim Müslüman ülkeler nerede? Sadece şov yapmak yeterli değil, herkes safını göstermelidir ki; dost-düşman belirlenmiş olsun.

· Saddam Hüseyin’i yakalamak için 9 ay uğraştı.

· Usame bin Ladin’i öldürmek için 9 yıl uğraştı.

· Muammer Kaddafi’yi öldürmek için 8 ay uğraştı.

· Ebu Bekir el-Bağdadi’yi öldürmek için 5 yıl uğraştı.

· Eymen el-Zevahiri’yi öldürmek için 21 yıl uğraştı.

· Ali Hamaney’i öldürmek için 2 saat uğraştı.

· Nicolas Maduro’ya suikast düzenlemeye çalıştı, onu bir senede yakaladı.

Ayrıca yüzlerce devlete darbe yapmış ve darbe ile değiştirdiği ülkelerin tüm faydalı kaynaklarını sömürerek güç kazanmıştır. Şimdi de eski CIA ajanı Michael Rubin, “Ankara, 2036’da Tahran 2026’daki gibi olacak” diyebilme cesaretini göstermiştir. Bu gibi insanlar, çobansız sandıkları ülkeleri hiçe saymakta, ülkemizi de tehdit etmektedir. Uyan ey milletim bu gafletten, kendine gel. Çünkü bütün bu gelişmeler ülkemizin aleyhinedir.

Bunlara mukabil Vladimir Putin, “Rusya’da hiç kimse Müslüman bir vatandaşa zarar vermeye cesaret edemez” demiştir. Böylece safını ve niyetini belirtmiştir. Müslüman ülkeler ise birbirini katleden savaşlara tutulmuş durumdadır. Onun için de Netanyahu, “İran’ı vurduk, Hamaney’i öldürdük. Sonra sırada kolay lokma Türkiye var” diyebiliyor. Buna dahi yutkunmakla yetiniyoruz.

Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Pakistan başbakanı olan Zülfikar Ali Butto ise, “Pakistan’ın elindeki tüm askeri mühimmat ve depolar Türkiye’nin emrindedir. Neye ihtiyacınız varsa alın, geri ödemeyi düşünmeyin” demişti. Yine Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Kaddafi ülkemize maddi ve manevi desteğini açıkça ortaya koymuş, 31.000 uçak mermisini bilfiil refakat ederek uçağa yükleyip, Türkiye’ye göndermiş ve, “On beş fantom uçağını acele alın ve faturasını Libya’ya gönderin” demişti. Ama şimdiki Müslüman (!) ülkelerin sesi sedası çıkmıyor, zira Trump’tan çekiniliyor. Onun için de tarafını netleştiremiyor.

Allah (CC), İsevileri ve Musevileri dost edinmeyin buyurduğu halde, Sayın Erdoğan bir açıklamasında, “İsrail Devleti’nin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır” diyebilmiştir. Onun için İsrail şımarmıştır.

Zamanında Hitler, “Gün gelecek, öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz” diyerek, nefretini dillendirmiştir. Sanki bu günleri işaret eder gibi…

Sonuç olarak, Allah’ın buyurduğu gibi: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli (dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Mâide/51) “Türkiye-İran sınırındaki 80 bin mayın neden temizlenmişti” iddiaları doğruysa, hangi amaçlarla yapıldığı hususu düşündürücü olup, calibi dikkattir. Netice-i kelâm: Yol yanlış, duruş yanlış.

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).


© Milli Gazete