Hayatın şiiri-V |
Hayatı salt bir olgu olarak görüp kabullenmek, genel bir anlayış şeklinde ağırlıkta ve yaygınlıktadır. Fakat hayat olgusunun gerçeklik düzeyine yansımasıyla, onun hakkındaki genel anlayış yerini öznel (afakî, sübjektif) bir anlayışa bırakır. Bu anlayış da insan bireylerini özneler haline getirir. Her öznenin hayata bakışı, kavrayışı, duyuşu, özümlemesi, onu gerçekleştirme yolu ve çabası kendine özgü bir mahiyete, içeriğe ve değişik özellikleri barındıran bir niteliğe bürünür. Bu açıdan her özne hayata bakışını “biricik”, benzersiz, eşi bulunmaz bir gerçeklik biçiminde algılamaya, kavramaya, anlatmaya yönelir. Çoğunlukla hayat olgusuyla, onun gerçekleşmesi ve bu gerçekleşme sürecinde ortaya çıkan algı, kavrayış, özümleme, değerlendirme ve yorumlama iç içe geçerek içerik ve nitelik karışıklığına neden de olabilir.
Bu yüzden genel bir anlayış olarak hayat, geçen, nerdeyse birden olup biten bir olay şeklinde algılanmaya, kavranmaya, değerlendirilmeye ve yorumlanmaya başlar. Olgu olan hayat ile onu gerçekleştiren özne adeta birleştirilir, dolayısıyla genel olan ile öznel olanın sınırı belirsizleştirilir. Oysa olgu olarak hayat hep oradadır.
Cafer Keklikçi, “Hayat Gidiyor” (Ketebe Yayınları, İstanbul 2026) adlı şiir kitabına bu başlığı seçerken, hayatın geçip giden bir olay değil, onun bir olgu olarak gerçekleşmesini sağlayan insanın özneliğini merkeze yerleştiriyor. Böylece hayatın süreğen bir hareket, atılım, değişim, canlı ve devinimli bir olgu olduğunu duyumsuyor, algılıyor, kavramaya çabalıyor, en önemlisi bildirmeye uğraşıyor, betimliyor ve anlatıyor. Ancak “gidiyor” olan hayatın özünü, anlamını kavramak için özenli bir bakış gerektiğini “Hayat Gidiyor”da şöyle betimliyor:
“hayatım gözlüğümü getir hayat gidiyor
içimdeki yaralı dağları bırakıp gidiyor”
Demek istiyor ki, hayat süreğen bir olgudur, onu algılamak ve kavramak için çıplak gözle gözlemek yetersiz kalır, farklı bir bakışla bakmak gerekiyor ona. Buradaki “gözlük”, farklı bir bakış imgesini çağrıştırmaktadır. Üstelik giderken içte var olan “yaralı dağları bırakıyor”. Sözü edilen “yaralı dağlar”, öznenin, yani şairin, öznesi olduğu hayatın meydana getirdiği nitelikler, olaylardır. Bunlar;
“karlı kışları yağmurlu yaşları günlük susuşları
günlük susuşları uzattıkça uzatıp gidiyor
gidiyor adımları taptazedir şu masmavi sessizliğin
gözlerimin aldığını almıyor gözlerim
almıyor iyilikleri almıyor içine atıp gidiyor
kimse kimsenin kimsesi değil üzücü olan bu”
Hayatın öznesi olan birey, sadece kendi yaşayışıyla, hayatı algılayış ve kavrayışıyla yetinmeyerek “kimse”nin durumunu da bir sorun olarak işaret ediyor, daha doğrusu ona sesleniyor. Böylece ben-merkezli değil, özgeci bir tutum Keklikçi’nin şiirine yerleşiyor. Ancak bu özgeci tutum, insanın, dolayısıyla sanatçının varlığının bir gereği olarak kendini gösteriyor. Fransız romancı Stendhal’ın roman için söylediği “yol kenarına konulmuş ayna” sözünü burada hatırlamak yerinde olur. Keklikçi ise, şiirine aynı zamanda bir ayna işlevi yüklüyor. Türkçenin geniş imkânını kullanarak bunu gerçekleştiriyor.