Bir hikâyenin çağrışımı

İnsanın, kendi varlığından başlayarak dışındaki varlıklara ve olgulara bakışı, onları duyumsayışı, algılayışı, kavrayışı, değerlendirişi ve yorumlayışı çeşitlilik gösterir. Böyle olması gerekir denebilirse de, bunun her zaman kabullenildiğini söylemek pek kolay değildir. Tarih bilimi başta olmak üzere, genel olarak inanç, düşünce, sanat, siyaset, iktisat, hukuk vb disiplinlerin bakış açıları ve verileri böyle olmadığı konusunda bolca deliller ortaya koyarlar. Farklı bir yaklaşım ve çıkarım imkânı sağlayabilir düşüncesiyle sanatın ilk akla gelen boyutu olan edebiyat alanın bir türü olan öyküden bir örnek verilebilir. Bu ayrıca sanatın, edebiyatın varlığı, evreni, dünyayı, insanı, toplumu, olguları ve olayları nasıl algılaması, kavraması, anlaması ve anlatması gerektiği tarzında sorunlara da bir gönderme niteliği taşır. Öte yandan sanat, edebiyat eserinin zamanı aşan etkisi, geçmişi hatırlatırken, şimdiyi ve geleceği de aydınlatır.

Aşağıdaki alıntıya bu çerçevede bakmak yerinde olur.

“Şöyle bakıyorum şehre de, yeşil yeşil bir şey geçiyor içimden. Su mu, çayırlık mı, orman mı? Değil. Yeşil bir şey, zehir yeşili bir şey. Birtakım yeşil renkli zehirlerle zehirlenmiş yeşil bir su.

Köpek leşi gibi uyuyor şehir: Yok, değil, öyle değil… Köpek leşi, kokusu yönünden iğrenç, yoksa ölmüş bir köpekte kırılmış bir çocuk........

© Milli Gazete