ABD ve İsrail şeytanlığı! |
Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
ABD ve İsrail, biri sapık diğeri lanetli, biri müşrik diğeri inkârcı, biri şeytanın diğeri deccalın ordusu, bu ikili ve işbirlikçileri, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta kin ve nefret odağı haline gelmiştir. Bu gerçeği bize Kur’an şöyle haber verir. Maide 82: “İnsanlar içerisinde iman edenlere en katı ve azılı düşman olarak Yahudileri ve ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan müşrikleri bulursun…” ABD ve İsrail, bu ayette ifade edilen, İslam’ın ve Müslümanların katı ve azılı düşmanı olduklarını ortaya koymuş olmaları, Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ispat eden canlı bir delildir. ABD ve İsrail, her türlü imkân ve vasıtaları kullanarak Allah’ın nurunu söndürmenin, yerine şeytanın telkin ve teklif ettiği karanlığın, zillet ve onursuzluğun hâkim kılmanın savaşını verdikleri, görülmesi gereken açık bir gerçektir. ABD ve İsrail’in birlikte yürüttüğü bu savaş, bir çıkar savaşı değil, inanç ve din savaşıdır. ABD ve İsrail'in İran’a yönelik başlattığı ortak saldırı, yürüttükleri inanç ve din savaşının gereğidir. Uluslararası ve doğal hukuka göre, bu saldırılar yasal değildir. ABD ve İsrail, şunu bilsin ki, yürüttükleri bu kirli savaş, kendilerinin sonu olacak, tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaklardır. Değişmez ilahi kural şudur ki; “kâfirler istemeseler de mutlaka Allah nurunu tamamlayacaktır.” ABD ve İsrail, ne yaparsa yapsın, Allah’ın azabından ve gazabından kurtulamayacaklardır. ABD ve İsrail’in yanında saf tutan bütün işbirlikçi yönetimler de, bu ilahi gazaptan ve azaptan paylarına düşeni alacaklardır. Bu gerçeği Kur’an şöyle haber verir. Hûd 113: “Baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyenlere, haksızlık edenlere yakınlık, eğilim göstermeyin, onların fiillerine iştirak etmeyin, yardımcı olmayın, desteklemeyin ki, size ateş dokunmasın. Sizin Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden koruyucunuz, emirlerine itaat edeceğiniz otorite yoktur. Değilse Allah’ın yardımına nail olamazsınız.” ABD ve İsrail, İran’a yönelik başlattıkları saldırının adını; “Yahuda Kalkanı Operasyonu ve Destansı Öfke Operasyonu” koymuşlar. Bu isimlendirme de ABD ve İsrail şeytanlığının bir ürünüdür.
İsrail, saldırıların " önleyici " olduğunu, yani İran’ın tehdit oluşturma kapasitesi geliştirmesini engellemeyi amaçladığını söylemiş. Ancak önleyici savaşın uluslararası hukukta hiçbir yasal dayanağı yoktur. Çünkü BM Güvenlik Konseyi böylesi bir askeri harekâta onay vermemiştir.
ABD ve İsrail, kendilerini bütün yasa ve kuralların dışında görmektedirler. ABD ve İsrail; ürettikleri yalanlarla, kendilerine bir meşruiyet alanı oluşturmaya çalışsalar da, bunun bundan sonra bir işe yaramayacağı mutlaka görülecektir. Tek meziyetleri öldürmek olan ABD ve İsrail’in işlediği cinayetler, kendileri için kâbusa dönüşecektir. Büyük İsrail’i kurmak için vaktin tamam olduğuna inanan ABD ve İsrail, HAMAS ve Hizbullah liderlerini öldürmekle, Yemen’de Husi yönetiminin etkin insanlarını öldürmekle, Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçırmakla ve de İran’ın dini lideri Hamaney’i öldürmekle sonuç alacağına inanıyorsa, büyük bir yanılgı ve hesap hatası içinde olduklarını görmeleri gerekir. Çünkü her şehadet, kendi içinde yeni bir dirilişi ve direnişi barındırır. Yakmanın, yıkmanın, öldürmenin ABD ve İsrail’e zafer kazandırmadığı ortadadır. Zafer kazanmak zalimlerin değil, inananların elde edeceği bir şeydir. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Mevcut krizin merkezinde yatan şey, İran’ın nükleer programını kontrol altına almak için bölgesel desteğe sahip olan Ortak Kapsamlı Eylem Planını (JCPOA) 2018'de sona erdiren kişinin Trump olması yatıyor. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Mart 2025'te İran'ın nükleer silah peşinde olmadığını ifade etmiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı da bunu doğrulamıştı. Asıl mesele, İsrail’in güvenliğini tehdit eden, Büyük İsrail’in kurulmasına engel olan direniş gruplarının ve devletlerin etkisiz hale getirilmesidir.
Bu asırda insanlığın baş belası, zorba kimdir diye bir soru sorulsa, istisnasız bu sorunun tek cevabı Trump olur. Sanki adam dünyanın efendisi de, İranlılara; "hükümetinizi ele geçirin" talimatını verebiliyor ve İranlılar da bu emri yere düşürmemek için adım atıyor. İsrail terör devletinin elebaşı Netanyahu da amacın; “İran'daki terörist rejimin yarattığı varoluşsal tehdidi ortadan kaldırmak” olduğunu ifade edebiliyor ve bir konuşmasında, İsrail ve Siyonizm karşıtı bütün direniş gruplarının yok edileceğini ilan ediyor. Trump ve Netanyahu, zorbalığın her türlü meseleyi çözeceğine yürekten inanıyorlar ki, terbiye edilmemiş at gibi her tarafa tekme sallıyorlar. Dünya bu zorbalıkları kaldırmaz. Bunun bir geri dönüşü olacaktır. Tarihi doğru okuyan her insan, bilmelidir ki zorba Nemrut, bir sinekle, zorba Firavun, Kızıl denizin sularında boğularak, çeşitli zalim ve zorba topluluklar da farklı sebeplerle yok olup gitmişlerdir. Bütün bu zorbalıklara karşı direnen İran halkı, ABD ve İsrail yönetimini şakına çevirmiştir. Çünkü İsrail ve ABD’nin elinde, inanmış bir topluluğun zulme karşı direnişini kıracak bir plan ve program olmadığı gibi, iman gücünü imha edecek bir silah da yoktur.
İslam ülkelerinin işbirlikçi yöneticilerinin görmesi gereken gerçek, İsrail ve ABD’nin sahip olduğu zahiri gücün, iman gücü karsındaki çaresizliğidir. İslam’ın gücü Allah’ın gücüdür. İnananlar, bu güce dayandıklarından, bilirler ki bu gücü kimse yenemez.
ABD ve İsrail tarafından yürütülen bütün diplomasi girişimleri bir aldatmaca aracıdır. Atalarımız boşuna; “gâvurdan dost, ayıdan post olmaz” dememişler. Bu savaşta herkes safını belli ediyor. Bu aldatmacalardan kurtulmanın tek yolu, İslam Birliği’nin kurulmasıdır. İslam Birliği demek, D-8, D-60, D-160’ı kurmak demektir. ABD ve İsrail şeytanlığına karşı tek çare budur. Selam hidayete tabi olanlara…