Milli Görüş Tarihi Refah Partisi Dönemi - 4 Mehmet Zahid Kotku vefat etti Kemal Kaçar’a yapılan işkence

Ankara Dil Ve İstihbarat Okulu Selamet Koğuşu’nda kalan MSP lideri Necmeddin Erbakan ve arkadaşları, 13 Kasım günü aldıkları bir haberle sarsıldılar.

Şeyhleri Mehmet Zahid Kotku Efendi vefat etmişti.

Mehmet Zahid Kotku Efendi, 12 Eylül darbesinin ilk günlerinde Hac’tan döndüğünde ilk olarak Erbakan’ın durumunu sormuştu. Erbakan’ın ve parti yöneticilerinin gözetim altına alınmasına üzülen Kotku Efendi, hapisteki Erbakan’a ve arkadaşlarına birer takke hediye etmişti.

Bu hediyelerin Erbakan ve arkadaşları için manası büyüktü. Bu takkeleri namaz esnasında başlarına taktıklarında kendilerini İskender Paşa Camiinde şeyhleri Mehmet Zahid Kotku Efendi’nin sohbetinde hissediyorlardı.

Mehmet Zahid Kotku o günlerde hastaydı. Hastalığı Erbakan ve arkadaşları tarafından biliniyordu. Nitekim 13 Kasım 1980 günü ulaşan acı haberle Mehmet Zahid Kotku’nun vefat ettiğini öğrenmişlerdi. Bu acı haber, tutukluluk zorluğuna eklenince tutukevindeki tüm MSP’lileri yasa boğdu. Herkesin gözlerinden sessizce yaşlar akıyordu.

Erbakan ve Fehim Adak ise, hıçkırıklarını tutamıyorlardı. Fehim Adak o kadar kendini kaybetmişti ki, Erbakan Hoca’nın cenaze törenine katılması için yetkililerden izin almayı bile düşündü. Ama yapacak bir şey yoktu.

Erbakan ve arkadaşları çok sevdikleri Hocalarının cenaze namazındaki o ihtişamı göremediler ama hayal ve dualarla yaşamaya çalıştılar. Erbakan, tutuklu olmanın verdiği acılardan daha ağırını çok sevdiği şeyhinin cenazesine katılamadığı için hıçkırıklarla ağlayarak yaşadı.

O gün tek üzüntüleri bu olmadı. Mehmet Zahid Kotku hazretlerinin vefatının üzüntüsünü yaşadıkları günün akşam namazı vaktiydi.

Bir astsubay, koğuşları dolaşarak yemekhanede toplanılacağı haberini verdi. Bir araya gelinmişti ki, içeriye hapishane müdürü girdi. Cebinden çıkardığı listede yazılı isimleri okudu.

“İsimlerini okuduğum arkadaşlar çok acele hazırlansınlar! On dakika sonra Mamak Askeri Tutukevi’ne nakledilecekler” dedi.

Salon derin sessizliğe büründü. Soru sorma izni verilmedi. Hapishane müdürü:

“Soru sormayın! Talimata uyun! Derhal hazırlanın!” diyerek dışarıya çıktı.

Listeden anlaşıldığına göre, milletvekilleri veya senatörler kalırken, TBMM üyesi olmayanlar Mamak’a gidiyordu.

Ertesi günü, yeni bir sürpriz uygulama gördüler. Mamak’a gönderilen MSP’den Abdurrahim Bezci ile Mehmet Okur, MHP’den de Tahsin Ünal ve Sait Bilgiç geri döndü. 50 yaşın üzerindeki Genel İdare Kurulu üyeleri, bir günlük misafirlikten sonra yüz geri edilmişti. Mamak’tan döndürülenler, büyük bir yılgınlık ve manevi çöküntü içindeydiler. Konuşmak bile istemiyorlardı.

Gözyaşları içinde:

“Sakın sormayın!” diyorlardı. “Anlatılacak gibi değil! Tam bir felket yaşanıyor. Cenab-ı Allah, orada tutulan arkadaşlarımıza yardım etsin, tez zamanda kurtarsın!”

Tıraş edilmiş saçları ve bıyıkları, sapsarı yüzleriyle ne derece korkunç gece ve gündüz geçirdikleri anlaşılıyordu.

Mamak Askeri Tutukevi’nde inanılmaz boyutta işkenceler vardı.

Mustafa Sungur: “Yeni Asya ihtilali destekleyen manşet atmalıydı!”

Nurcuların Mehmet Kırkıcı Hoca’nın başını çektiği Erzurum grubu, sevinçle karşılamıştı darbeyi. Sabah namazına hazırlanırken “Müjde Hocam ihtilal oldu” haberini aldığında:

“En kötü ihtilal şartları bile bu halden iyidir” diye karşılık vermişti.

Radyodan “Arş ileri!” diye başlayan Mehter marşını duyunca, çalan marştan “Güzel bir ihtilal” olduğu kanaatine varmışlar, konuşmaya başlayan Evren’in sözlerinden, darbenin sola ve anarşiye yönelik olduğu anlaşılınca iyice rahatlamışlardı.

12 Eylül, Nurcuları genel anlamda ikiye bölmüştü. Yeni Asya grubu darbeye karşı tavır alırken, diğer Nurcular Kırkıncı Hoca’nın önderliğinde karşı tarafta yer almıştı. Daha önceden gelen kırgınlıklar, artık ayrı saflarda yer almaya yönelik bir ayrışmaya dönüşmüştü.

Bu sebeplerle zayıflayan münasebetler, ihtilalle kopmaya dönüşmüştü. Bu ayrılığa bir çözüm bulmak zor görünüyordu. Abdullah Yeğin, Said Özdemir gibi ağabeyler daha önce farklı hizmet tarzına yöneldikleri için ayrılmışlardı. Hulusi ve Mehmet Feyzi gibi ağabeyler ise görüş belirtmiyorlardı. O yüzden gözler........

© Milli Gazete