Milli Görüş tarihi Refah Partisi Dönemi-22 Fethullah Gülen sahaya iniyor “Hz. Cebrail parti kursa ardından gitmem”

Yerel seçimlerin ardından yaşanan RP şoku, diğer partileri de etkiledi. Mesut Yılmaz, “RP'nin bu yükselişinin üzerinde herkes ciddi biçimde düşünmeli” açıklamasını yaparken, Tansu Çiller RP'ye karşı sertleşti. Çiller, Erbakan'ı taklit ederek “Sizi gidi irticacılar sizi!..” dedi. Partisinin adını yeniden MHP yapan Alparslan Türkeş, Çiller'e daha çok yakınlaştı. Kamuoyu DYP ile ANAP'ın birleşip ANAYOL'a dönüşmesini istemeye başladı.

Medyanın bastırmasıyla gündeme getirilen ANAYOL'da liderliğin kimde olacağı tartışıldı. Her iki lider de kendini düşünüyordu. Bu tartışmalardan sonra Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller birbirlerine düşman oldular. Bu durum, her iki partiyi kendi içinde kenetledi. ANAYOL hayali kısa zamanda suya düştü. Diğer yanda SHP ile DSP de birleşemiyordu. SHP genel başkanlık teklif ettiği halde, Ecevit reddetti.

Hükümet başarısızdı, muhalefet dağınıktı. Yolsuzluklar, ekonomik sıkıntılar, mafya çatışmaları gazetelerin manşetlerinde yer alıyordu. RP şoku da yatıştığı ve RP'li belediyelere alışıldığı için, medyanın ana gündemi bu konulardı. Meydan tamamen RP'ye kalmıştı. İttifak ile yüzde 17 civarında oy alan RP, tek başına yüzde 19 oy almıştı ama yakında yapılacak olan genel seçimde belki de yüzde 30 oy alacaktı.

RP adına da birbiri ardına yolsuzluk haberleri çıkmaya başladı. “Süleyman Mercimek, Bosna için toplanan yardım paralarını yerine ulaştırmadı, para RP'ye aktarıldı” iddiaları bir kampanyaya dönüştü. Bunun yanında kimi RP'lilerin laiklik karşıtı konuşmaları televizyonlarda yayınlandı.

Çiller, RP'nin üstüne gitmeyi sürdürüyordu. DEP'i Meclisten attırdığı gibi RP'yi de Meclisten attıracağını söylemeye başladı. Devlet kurumlarından RP raporları istiyordu, amacı RP'yi kapattırmaktı. Bununla da yetinmedi Taksim'de bir laiklik mitingi düzenlenmesine ön ayak oldu. RP dışında kalan bütün partileri ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i de davet etti. Ama Demirel ve ANAP katılmadı. DYP, SHP ve MHP'nin katıldığı laiklik mitingi sönük geçti.

Çiller, laiklik cephesi açtığı, RP'yi kapattırmak istediği bu ortamda, bir başka adım daha attı. Cemaatlere daha da yakın oldu.

Gülen-Çiller görüşmesi

Partisinden, ANAP'tan ve dini çevrelerden şiddetli tepki gören Terörle Mücadele Yasa Tasarısı'nın olumlu yönde değiştirilmesi için destek almak amacıyla Fethullah Gülen'le görüştü.

Çiller, bu görüşmede Erbakan'ın çok tehlikeli olduğundan söz etti. Onun gibi sahte Müslümanlara karşı, Fethullah Gülen gibi hakiki Müslümanlara ihtiyaç vardı. Terörle Mücadele Yasa Tasarısı değişikliği için destek istiyordu.

Fethullah Gülen, dini bir takım özgürlükler sağlanırsa RP ile mücadele edilebileceğini, yasayı desteklediğini söyledi. RP ve Erbakan hakkındaki düşüncelerini anlattı. Çiller, Fethullah Gülen'i dikkatle dinledi ve etkilendiğini söyledi. Fethullah Gülen de Çiller'den etkilenmişti. Çiller'e, cemaatine ait yedi okuluna Tansu Çiller adını vermek istediğini söyledi.

Görüşmenin sonunda Fethullah Hoca sordu. “Bu görüşme basına yansıyacak mı?..” Tansu Çiller, isterlerse yansıyabileceğini söyleyince, Fethullah Gülen'in yanında bulunanlardan biri konuştu. “Biz artık hocamızın meydana çıkmasını istiyoruz. Görüşlerini ve görüşmelerini kamuoyunun önünde yapma zamanı gelmiştir. Sizce sakıncası yoksa bu görüşme basına yansıyabilir.”

Görüşme basına yansıtıldı. Türkiye tarihinde ilk kez bir cemaat lideri ile bir Başbakan'ın gizli görüşmesi basına bildirildi. Gazete ve televizyonlar, günlerce bu görüşmeyi haber yaptılar.

Fethullah Gülen artık sahaya inmişti ve RP'ye karşı tavrını açıkça ortaya koymuştu.

“Hz. Cebrail parti kursa ardından gitmem”

Fethullah Gülen, RP dışı partilerin ve medyanın gözdesiydi artık. Ünlü gazeteciler, o zamana kadar pek konuşmayan Fethullah Gülen'le ardı ardına söyleşiler yaptılar. Fethullah Hoca ile ilk röportaj TRT'ye nasip oldu. Fethullah Gülen 5 Ekim 1995'de yaptığı bu konuşmada devlete bağlılığını, bağnazlığa düşman olduğunu, partilerle işi olmadığını söyledi. 12 Eylül darbesinden sonra, arandığı dönemde bile askeri birliklere gittiğini açıkladı.

TRT'de yaptığı konuşma, Fethullah Gülen'in artık devlet tarafından da kabul edilen bir güç olduğunu göstermişti. TRT'de yapılan programda söyledikleri çok kişiyi şaşkına çevirdi. Herkesin merak edip sorduğu soru, emekli bir vaiz olduğunu söyleyen Fethullah Gülen'in niçin böylesine kollandığı, neden bir güç olarak sunulduğuydu.

Ama o programda bütün dini kesimlerin tepkisini alan sözler de söylemişti. En can alıcı cümlesi ise şuydu. “Hz. Cebrail bile parti kursa ben ardından gitmem yani...”

“Erbakan'ın partisine kesinlikle destek olmuyorum” anlamındaki bu sözü, ortalığı ayağa kaldırdı. İslamcı çevreler, Fethullah Gülen'i eleştiri yağmuruna tuttu. Kızgınlıkları parti hakkında söylediklerine değil, “Hz. Cebrail bile olsa...” sözüneydi. Bir Müslümanın söyleyemeyeceği bir sözdü bu. Fethullah Hoca kimdi ki, Peygamberlerden üstün olan Meleklerin bile peşinden gitmeyeceğini söyleyebiliyordu.

Bu sözleri, yoğun tepkilere neden oldu. Cemaat çok zor duruma düştü, o sözler savunulacak gibi değildi. “İslam fıkhına göre bu sözleri söylemek insanı küfre götürür” yorumları yapıldı. Diğer tarikat liderleri, din bilginleri, âlimler de bu sözlerin “küfr” olduğunu dile getirdiler. Onlara göre, Fethullah Hoca kesinlikle “tövbe istiğfar” etmeliydi.

Cemaat mensupları sıkıntılıydı. Bu Fethullah Hoca'nın kaçıncı gafı olmuştu, tam da iyi bir noktaya gelinmişken niçin böyle gaflar yapıyordu.

RP'lilerin Fethullah Hoca’ya bakışı

Fethullah Gülen'in TRT'ye çıkıp konuşmalar yapması her kesimi şaşırtmıştı.

RP'li taban, Fethullah Gülen'in RP'ye yönelik tavırlarına alışkındı, bu yüzden pek ciddiye almıyorlardı. Yine de, Erbakan'dan Fethullah Gülen'e haddini bildirecek bir cevap vermesini beklediler. Erbakan, sadece “Fethullah Gülen kardeşimizdir, görüşmemize gerek yok, aramızda kalpten kalbe yol vardır” cevabını verdi. Kimi RP'liler bu cevabı yetersiz bulsa da, çoğu RP'li “Erbakan'ın konuşmaması daha iyi” düşüncesini taşıyordu. İki Müslümanın kamuoyu önünde karşılıklı tartışması uygun değildi. Erbakan açıktan bir şey demese de, yakınlarına söyledikleri sözler vardı ve bunlar tabana ulaşıyordu. Bu söylentilere göre Erbakan, Fethullah Gülen için “Allah onu ıslah etsin, dünya için ahiretini kaybediyor haberi yok..” demişti.

Fethullah Hoca'nın RP'ye alternatifmiş gibi ortaya çıkması kendi cemaatinde de tartışmalara yol açtı. RP böyle hızla gelişirken, cemaatler RP'ye destek olurken, Fethullah Hoca'nın açıktan açığa “RP'ye karşı-Çiller'e yakın” tavır alması ne demekti?.. Daha düne kadar muhafazakârlara hakaret yağdıranlarla böylesine bir işbirliği uygun muydu?..

Cemaatin ağabeyleri ve ileri gelenleri çok zorlanıyorlardı bu sorular karşısında. “Hz. Cebrail bile...” sözüne cevap vermek güçtü. Genelde “Hocamızın bir bildiği vardır” klasik cevabı veriliyordu. “O partiler hizmetlerimizin yayılmalarına vesile oluyorlar, bu da Allah'ın bir lütfu” sözleri verilen cevaplardan bir başkasıydı. Hem Çiller'in, hem de SHP'lilerin eliyle Allah cemaate yardım ediyordu, bunda büyük bir hikmet vardı.

RP'lilere ise şöyle söylüyorlardı: “Cemaat aslında RP'ye karşı, hatta oylarla RP'ye yardımcıyız ama bunun yanında şartlar gereği DYP'yi, ANAP'ı hatta SHP'yi kullanarak hizmetin gelişmesine katkıda bulunuyoruz. Hocamız onları RP kozuyla kullanıyor. ‘Hz. Cebrail’ sözü yanlış yorumlanmıştır, hocamız hiç bir partiyle ilgisi olmadığını anlatmak için söylemiştir. Belki maksadını aşmıştır ama kesinlikle kötü niyetli değildir.”

“Erbakan kötü, Fethullah cici” dönemi

Dindar çevrelerde bu tartışmalar yaşanırken, diğer kesimlerin gözünde Fethullah Gülen, artık aydın bir din adamıydı. Fethullah Gülen ve Nurculuk hakkında yazılar yazılma, diziler hazırlanma dönemi başladı.

Onlara göre, Fethullah Gülen, Erbakan'ın panzehiriydi. Erbakan ne kadar katı, hayalci, Arapçı, istismarcıysa Fethullah Gülen o kadar yumuşak, hoşgörülü, Anadolu Müslümanı, samimi, aydın bir din adamıydı.

Kısacası onlara göre Erbakan kötü, Fethullah iyi hocaydı. RP'nin seçeneği olarak kamuoyuna sunulan Fethullah Gülen, RP'ye karşı oluşturulan İslami cephenin lideri olmuştu artık.

Erbakan'ın bağnazlığına (!) karşı, Fethullah Hoca'nın hoşgörüsü her tarafa yayılıyordu. Gerçekten de Fethullah Gülen RP haricinde herkese hoşgörülüydü ve Erbakan dışında her liderle basına yansıyan görüşmeler yapıyordu.

Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, sağdan soldan, sanatçıdan, futbolcudan pek çok birbirine karşı isme hoşgörü ödülleri dağıtıyordu.

Fethullah Hoca'nın hoşgörüsü kadar, okulları, cemaatleri, şirketleri, dershaneleri ve diğer etkinlikleri de hızla yayılmaya başlamıştı.

Fethullah hoca artık Hocaefendi oluyor

RP dışı partiler ve medya ile iyi ilişkiler kuran Fethullah Hoca'nın saygınlığını ve İslami cemaatler üzerindeki etkinliğini daha iyi artırmak için Zaman gazetesi tarafından Fethullah Gülen'e ‘Hocaefendi’ unvanı verildi. Gazetede birbiri ardına “Fethullah Gülen Hocaefendi” ile “Ufuk Turu” konuşmaları yapıldı. Gazetenin haberlerinde, dizilerinde ve köşe yazılarında hep “Hocaefendi” diye anıldı.

Zaman Gazetesinin yöneticilerinden ve hocanın o dönemdeyakınlarından olan Hüseyin Gülerce, “Herkesin Hocaefendisi” diye yazı yazdı. (17 Ağustos 1995)

“Hocaefendi” unvanı benimsendi ve Fethullah Gülen herkesin hocaefendisi oldu. Fethullah Gülen'e “Hocaefendi” demeyip, sadece “Hoca” diyenlere kötü gözle bakıldı. “Hoca” sıradandı ama “Hocaefendi” her şeyin üstünde bir makamdı. Bu unvanla Fethullah Gülen, RP dışı çevrelerin de yardımıyla İslamcı kesimin halifesi haline getirilmişti adeta.

Bazen yanlışlıkla Fethullah Hoca diye yazan Zaman gazetesinin yazarları uyarılıyor, Fethullah Hoca, Hocaefendi olarak düzeltiliyordu. Diğer İslami kesimlerin yayın organlarında “Fethullah Hoca” yazıldığı zaman telefon açıp, Hocaefendi diye yazmaları rica ediliyordu.

Medyanın büyük kısmı “Hocaefendi” unvanını hemen benimsemişti. Kimi yazarlar Fethullah Hocaefendi'den övgüyle bahsederek, Erbakan ile Fethullah Gülen Hocaefendi karşılaştırmaları yapıyorlardı.

Fethullahçılar bu yeni unvandan ve bu unvanın büyük gazetelerce de benimsenmesinden memnundu. Fethullah Gülen üstünlüğünü kabul ettirmişti. Rüyalarında bile göremeyecek konuma gelmişlerdi.

Bazıları, “Hocaefendi bir parti kursa kesin iktidara gelir” hayalleri kurar oldu. “İnşallah ona da sıra gelecek” konuşmaları yapılıyordu.

Fethullah Gülen hükümetle, medyanın büyük bir kesimiyle iç içeydi. Etkinliğini her gün artırıyordu. Gülen, yeniden kurulan CHP ve Cumhuriyet Gazetesiyle de ilişki kurmak istiyordu. CHP lideri Deniz Baykal ile de görüşmek istediğini söyledi. Cumhuriyet gazetesini ziyaret ederek, İlhan Selçuk'la da görüşmek arzusunda olduğunu belirtti. İlhan Selçuk da köşesinde bunu açıkladı. (8 Ekim 1995, Yine Fethullahçılar yazısı)

CHP liderliğine Deniz Baykal gelince hükümette kriz yaşandı ve hükümet bozuldu. DYP lideri Tansu Çiller azınlık hükümeti kurmaya çalıştı. En büyük destekçileri DSP lideri Bülent Ecevit ile MHP lideri Alparslan Türkeş'ti. Çiller özellikle Türkeş'e büyük tavizler vermişti. Altı bin kadro ile bürokrat atamalarında Türkeş'le uzlaştı. MHP'nin gözü Milli Eğitim Bakanlığı'ndaydı.

Ama o bakanlıkta Fettullahçıların ağırlığı vardı. Üstelik o bakanlıkta MHP-Fethullahçı çekişmesi yaşanıyordu. Eğer MHP'ye bu konuda taviz verilirse, MHP'lilerin zaten eskiden beri pek sevmedikleri Fethullahçıların bakanlıktan temizlenmesi söz konusu olacaktı.

Diğer yandan, Çiller kendilerine söz vermiş olmasına rağmen, ordudan Fethullahçılar atılmaya devam ediyordu. Bu gelişmeler Hocaefendi'yi rahatsız etti.

Zaman gazetesinin Ankara bürosuna gazetecileri davet edip, onlarla sohbet etti. Ertesi gün Fethullah Gülen gazetelerin manşetinde, televizyonların haber bültenlerindeydi.

Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre, Çiller'in hükümeti bozması bir hataydı. Alternatif ortaya koymadan bu hükümet bozulmamalıydı. 1950'den sonra gelen Başbakanlar arasında orduya en sıcak Başbakan Tansu Çiller'di.

Şu anda ordu içinde bir kıpırdanış vardı. Hatta bu hükümet etrafında kayırılan birinin açık tavırları vardı. “Bu adamı kayırmayın, kollamayın, çaresine bakın” dediği halde, “hayır endişe etmeyin, endişe ettiğiniz kadar zararlı bir insan değil” dedikleri insanın tavrı vardı. Kimin olduğunu herkesin tahmin edeceği biriydi o. Fethullah Gülen yetkililerden biriyle telefonla görüşmüş, bunu ona da söylemiş, o da bu meseleye hayır diyememişti.

Refah Partisi için de görüş bildiriyordu Fethullah Hoca. “Refah Partisi seçimi kazanabilir belki ama hükümet olması kolay değil. Hükümeti yönetmek belediye yönetmeye benzemez. Refah Partisi iktidar olursa Batı dünyası Türkiye'ye sırtını döner.”

Konuşmanın Refah'la ilgili kısmı RP'lileri, muhtıra ile ilgili bölümü ise ona yakın olan medyayı ve Genelkurmay'ı kızdırdı.

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 23

RP yüzde 21.4 oyla birinci parti

Askerin talimatıyla kurulan hükümet: Anayol


© Milli Gazete