Milli Görüş Tarihi refah Partisi Dönemi - 17 - Yeni Asya-Yeni Nesil ayrılığı ANAP’ın başına Mesut Yılmaz geliyor
Said Nursi'nin ölümünden sonra birkaç bölünme yaşayan Yeni Asya cemaati en büyük darbeyi Mehmet Kırkıncı grubunun 12 Eylül'den sonra ayrılışıyla yemişti. Mustafa Sungur’un etrafında toplanan ve Meşveret cemaati olarak anılan grup diğer ağabeyleri de çektiği için Nurcuların büyük çoğunluğunu temsil ediyordu.
Diğer yandan Fethullah Gülen de, Nurcu adını kullanmadan kendine has büyük bir cemaat oluşturmuştu. Onun cemaati Fetullahçılar adıyla anılıyordu. Mustafa Sungur’un ve Fethullah Gülen’in grubu, Özal iktidara geldikten sonra devletten maddi manevi büyük destek almış, her iki grup da Türkiye sınırlarını aşarak başta Orta Asya’daki Türk devletleri olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösterecek büyüklüğe ulaşmışlardı.
Her iki grup da Türkiye’nin her noktasında, kasabalara varıncaya kadar dershane, yurt, okul açmıştı. Mustafa Sungur cemaatinin bir yayın organı yoktu. Fethullah Gülen grubu daha önce Ankara’da yayınlanan Fehmi Koru, Nabi Avcı, Ali Bulaç, Mehmet Doğan gibi isimlerin yazdığı Zaman gazetesini Alaaddin Kaya vasıtasıyla satın almış, Zaman gazetesi cemaatin yayın organı olmuştu. Bir de 1978’den bu yana yayınlanan Sızıntı dergisi vardı. Mustafa Sungur, Mehmet Kırkıncı gibi isimlerin bulunduğu Meşveret grubu ise çoğunlukla Sakarya grubunun yayınladığı Zafer dergisini takip ediyordu.
1990'ın başında, Ocak ayında Yeni Nesil gazetesini yayınlayan Yeni Asyacılar yeni bir bölünme daha yaşadı. Bu ayrılık Üç Mehmet’lerin anlaşmazlığından kaynaklanan bir gelişmeydi.
Bu bölünme siyasi ve dini nedenlere dayanmıyor, Mehmet Kutlular'ın şahsından, tavırlarından kaynaklanıyordu. Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci gibi ağabeylerle, Bekir Berk, Yavuz Bahadıroğlu gibi cemaatin ağabey kadar saygı duyduğu ve sevilen isimleri sıkıntılıydı. Mehmet Kutlular'ın asabi oluşundan, kendini cemaatin lideri gibi görmesinden, cemaati neredeyse bir partinin derneğine dönüştürmesinden, bir de ”Yakın Tarih Ansiklopedisi” adı altında Kemalizme, Atatürk'e ve İnönü'ye çok sert eleştiriler yapılmasından uzun süre rahatsızdılar. Özellikle Mehmet Fırıncı, Yakın Tarih Ansiklopedisi’ne başından beri karşıydı.
Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik, Bünyamin Ateş gibi isimlerin hazırladığı bu ansiklopedi, onlara göre gereksiz, zamansız bir çalışmaydı ve düzenin bütün şimşekleri üzerlerine çekilmişti. Oysa Bediüzzaman'ın tabiriyle “Husumete vaktimiz yok, biz muhabbet fedaileriyiz” sözü uygulanmalı, kavgaya girilmemeliydi.
Yıllardır Cağaloğlu'nda faaliyet gösterdikten sonra, Yeni Bosna'da yaptırılan binaya taşınan cemaatte muhalif sesler gün geçtikçe yükseliyordu. Mehmet Kutlular bu cemaati hep geriletmiş, pek çok sevilen insanı cemaatten koparmış ve büyük dava onun yüzünden hep küçülmeye maruz kalmıştı. Yetmişli yılların devasa cemaat bütünlüğünden eser yoktu.
Yeni Asya Nurculuğun ana omurgası iken, şimdi çoğu Nurcuların uzak durduğu, zararı her geçen gün büyüyen, ancak birkaç bin kişinin okuduğu bir gazeteye dönüşmüştü. Gazete beyaz eşya ve araba satış işlerine girmiş, kıza zamanda büyük zarara uğramıştı. Mehmet Fırıncı, “Her gün bir otomobili Sarayburnu’ndan denize atıyoruz” diyordu.
Kutlular'ın devlet eliyle Nurcuları parçalamak için görevlendirildiğini düşünenler bile vardı. İşi hep şahsileştirmiş ve hep kendini ön plana çıkarmıştı. Cemaat artık Nurcu diye değil, “Kutlular grubu” veya “Demirelci Nurcular” diye anılır olmuştu.
Demirel'i sonuna kadar savunmak ne kadar doğruydu?.. Bu tavır yüzünden koca cemaat küçülürken, ayrılan gruplar ise büyümüştü. Üstelik ayrılanlar iyi yönetimle şirketleşmişler, parasal açıdan da iyi bir noktaya gelmişlerdi.
Mesela Fethullah Hoca ve cemaati bugün her yönüyle en güçlü cemaat olmuştu. Zaman gazetesi çok satan gazete haline gelmişti. Hüseyn Hilmi Işık’ın fazla taraftarı olmayan Işıkçılar cemaati bile damadı Enver Ören vasıtasıyla Türkiye Gazetesi’ni kendine has promosyonlarla en çok satan gazete yapmayı başarmış, üstelik şirketleriyle de hayli güçlenmişlerdi. Bir zamanlar Yeni Asya cemaatinin içinde küçük bir damla olan Fethullah Gülen derya haline gelmişken, derya gibi Yeni Asya cemaati damlaya dönüşmüştü.
Fethullah Gülen, Mehmet Kırkıncı, Mustafa Sungur, Hekimoğlu İsmail haksızdı da bir tek Mehmet Kutlular mı haklıydı? Aslında Yeni Asya'cılar bu tür sorularla kendi tarihlerini tartışıyordu.
Kutlular ekibi gazete binasına sokulmuyor
Bugüne kadar MSP ile, sonra ANAP ile Demirel adına kavga edilmişti de ele ne geçmişti?.. Uğruna böylesine kavgalar verilen Demirel bu cemaate ne gibi bir hayır işlemişti? Tam tersine Demirel yüzünden cemaat bölünmüştü. En zor günlerinde sadece Yeni Asya cemaatini yanında bulabilen ve bu cemaatin yayın organları sayesinde sesini duyurabilen Demirel, şimdi yeniden güçlenince yine büyük gazetelerle içli dışlı olmuş, Cüneyt Arcayürek gibi solcu yazarlara daha çok itibar etmiş ve bu tarafa artık bakmamıştı. Böyle kendini düşünen, dün dündür bugün bugündür gibi anlayış sahibi, bir adamdan daha ne bekleniyordu?..
Bu tarz eleştiriler ve kulisler öyle yaygınlaştı ki, cemaat mensupları birbirine girdi. Mehmet Kutlular ve yanında yer alanlar diğerlerini Erbakancı olmakla, Özalcı olmakla suçladı, bu olayda ABD'nin parmağı olduğu dahi iddia edildi. Kutlular, yaşça büyük olan Mehmet Fırıncı’nın aslında cemaatin lideri olmak istediği için kendisini çekemediğini düşünüyordu. Yeni Asya'da kılıçlar çekilmişti.
İyi bir hukukçu olan ve 70’li yılların ortasonda hakkında çıkan bazı suçlamalar nedeniyle Mehmet Kutlular tarafından Suudi Arabistan’a gönderilen ve yenilerde Türkiye’ye dönüş yapan avukat Bekir Berk, Mehmet Fırıncı ile M. Emin Birinci'nin üzerinde olan gazete, bina ve yayınevini koz olarak kullandı. Bir sabah gazete binasına gelen Mehmet Kutlular ekibi, kendilerini içeriye almamak üzere bekleyen polislerle karşı karşıya geldi.
Gazetenin ve yayınevinin sahibi sayılan ve lider konumunda olan Mehmet Kutlular'ın, hukuken sahipleri görünen Mehmet Fırıncı ve M. Emin Birinci'ye karşı yapabileceği bir şeyi yoktu.
Sabah erken gelen ama kapı kapalı olduğu için dışarda kalan ve içeriye giremeyen Kutlular taraftarları da, bir umut kapının açılmasını günlerce bekledi. Ancak hukuken Mehmet Fırıncı ekibi binanın, gazetenin ve matbaanın sahibi olduğu için, Kutlular ve destekçileri ayrılmak zorunda kaldılar.
Mehmet Kutlular, Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş, Burhan Bozgeyik, İsmail Mutlu, Şaban Döğen gibi isimler Yeni Nesil'in kapısının dışında kalan isimlerdi. Yeni Nesil'de Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci, Yavuz Bahadıroğlu, Safa Mürsel, Ümit Şimşek, Haluk İmamoğlu, Bekir Berk, Mehmet Paksu, İhsan Atasoy, Mustafa Çalışan, Cemal Uşak, Gülay Atasoy, Esra Nuray Sezer gibi isimler kaldı.
Kutlular ekibi Yeni Asya gazetesini yeniden çıkarıyor
Fakat cemaatin önemli bir bölümü Kutlular ekibinden yana tavır aldı. “Allah bir kapıyı kaparsa, başka bir kapıyı açar” diyen Mehmet Kutlular kısa bir zaman sonra kalan cemaatin himmetiyle Yeni Asya gazetesini yeniden yayınlamaya başladı. Yeni Asya Neşriyatı adında bir de yayınevi kuruldu. Mustafa Kaplan, İslam Yaşar, Bünyamin Ateş, Burhan Bozgeyik, M. Latif Salihoğlu, İsmail Mutlu, Şaban Döğen, Cemil Tokpınar, Kazım Güleçyüz, Cevher İlhan, H. İbrahim Özdabak, Abdülkadir Selvi, Ali Toker, Abdullah Eraçıkbaş, Ali Hakkoymaz, Faruk Çakır gibi isimler yeniden yayına başlayan Yeni Asya gazetesinin yazarlarıydı.
Bütün bu gürültülü kopuşa rağmen Mehmet Kutlular kalan cemaatin çoğuna hâkim olmuştu. Yeni Nesil'in cemaati artmadı, tabanın büyük kısmı Yeni Asya'yı tercih etti. Yeni Nesil gazetesi bir süre sonra kapanmak zorunda kaldı. Yeni Nesilciler gazeteyi kapattıktan sonra şirketleşmeye ağırlık verdiler. Yayıncılık, Otomotivcilik ve Üniversiteye hazırlık dersaneleri ve radyo yayını üzerinde faaliyet göstermeye başladılar.
Yeni Nesilciler ve Yeni Asyacılar diye ikiye ayrılan cemaat, birbirlerine kırgın, kızgın ve öfkeliydi. Nurculuk tarihinin en dramatik ayrılığı yaşandığı için büyük üzüntü yaşanıyordu.
Mehmet Kutlular Yeni Asya’yı yeniden yayınlar, Risale-i Nur külliyatını basarken, Yeni Nesil gazetesini kapatan Nesil grubu, Nesil Yayınları adıyla kitap yayıncılığında 70’li yıllardaki Yeni Asya Yayınları dönemini yeniden yaşamaya başladı. Cemaatin en bilinen yazarlarının kitapları yayınlandığı için, kitaplarla Nurcuların geneline hitap eden konuma sahip oldu.
Mehmet Fırıncı grubunun Moral FM’i ve kitap yayıncılığı
Özellikle Moral FM ile yapılan radyo yayınları, Nesil camiasının en başarılı faaliyetiydi. Nurcuların tek radyosu olduğu için bütün diğer Nurcu gruplar da dinliyor, Mustafa Sungur, Mehmet Kırkıncı ve diğer ağabeyler, akademisyenler, tanınmış isimler radyonun programlarına katılıyordu. Mustafa Sungur ve Fethullah Gülen grupları, Kutlular’dan ve Demirelcilikten kurtulan Nesil camiasını kendilerine yakın görüyorlardı.
Nesil camiasının ağabeyi pozisyonunda olan Mehmet Fırıncı, sevimli, sempatik ve mütevazi halleriyle Nurcuların geneli tarafından sevilen, hürmet gösterilen bir isimdi. Nurculuk tarihinde yayıncılığı başlatan, “Ah lahana yaprağı kadar gazetemiz olsa” diyen Mehmet Fırıncı, Risalelerin ilk basımında, gazete ve kitap yayıncılığında oldukça etkin çalışmalar yapmıştı. Son derece girişimci, pek çok icraatın fikir babasıydı aynı zamanda. Ama bunların ötesinde ufak boyuyla, her zaman gülümseyen yüzüyle, herkesi hayran bırakan tevazusuyla, herkesle kolay iletişim kurmasıyla seviliyordu. Kendisine onca imkân sunulmasına rağmen Sarıyer’deki evine yaşlı haliyle otobüslerle, minibüslerle gider, bu yolculuklarda gençlere bile yer vermeye kalkardı. Sarhoşla da, çocukla da, profesörlerle de rahat diyalog kurabiliyordu. Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram, Kemalettin Özdemir gibi Said Nursi’nin yakın talebeleri, bu son ayrılığı hayırlı buluyorlardı.
Nesil cemaati tabanı fazla olmamasına rağmen, kitap ve radyo yayıncılığıyla bütün Nur cemaatlerini etkileyen, diğer cemaatlerin yayın ihtiyacını karşılayan, her cemaatin katıldığı sempozyumlar düzenleyen, ortak organize toplantılar tertipleyen bir güce sahip olmuştu.
ANAP’ın yeni lideri Mesut Yılmaz
Özal Cumhurbaşkanı olunca ANAP'ın başına muhafazakâr gruptan Yıldırım Akbulut getirilmiş ama basın başından beri onu küçümsemiş, hakkında fıkralar uydurmuştu.
Çok geçmeden parti içinde etkin olan liberaller dışişleri bakanlığı yapmış olan Mesut Yılmaz'ı partinin başına getirdiler. Medyanın da desteğini alan Mesut Yılmaz, Özal'ın kendisini istememesine rağmen delegelerin çoğundan oy aldı ve hem ANAP Genel Başkanı, hem de Başbakan oldu. (15 Haziran 1991)
Mesut Yılmaz'ın ANAP'a genel başkan olması parti içi dengeleri bozdu. Cumhurbaşkanı Özal, Yılmaz'ı beğenmediğini, onun partiyi bitireceğini açıkça söylemeye başladı. Muhafazakârlar da Mesut Yılmaz'ı sevmediler, hatta onun masonlar tarafından Özal'a rağmen partinin başına getirildiğini iddia ettiler.
Mesut Yılmaz, açıkça muhafazakârlara karşı tavır almıştı. Tarikat ve cemaatleri kızdıracak kimi açıklamalar yapıyordu. “ANAP'ın tarikat ve cemaatlere ihtiyacı yok”' diyordu.
Seçime bir buçuk yıl kala erken seçim ilan etti. Çağdaş, genç, modern bir parti lideri imajıyla daha çok oy alacağını düşünüyordu.
Fethullah Gülen, İsrailli çocuklara ağlayınca
1990 Ağustos ayında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan Körfez Krizi sırasında ABD ve müttefikleri Irak'ı bombaladılar. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin daha önce müttefiki olduğu Batı'ya kafa tutmuştu. Irak-İran savaşı boyunca Irak'a destek olan Batılı devletler ise, bu kez Irak'a karşı birleşmişlerdi.
Her gün ABD gemilerinden uçaklar havalanıyor başta Bağdat olmak üzere Irak'ın çeşitli bölgelerine bomba yağdırıyordu. Irak da bu arada direndiğini göstermek amacıyla Suudi Arabistan ve İsrail'e Scud füzeleri fırlattı. Bu savaşta mağdur olan Irak'ın sivil halkıydı, günde binlerce insan ve bebek ölüyordu. Dünya bu savaşı televizyonlarından CNN aracılığıyla bir dizi film gibi izliyordu.
Irak, İsrail'e füze fırlatınca Batı ayağa kalktı. İsrail başta olmak üzere o bölgedeki ülkeler, kendilerini Irak füzelerinin tehdidi altında hissettiler.
ABD-Irak savaşı Türkiye'yi de ekonomik açından olumsuz yönde etkiledi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Bir koyup üç alacağız” diyerek ABD yanlısı tutum izlemiş, fakat savaş Türkiye'yi ekonomik sıkıntıya sürüklemişti.
Savaşın Türkiye'ye bir başka etkisi de, siyasilerin arasındaki görüş ayrılığını derinleştirmiş olmasıydı. Hükümet kanadı ABD yanlısı tutum içindeyken, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan Irak'ın yanında yer aldı. Demirel bile Irak'a yapılan saldırıyı kınadı. Bu kamplaşmaya cemaatler de karıştı. İslami grupların çoğunluğu ABD'ye karşıydı. Türk medyasında doğrudan Irak'ı savunan Milli Gazete ve Yeni Asya Gazetesi vardı.
İşte böyle bir dönemde Fethullah Gülen, Körfez Savaşıyla ilgili bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında Irak bombardımanında zarar gören İsrailli bebeklerin kendisini çok üzdüğünü belirtti. “Saddam’ın attığı füzelerden korkan Yahudi çocukları için yüreğinin eridiğini ve çok ağladığını” ifade ederek şunları söyledi:
“İsrailli çocuklara üzülüyorum. İsrail'de bomba tehdidi altındaki Yahudi çocukları için yüreğimin yağları eriyor, onların başında patlayan bombalar sanki içimde patlıyor.”
Fethullah Hoca'nın Irak’ta öldürülen binlerce çocuktan söz etmeyip, İsrailli bebeklere üzülüp yüreğinin yağlarının erimesinden bahsetmesi, kendi tabanını da, bütün dini çevreleri de şok etti. Özellikle RP'liler Fethullah Hoca'ya kızdılar. Milli Gazete açıkça Fethullah Gülen'i eleştiren yayın yaptı. Mukadder Başeğmez, Fethullah Hoca'nın aleyhinde çok sert bir yazı yazdı.
Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 18
Nurculardan RP’ye destek açıklaması
