menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli Görüş Tarihi Refah Partisi Dönemi - 16 - Refah’ın Beyoğlu sürprizi Özal cumhurbaşkanı, muhafazakârlar RP’ye

9 0
24.02.2026

1989 Yerel seçimleri, 12 Eylül darbesinden sonra MSP’nin yerine kurulan Refah Partisi için çok önemliydi. RP İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın % 3 bile oyu olmayan Beyoğlu’ndan aday olduğu seçimde RP’nin %22.83 oy alıp, 1500 oy eksikle Belediye Başkanlığını kıl payı kaçırması bu seçimin en önemli hadisesi oldu.

RP’liler aslında birinci olduklarına inanıyor, seçimi sandıkta kaybettiklerini düşünüyorlardı. Bu seçimde büyük bir gayretle çalışan Roman vatandaşlar ve genç kızlar hem üzgün, hem sinirliydiler.

Roman vatandaşların lideri gibi olan Kudret Yıldız, seçim sabahı gün doğmadan üstünde pijamalarıyla partinin Seçim Koordine Merkezi’ne geliyor, her sandığın başına adamlarını koyuyor, kuş uçurtmuyordu.

Bu seçimde ortaya çıkan bazıları açık, çoğu üniversite öğrencisi kızlar da, basında haklarında bazı kötüleyen haberler çıktığı için sandık başında olamamışlardı. Buna rağmen %22.83 gibi inanılmaz bir oy alınmıştı.

Ancak Refah Partililer, birinci parti olduklarından ve başkanlığı kazandığından emindi. Çünkü sonuç birleştirme tutanaklarında pek çok usulsüzlük tespit etmişlerdi. Meselâ 310 seçmenin oy kullandığı sandıktan CHP’ye 522 oy çıkmıştı, bunun gibi örnekler çoktu ama yapılan itirazlar Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu Başkanı Hakim Nazmi Özcan’ın umurunda bile değildi.

Nazmi Özcan, bir ara oturduğu koltuktan kalkmak istedi, yapamadı geriye yığıldı. Çünkü sarhoştu. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nden Başkomiser Rasim Şimşek, Nazmi Özcan’ı alkol muayenesi için kontrole götürmek istedi, fakat amiri “Başıma iş alırım” korkusuyla izin vermedi.

Ama Refah seçmenleri çok kızgındı. “Siz sarhoşsunuz!” dedi Nazmi Özcan’a. “Ayakta duramıyorsunuz, bu kafayla mı adalet sağlayacaksınız?”

Adam gözlerini zorlukla aralayıp bakabildi, konuşamadı bile. Ama, “Görev başındaki hakime hakaret ettiği” için Beyoğlu belediye başkanı adayı olan Erdoğan’ı mahkemeye verdi. Erdoğan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ama bir hafta Bayrampaşa cezaevinde yattı.

Cezaevine girdiğinde Ramazan ayı başlamıştı. Koğuşu belli olduktan sonra, bir köşeye çekilip yanında getirdiği Kur’an mealini okumaya başladı. Kaldığı bir hafta boyunca koğuştakilere Meal okudu, Erbakan’ı, RP’yi, Milli Görüş’ü anlattı.

İstanbul’da Arnavutköy ile Sultanbeyli’nin kazanılması

Refah Partisi en büyük sıçramayı beklenmedik şekilde Beyoğlu’nda yapmıştı ancak diğer ilçelerde de gözle görülür oy artışına sahip olmuştu. Özellikle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yüzde 10 sınırını geçen yerler çoğalmıştı.

Partinin Türkiye genelinde yüzde 9.8 oy almak, kısa zamanda yüzde 10 barajını aşacağının işaretiydi. Refah Partililer yine meydandaydılar ve çalışmalarına eskisinden daha fazla hız verdiler. SHP sürpriz bir şekilde birinci parti çıkar, Demirel’in partisi DYP gün geçtikçe oyunu artırır, yüzde 21’e ulaşırken ve ANAP yüzde 20 oy kaybına uğrar hezimet yaşarken, basında RP’nin ayak sesleri duyuluyor yorumları yer alıyordu.

Konya, Kahramanmaraş, Sıvas, Şanlıurfa, Van illeriyle, 21 ilçe ile 46 belde de belediye başkanlığının RP’ye geçmesi kadar, İstanbul’da Arnavutköy ve Sultanbeyli’nin kazanılması Refahçıları sevindirirken, bazı köşe yazarlarını laiklik adına endişeye sürüklüyordu.

Oysa Avrupa yakasının en ucundaki Arnavutköy ile Anadolu yakasında Sultanbeyli o zaman henüz ilçe değil belde statüsündeydi. Ama basına göre Avrupa ve Asya tarafının en ucunda bulunan iki küçük beldeyle RP İstanbul’u muhasara altına almıştı. Refah Partililer de buna inanıyorlardı. Gerçekten de bu beldelerde kısa zamanda öyle bir gayret ortaya kondu ki bütün Türkiye’de Refah Partisinin merhamet belediyeciliği konuşulur oldu. Basın ise özellikle Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak’ın “Rüşvet alan da veren de melundur” yazısını belediye binasına asmasını, kravat takmamasını, sakalını irtica alameti sayıyordu.

Özal cumhurbaşkanı, muhafazakârlar RP’ye

Dört eğilimi birleştiren ANAP gün geçtikçe erirken, dört eğilimin gerçek sahipleri güçlerini artırıyordu. Bunun yanı sıra ANAP içinde dört eğilimin birbirleriyle kıyasıya mücadelesi vardı. Her eğilim partiyi ele geçirmek istiyordu. Muhafazakâr ve liberal ağırlıklı iki ana grup, neredeyse ayrı partilermiş gibi hareket etmeye başladılar.

DYP lideri Demirel, Özal’a karşı çok sert muhalefete başlamıştı. Etkin çevreler yavaş yavaş Demirel’in tarafında yer aldılar. Demirel, Özal’dan hesap soracağını, ANAP dönemindeki yolsuzlukları Yüce Divan’a vereceğini söylüyordu.

Bu gelişmeler üzerine Turgut Özal, yakında görevi bitecek olan Kenan Evren’in yerine Cumhurbaşkanı adayı olmaya karar verdi. Partisinde yeterli sayıda milletvekili varken, bu fırsatı kaçırmamak niyetindeydi. Yoksa bir daha Başbakanlık fırsatı bile eline geçmeyebilirdi.

Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan Turgut Özal, yoğun tartışmalara, muhalefetin sert eleştirilerine rağmen Cumhurbaşkanı seçildi. Özal, Celal Bayar’dan sonra ikinci sivil cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. (9 Kasım 1989)

Özal Cumhurbaşkanı olunca ANAP’ın başına muhafazakâr gruptan Yıldırım Akbulut getirilmişti. Yıldırım Akbulut kimsenin beklemediği, ummadığı bir isimdi. İcraatlarından çok bir zamanlar Hal Müdürlüğü yapmış olması ve hakkında fıkralar uydurulmasıyla tanınıyordu. ANAP içinde bile çok kimse Yıldırım Akbulut’un başbakanlığını ciddiye almadı. Özellikle basın Akbulut hakkında küçük düşürücü haberler yapıyor, DYP lideri Demirel’i yücelten manşetler atıyordu. Basının büyük bir kısmı DYP’ye yönelmişti.

Böyle olunca çoğunlukla ANAP’ı destekleyen cemaatlerde kafa karışıkları oluşmaya başladı. Kimileri RP’ye yönelirken, önemli bir kısmı DYP’ye dönmeye başladı. Gerçi Nurcuların Mehmet Kırkıncı’nın da içinde olduğu Mustafa Sungur liderliğindeki Meşveret Grubu, Fethullah Gülen’in cemaati ve Süleymancılar ANAP’ı desteklemeye devam ediyordu. Ancak halk tabanında DYP ve RP’ye ilginin günden güne arttığı da gözle görülür bir gelişmeydi.

Gülen türbanı eleştiriyor

YÖK 1982 yılında yayınladığı kıyafet genelgesi ile türbanı yasaklamış, 1984’de ise başörtüsü yasağını kaldırmıştı. Fakat üniversitelerde disiplin suçu gerekçesi ile 1987’de yeniden yasaklandı. Özal Hükümeti başörtüsünü serbest bırakmak için YÖK yasasında değişiklik yapsa da veto edilmişti. Özal Hükümeti ikinci yasa değişikliğini çıkardı ancak Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Bu durum başörtü eylemlerinin başlamasına neden oldu. Bütün muhafazakâr kesim, başta Refah Partisi olmak üzere bu eylemleri desteklerken, Fethullah Gülen, 26 Kasım 1989'da İzmir Hisar Camii'nde sokaklara taşan büyük bir kalabalığa seslendiği ve aynı anda 35 camide birden yayınlanan vaazında, “türban yürüyüşlerini” eleştirdi. Türban yürüyüşlerinde yer alan çarşaflı kadınların çoğunun gerçekte erkek, geri kalan kısmının da aslında açık saçık kadınlar olduğunu iddia ederek, bu yürüyüşlerin arkasında dinsizlerin, komünistlerin bulunduğunu savundu. Gülen, konuşmasını devlete itaat edilmesini isteyerek bitirdi.

Fethullah Gülen’in bu konuşması muhafazakâr çevrelerde çok tartışıldı. Kimileri hain olduğunu iddia etti, kimileri derin devletin ajanı olduğunu söyledi. Gülen, başörtüsü çilesini çeken kızların yanında yer alacağına, devletin yanında yer almıştı. Bununla kalmayıp, bu yürüyüşlerin provokasyon olduğunu iddia etmişti. Özellikle Refah Partililer, Fethullah Gülen'e büyük öfke duydu.

Daha önce 1978’de “İslâm’da boykot yoktur”, 1979’da “Sarıkla cüppeyle, paçavra gibi gazeteyle bu iş olmaz” konuşmasıyla dindar camialarda büyük tepki toplayan Fethullah Gülen, şimdi de baş örtü eylemlerini eleştirmişti.

Milli Gazete, Fethullah Gülen’in bu çıkışına sert eleştiriler yönelten başlıklar ve yazılarla karşılık verdi. Erbakan o günlerde, etrafındakilere “Allah onu ıslah etsin zavallı adam” diyordu.

Yürüyüşlerinde yer alan çarşaflı kadınların çoğunun gerçekte erkek, geri kalan kısmının da aslında açık saçık kadınlar olduğunu iddia etmesi, bu yürüyüşlerin arkasında dinsizlerin, komünistlerin bulunduğunu söylemesi, onunla yan yana görünen Mustafa Sungur cemaati mensuplarını bile kızdırmıştı.

Yeni Asya cemaati ise, Yeni Nesil gazetesinde başörtü eylemlerini destekleyen manşetler atıyor, haberler yapıyordu.

Ancak Yeni Asya’yı birkaç ay sonra yeni bir bölünme bekliyordu.

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 17

Yeni Asya-Yeni Nesil ayrılığı

ANAP’ın başına Mesut Yılmaz geliyor


© Milli Gazete