menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli Görüş Tarihi Refah Partisi Dönemi-15 / Fethullah Gülen yakalanıyor: Belediyeleri seçiminde SHP birinci

29 5
20.02.2026

Cemaatler içerisinde Fethullah Gülen cemaati, diğerlerine göre daha da büyüyerek ön plana çıkmaya başlamıştı. Bir zamanlar Nurculuğun içinde küçük bir grup iken, Fethullah Gülen’in dinleyenleri etkileyen konuşmaları taraftarlarını artırmış, okullar, kolejler, yurtlar, dershaneler açarak eğitim alanında özellikle Anadolu’da rağbet görmeye başlamıştı. Artık İzmir sınırlarının ötesine taşan faaliyet içindeydiler.

Fethullah Gülen 12 Eylül darbesiyle arananlar listesinde olduğu için ortalıkta görünmüyordu ancak cemaati gün geçtikçe büyüyordu.

Çanakkale merkez vaizi iken kalp rahatsızlığı nedeniyle görevine devam edemeyeceğini beyan ederek 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet’ten istifa etmiş, istifa dilekçesinde “Dört yıldan beri devam eden kalp rahatsızlığım, son 6 aydan bu yana şiddetini artırdığı iki heyet ve buna munzam muhtelif raporlarla tespit edilmiştir. Binaenaleyh, vazife yapamadan maaş almak beni ruhen iz’aç ettiğinden istifamın kabulünü müsaadelerinize arz ederim” ifadelerine yer vermişti. Oysa Fethullah Gülen yasaklıydı ve aranan biriydi, ancak 1981’e kadar Diyanet’te vaiz olarak görev alabilmişti.

Fetullah Gülen, yine yasaklı olmasına ve aranmasına rağmen beş yıl sonra Diyanet’e göreve dönüş dilekçesi vererek İstanbul merkez vaizliğini istemişti. Fakat göreve yeniden dönme talebi o dönemdeki Diyanet yetkililerince geri çevrildi.

Geri çevrilme gerekçesi, iki buçuk ay önce gözaltına alınması gösteriliyordu. Gerçekten de hem 12 Eylül yönetiminde, hem Özal hükümeti döneminde aranmasına rağmen bulunamayan Fethullah Gülen 1986'da polisin çevirdiği üç otomobilde bulunan 14 kişi arasında yakalandı. Gülen o gün kendisini "Abdullah" ve "Fethi" gibi isimlerle tanıtmıştı.

12 Ocak 1986'da Fethullah Gülen Burdur'daydı. GATA'da Tabip Üsteğmen olarak çalışan Mustafa Sarsılmaz, 58. Topçu Er Eğitim Tugay Komutanlığı'nda iki ay bedelli askerlik yapan Said Nursi'nin talebelerinden Mustafa Sungur'un oğlu Muhammed Nuri Sungur'u askeri birliğinden alarak çarşı iznine çıkarmıştı. Burdur sokaklarında Fethullah Gülen de onlara katıldı. Birlikte Antalya'ya gittiler.

O tarihte toptan lastik ayakkabı ticareti ile uğraşan Nevzat Ayvacı'nın Antalya 30 Ağustos Caddesi'ndeki evinde toplandılar. 14 kişiydiler. Toplantı bitiminde Fethullah Gülen ve beraberindekiler üç otomobile bindi. Beşi Isparta üzerinden İzmir'e, diğerleri ise Muhammed Nuri Sungur'u Burdur'daki birliğine bıraktıktan sonra İzmir'e, ardından İstanbul'a geçecekti.

Firari Fethullah Gülen'le ilgili bir ihbar üzerine Burdur ve Isparta polisi alarma geçti. 18.00 sıralarında plakaları belirlenmiş otomobiller Isparta ve Burdur girişinde durduruldu. Fethullah Gülen'in üzerinde kardeşi Seyfullah Gülen'e ait kimlik kartı çıktı. Ama polis onun kim olduğunu biliyordu.

Hakan Serbest yönetimindeki 34 AEC 64 plakalı Murat 131 marka otomobilde Fethullah Gülen, Naci Tosun, Muhammed Nuri Sungur, Tabip Üsteğmen Mustafa Sarsılmaz vardı. Arkalarındaki 07 HY 811 plakalı Nevzat Ayvacı yönetimindeki Murat 131'de ise Behçet Akyar, Harun Tokak, Ahmet Kara bulunuyordu. Isparta girişinde durdurulan 34 AE 306 plakalı Mercedes'de ise Gürbüz Dönmez, Mustafa Başarı, Murat Kırımkan ve Barbaros Kocakurt vardı. Hepsi gözaltına alındı.

Naci Tosun: “Fetullah Gülen’i hiç tanımam”

Aynı gün Fethullah Gülen ve beraberindekiler Isparta Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulandı. Sadece Nevzat Ayvacı Fethullah Gülen'i tanıdığını söyledi. Diğerleri Fethullah Gülen'i tanımıyordu.

Naci Tosun, ifadesine göre Fethullah Gülen'in bulunduğu otomobile otostop yaparak binmişti. İleri de cemaatin Kaynak Holding’te yönetim kurulu başkanlığını yapacak olan Naci Tosun, Fethullah Gülen’i tanımadığını söylüyordu: “Bu şahsı hiç tanımam, ancak ismini duydum. Bir araya gelmediğimize göre tesadüf falan da söz konusu olamaz. Eşim hamileydi. Eskişehir'e acele dönmem gerekti. Antalya çıkışından yolun kenarında arıza yapmış bir taksi duruyordu. Durumu anlattım. Uygun gördüler ve beni de aldılar.”

Mustafa Sarsılmaz, "Bize kendisini Abdullah Hoca diye tanıtan ve ismini sonradan Fethullah Gülen olarak öğrendiğim kişiyi daha önceden tanımıyorum. Kendisi bana tanışmamız sebebiyle bir adet Sızıntı dergisi hediye etti” dedi. (Mustafa Sarsılmaz, Turgut Özal'ın vefat ettiği 17 Nisan 1993'te GATA'da nöbetçi subaydı. Özal’ın cesedini de o yıkamıştı. Binbaşı rütbesi ile TSK'dan emekli olduktan sonra Fethullah Gülen cemaatine ait Şifa Üniversitesi'nde Dekan olarak çalıştı.)

Hakan Serbest ise Fethullah Gülen’i Fethi adıyla tanıdığını söyledi: “Babamın samimi arkadaşı Fethi isimli şahsı Antalya'da gezerken gördüm. 'Ben de İzmir'e gideceğim. Beraber gidelim.' dedi. O şahsın sıkıyönetim tarafından arandığından bilgim yoktur.”

Zaman Gazetesi'nin eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın eski kayınpederi ve Aker eşarplarının sahibi Behçet Akyar da, “Fethullah Gülen isimli şahsı tanımıyorum, arandığını da bilmiyorum” diyordu.

Daha sonra 11 yıl Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanlığı'nı yürütecek olan Harun Tokak: “Fethullah Gülen'i hiç tanımam. Ben din görevlisiyim. Kanun kaçağı bir şahısla birlikte olmam veya faaliyetlerine katılmam mümkün değil” ifadesini verdi.

Ahmet Kara, Gürbüz Dönmez, Mustafa Başarı, Murat Kırımkan, Bülent Olcay, Barbaros Kocakurt gibi isimler de Gülen’i hiç tanımadıklarını söylerken, sadece Nevzat Ayvacı tanıdığını söyledi: “Fethullah Gülen'i İzmir ve Antalya'daki vaazlarından tanıyorum. 12 Ocak 1986 günü öğle saatlerinde beni ziyaret için öğle saatlerinde evime geldiler.”

Mustafa Sungur’un oğlu Muhammed Nuri Sungur'un ifadesi ise polis kayıtlarında yer almamıştı.

Fethullah Gülen, “12 Eylül 1980 harekâtından beri Ege Ordu ve Sıkıyönetim komutanlığı tarafından arandığınızı bildiğiniz halde neden teslim olmadınız?” sorusuna şu cevabı verdi.

“Uzak ve yakından yaptığım dolaylı girişimlerden sonra aranmadığım kanaatine vardım. Bir müddet daha beklediğim takdirde arama kararımın kaldırılacağı düşüncesiyle güvenlik kuvvetlerine teslim olmadım.”

Fethullah Gülen'in gözaltına alınması kısa sürede duyuldu. Cemaatin etkili isimleri devreye girdi. Haber Başbakan Turgut Özal'a ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine kadar ulaştı. Isparta Emniyet Müdürlüğü'nün telefonları sabaha kadar susmadı.

Bir gece nezarette tutulan Fethullah Gülen, temasa geçilen Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlığı’nın hakkında herhangi bir soruşturma emrinin verilmediğini bildirmesi üzerine serbest bırakıldı.

Cemaat asıl büyümeyi bundan sonra sağladı. İstanbul’un büyük camilerinde vaazlar veren Fethullah Gülen’in vaaz konuşmaları teyp kasetlerinden sonra, video kasetlerle yaygınlaştırıldı. Özal hükümetinden büyük teşvikler alan Fethullahçılar, ülkenin önemli makamlarında görev almaya başladılar.

Refahlı kadınlar destan yazıyor

Refah Partisi de Genel Başkan Necmeddin Erbakan, RP İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Şevki Yılmaz ve Hasan Hüseyin Ceylan gibi hatiplerin video kasetleriyle büyüyordu. Özellikle Şevki Yılmaz’ın kendine has konuşma tarzı büyük ilgi çekiyordu. Kadınların ve kızların sahada aktif çalışması, araba konvoylarının her yerde görünmesi RP’yi gözle görülür bir ilgi odağı haline getirmişti.

RP hızlı bir çalışma temposu içindeydi. Gençliğe yönelik Milli Gençlik Vakfı MGV, Avrupa'daki Milli Görüş Teşkilatı AMGT, RP Gençlik Kolları ve RP Kadın Kolları yoğun bir tempoyla çalışıyordu.

Teşkilatların motivasyonu en üst seviyedeydi.

Bu seçimlerde kadınlar sahada destan yazıyordu. Seçim çalışmasında veya sandıklarda Refah Partili denilen arkadaşları görünce “Bu da mı Refah Partili?” deniyordu şaşkınlıkla. Refah Partisi’nde alışılmış tesettürlü hanımların dışında başı açık, hatta hiçbir tesettür hassasiyeti olmayan hanımlarla tesettürlü hanımlar el ele çalışıyordu.

Adam adama markaj anlayışıyla tek tek insanlarla kucaklaşıyordu Refah Partililer. Bu insanların alışkın olmadığı bir şeydi. Çünkü insanlar siyasetçi diye bildikleri kravatlı, gıcır gıcır ayakkabılı, fötr şapkalı, konuşması farklı kişiler olurdu. Ama Refahçılar tamamen yerli ve milli olduğu için çok kısa zamanda sıcak bir hava yakalanmıştı.

Şehrin sokak ve caddelerinde açılan stantlarla milletle yakın temaslar kuruluyor ve ciddi manada üye kaydı çalışmaları yapılıyordu. Araç konvoyu ile caddeleri sokakları dolaşmak, pencerelerinden bellerine kadar sarkan milletin el ve bayrak sallamaları, çevreye coşku veriyor “Tamam bunlar bu işi bitirdi” gibi güçlü bir imaj bırakıyordu. Bir de RP’nin bayraklama ve afişleme çalışmalarını hiçbir parti yapamıyordu.

Kâğıthane ilçesinin tepeleri meşhurdur. İşte orada tepeden tepeye üzerinde RP ve ay yıldızlı bayrak olmak üzere çelik halatlar gerilmişti. Bir tepeden öbür tepeye. Bu da en çok ses getiren olaylarından biriydi.

Türkiye, 26 Mart 1989 yerel seçimlerine hazırlanırken, partiler güçlerini göstermek için kıyasıya bir rekabete içindeydi. İstanbul, Ankara, İzmir gibi belediyeleri oyları azalsa da yine ANAP'ın alacağı kesin gibi görünüyordu. Hele başarılı olduğu düşünülen ve basının da büyük desteğini sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın, bu seçimi de büyük farkla kazanacağı gazetelerin anketlerinde yer alıyordu.

Fakat seçim sonuçları tam bir sürpriz oldu. Hiç kimsenin ummadığı, beklemediği, SHP'nin pek tanınmayan adayı Prof. Nurettin Sözen İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçildi. ANAP ve basın şaşkına döndü.

Özal'dan sonra en tanınmış ANAP'lı kabul edilen Bedrettin Dalan, iktidarın ve basının büyük desteğine rağmen hezimete uğradı. Yüzde 20 oy kaybına uğrayan ANAP'ın oyları yüzde 41’den 21.75'e geriledi. Bu ANAP'ın çöküşü demekti.

Bu seçimde SHP yüzde 28.7 birinci parti olurken, DYP yüzde 25.1, ANAP yüzde 21.75, Refah Partisi yüzde 9.8, DSP yüzde 9, MÇP yüzde 4.1 oy almıştı.

Büyük kentlerde belediye başkanlıklarını kazanan SHP'nin ardından atak yapan parti ise RP'ydi. Oylarını yüzde 9.8'e çıkarmıştı. Konya, Kahramanmaraş, Sıvas, Şanlıurfa, Van illeriyle, 21 ilçe ile 46 belde de belediye başkanlığı RP'ye geçti.

Bu seçimde dikkati çeken diğer önemli nokta, merkez sağın DYP ve ANAP, merkez solun SHP ve DSP olarak ikiye bölünmeleriydi.

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 16

Refah’ın Beyoğlu sürprizi

Özal cumhurbaşkanı, muhafazakârlar RP’ye


© Milli Gazete