Asrın ozaliti

Ne zaman kavramsallaşır bilinmez ama bir gün bu asrın iletişim, enformasyon ya da post-enformasyon çağı diye tanımlandığı zamanlar gelir. Doğrusu bu iletişim ve enformasyonun tarihinden tarifine sakat olur. Zira en başından enformatif tüm refleksler sahtedir, basittir, sıradandır. Kitle bu sıradanlığı -her sıradanlığı- havada kapar, çiğnemeden yutar. Boğazına takılmaz. Tüm sıradanlıklar kılçıksızdır. Kılçığı, kemiği, omurgası olan her şey aynı oranda düşmanlaşır. Nitelikli bir iletişim elitist görünür, ondan sakınılır, ona yaklaşılmaz. Cümlelerin kurgusunda bile dilin doğru kullanımı yadırganır. 'O zaman şöyle yapalım' diye bir öneri hiçleşir; 'O zaman şöyle yapak' cümlesi, herkese tanıdık gelir, daha samimi görünür.

Mütemadiyen konuşan, ancak birbirine hiçbir şey anlatmayan fertler, birbiriyle tanışıklığın, arkadaşlığın, akrabalığın; kardeşlik, ebeveynlik, evlatlık vesairenin dibini sıyırır. Artık bu iletişim düzeyi sesi, yazıyı, simgeleri aşar ve görüntüye sabitlenir. Sadece dokunmak yoktur, geri kalan her unsur fertlerin sürekli iletişim haline tatbik edilir. Dokunmak, gayrimeşru düzeyde seyreder.

Bireyler, sürekli iletişim halinde olduğunun, kendilerine ait bir zaman dilimi olmadığının, sürekli paylaştığı ve karşılaştığının farkında olmaz. Böyle bir iletişim halinde elbette nitelik aranmaz. Zaten konuşmak, dinlemek, ifade etmek, anlatmak, anlamak, anlaşılmak da gerekmez. Konuşmak iktiza ettiğinde de sürekli bir muhatabiyet söz konusu olduğundan ifade edilenler niteliksizleşir. Konuşma, danışma, görüşme gerektiğinde eskinin mektup başlangıçları gibi belli başlı klişelerle iktifa edilir. (Standart mektup dilinde "Sevgili kardeşim Mahmut, mektubumun başında selam eder gözlerinden öperim. Nasılsın, iyi misin? İyi olmanı yüce Allah'tan temenni eder, derslerinde başarılar, işlerinde kolaylıklar dilerim..." şeklinde seyrederken, günün anlık iletişim unsurları tüm girizgâhları ortadan kaldırır, kuru bir selama bile lüzum görmeden alakalı alakasız link paylaşımına dönüşür.) Uygulamalarla telefonlara yerleştirilen kişisel iletişim kanalları link ya da anlık görsel (fotoğraf, video, ekran resmi) çöplüğüdür.

Telefon kamerasıyla elde edilmiş görselin büyüsü, bütün ihtiyaçları bastırır. Şimdiki halde ihtiyaçlar hiyerarşisinin en başına akıllı diye anılan cep telefonu konmalıdır.

Bakmak, idrak etmek ve yaşanan anın tadına varmak yoktur. Sadece tarihi, turistik, doğal mekân gezilerinde değil, bir ibadet esnasında dahi göstermek arzusu görüp idrak etmeye, anlamaya, yaşamaya, duymaya, duyumsamaya, tadına varmaya, huşuya, huzura galip gelir. Söz temsil mütekamil umre ibadeti, Kâbe'nin daha güzel fotoğraflarını almak, Beytullah görselli fotoğraflar çekebilmekle mümkündür! Tavaf için okunabilecek dualar ortadan kalkar; canlı yayın açıp, bir tanıdığı arayıp tek elle telefon dolaştırmak iktiza eder! Keza namazın eda edildiği görkemli camiden görselle, orucun iftarla, zekât sadakanın sosyal deney ya da özendirme niyetine videolarla desteklenmesi, ihtidanın dahi kelime-i şehadetle, kelime-i tevhidle iktifa etmeyip müftülüklerce belgelendirilmesi gerekir! Bir filmde detay niyetine işlenen Hristiyan sakramenti görseline, bir yerde gördüğü masonik sembole bozulan Müslüman, neredeyse her bir ibadetinde eline verilen adi kameraları konuşturur.

Bir zamanlar kullanımı ve yaygınlaşması özlemle beklenen telefon şimdilerde bir kitle iletişim aracı değil, kitleleri ve fertleri iletişimsizleştirmenin aracı olarak boy gösterir. Zira iletişim böyle bir şey olmasa gerektir. Nitelikli telefon konuşması, herhalde reklam amaçlı arayan banka, GSM şirketi, kayyum belediyesi ve benzeri kurumlarla yapılır.

Özlemek mümkün görünmez. Özlemek, mektup beklemek, göresi gelmek, buluşmak, ziyaret etmek, hasret gidermek... Artık hepsi gereksiz, hepsi boştur. İnsan, aşırı görsele, paylaşıma, malumata maruz kalır. Azer Bülbül, bir zamanlar "Duygularım darmadağın anlayamazsın / Bendeki bu aşk sende olsa yaşayamazsın" diye söylemiş olabilir. Artık durum daha da vahimdir. Duygular gibi duyular ve uykular da darmadağın olur.

Bütün bu ahval ve şerait içinde, birinin yazdığını okumak, birini anlamak, dinlemek, kitap sayfası çevirmek ya da sinemaya, tiyatroya; parti, vakıf, dernek toplantısına gitmek bugünün kitle iletişimsizliğine yakalanmış insanı için boş bir beklenti olur. Umutsuz vakadır; kimse kimseyi anlamaz. Anlamak, tıpkı yaşamak gibi bir hale bürünür; geçiştirilir.


© Milli Gazete