menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yol tarifi

9 0
24.03.2026

Ben de yeni yola geldim. Buraların yabancısıyım ama acizane izah etmeye gayret edeyim. Yol olanlardan anladığımız kadarıyla… Yol, meşhur bir sevdadır. Hak için de batıl için de bir yol, bir istikamet gerekir. Yolun başında olmak ile bin kilometrelik mesafede olmak aynı yolda olduğunuz gerçeğini değiştirmez. Cihat etmeye niyetlenen bir genç ile şehit kumandan Abdulaziz Rantisi aynı yolun yolcusudur. Zina etmeye meyleden bir genç ile Epstein sapkınları aynı yolun yolcusudur. Allah rızası için mühendis olmaya niyetlenen bir genç ile Erbakan Hocamız aynı yolun yolcusudur. Bakkaldan bir sakız aşıran genç ile Donald Trump aynı yolun yolcusudur. Arada bin kilometrelik mesafe olması, aynı yolda olduğunuz gerçeğini değiştirmez. Madem bu şekilde bir aforizma ile başladık. Lafı fazla uzatmadan yol tarifine başlayalım Allah’ın izniyle.

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptıklarından sorumludur.” (İsra-36)

Teslimiyet gerekir canlar. Her şeyden önce neyi bilmeye gayret ettiğini iyi bilmek gerekir. Bir tanrının varlığına inanmaya gayret ediyorsan, önce bir tanrının yarattığı bir kul gibi düşünmek mecburiyetindesin… Bunun adı teslimiyettir. Bunu bilmek ve uygulamak da bir bilme eyleminin sonucudur. Teslimiyet oturduktan, kendi acziyetini ve hiçliğini kabullendikten sonra bilmenin önemini bilmek gerekir. Bilinmeyen şey, bilinemez. Kur’an-ı Kerim’in, hadislerin okunmasının önemini bilmezsen, onları okumazsın. Onları okumaz ve bilmezsen, yolu bilemezsin. Yolda olmanın yahut yol tarifi almanın önemini bilemezsin. Önce okuyarak, araştırarak, geliştirerek bilgiye ulaşmak gerek… Teslimiyet ışığında edinilmiş bilgiler yolun varlığı hakkında bilgi verir. Ancak bir yolun varlığını bilen kişi, o yolu aramayı akıl edebilir.

“Bir zaman İbrâhim, babası Âzer’e: “Birtakım putları kendine tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de açık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.” (Enam-74)

Yolu aramak, halin keşfi ile başlar. Halini bilmeyen, halinin yanlışlığından emin olmayan kişi, yolu bilse de aramaz. Yanlışı idrak etmek için ise düşmek gerekir. Canın yanması, nefsin ezilmesi gerekir. Çaresizlik gerekir. Ruhun daralması, bunalması gerekir. İtiraz gerekir. Hatta isyan gerekir. Söz konusu en sevdiklerin dahi olsa…

Sahip olduğu yanlış dağ gibi okyanus gibi olsa da reddedebilen kişi, yolu aramanın önemini bilebilir. Ve ancak yolu aramanın önemini bilen kişi yolu aramaya koyulabilir.

“Derken gece bastırınca İbrâhim bir yıldız gördü: “Bu benim Rabbim, öyle mi?” dedi. Yıldız batınca da: “Ben batıp kaybolanları sevmem” dedi.” (Enam-76) / “Sonra doğmakta olan ayı görünce: “Bu benim Rabbim, öyle mi?” dedi. O batıp kaybolunca, “Eğer Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşenlerden olurdum” dedi.” (Enam-77) / “Bir gün de güneşi doğarken gördü ve hemen: “Bu benim Rabbim, öyle mi? Bu hepsinden de büyük!” dedi. O da batıp kaybolunca asıl gerçeği haber verdi: “Ey kavmim, şüphesiz ben, sizin Allah’a koştuğunuz ortaklardan beriyim.” (Enam-78) / “Şunu bilin ki ben, dupduru bir iman ve teslimiyetle yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim. Ben müşriklerden değilim.” (Enam-79)

Yolu arayan, soru sorar. Her şeyi sorar. Herkese sorar. Yürürken sorar. Dururken sorar. Hatta uyurken sorar. Aramak laf ile değil, kalp ile gerçekleştirilen bir eylemdir. Arayan çırpınır. Arayan soğuk soğuk terler. Arayanın içerisinde hep bir sıkıntı vardır. Aramak masraflı iştir. Beyninin kullanmayan cahil ve mutlu çoğunlukların idrak edebileceği bir şey değildir aramak… Arayan hata yapar. Toparlar devam eder. Arayan düşer kalkar. Başını gözünü yarar. Kavgalar eder. Dalmaması gereken derinliklere dalar. Boğulmayı da, yanmayı da göze almıştır arayan… Arayan bulabilir. Bulmak tek başına bir eylem değildir. Uzun ve meşakkatli bir arayış sürecinin sonucudur bulmak… Allah, çabanı severse buldurur. Aramak kulun çabası, bulmak Allah’ın takdiridir.

“Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.” (Yasin-20)

Yola çıkmak, koşmayı gerektirir. Öğrenmeyi ve öğretmeyi gerektirir. Ömrünün sonuna kadar yorulmayı ve yoğrulmayı gerektirir. Hüzün gerektirir. Korku gerektirir. Acı gerektirir. Kan gerektirir. Gözyaşı gerektirir. Izdırap gerektirir. Çünkü yolun sonunda vaat edilen güle kavuşmak için gül bahçesinden geçmek gerekir. Yolun kendisi dikenlidir. Ancak ve ancak tüm bu derde, tasaya, Rabbine sığınarak sabredenler ve o hal üzerine dünya hayatını sürdürenler, yola çıkmanın gerçek manasını idrak edebilmiş olanlardır.

“Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, ben onların sevdasına düşer, cahillerden olurum” dedi.” (Yusuf-33)

Yolu bilmek, aramak, bulmak belki yola çıkmak zordur. Ancak yolda kalmak peygamberlerin dahi çoğu kez Rabbimizden yardım istedikleri bir konudur. Mümin kişi odur ki; yol tamamına erene ve yola gömülene değin kendi nefsinden emin olamayan ve Rabbinden yardım talep eden kişidir. Nefsin mertebelerinde en üst mertebeye dahi çıksa kişi, her an en alçak, en rezil mertebeye düşebilir. Bu yüzden yolda kalabilmek için son nefesimize kadar nefsimizi her daim kontrol altında tutmak ve Rabbimizden merhamet “dilenmek” mecburiyetindeyiz. Neden dilenmek kavramını tırnak içine aldım? Çünkü düşenler, genelde kendine haddinden fazla güvenen ve Rabbimizden dahi dilenmeyi nefsine yediremeyen kibirli ahmaklar olur da ondan…

“(Tûr’a giden) Mûsâ ayrıldıktan sonra kavmi, ziynet eşyalarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor! Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zulümde karar kıldılar.” (Araf-148)

Yola çıkmak, bir ömür sürebilir. Yoldan çıkmak bir an meselesidir. Yoldan çıkmamak için hiçbir konuda hiçbir şekilde taviz vermemek gerekir. Çünkü taviz tavizi doğurur. Gevşetilen her kaide, her usul, ileride gevşetilecek usul ve esasların habercisidir. Kendisi de bir dönem bizzat tatbik etmiş bir kardeşiniz olarak itiraf etmeliyim ki… Yenilik arayışı çoğu zaman masum olmuyor. Sürekli devam eden ve asla tatmin olmayan yenilik arayışı, en iyi ihtimalle “dünyayı kurtarma müptezelliğinin, sonuç alma hastalığının” bir tezahürü oluyor. Gelişim düşmanı değiliz. Gelişim isteyenlerin, yenilik önerenlerin ehliyetinden emin olmamız gerektiğinin altını çiziyoruz. Erbakan Hocamız çıkıp ağır sanayi diyebilir. Başbakan olmasına rağmen kaçırmadığı nafile ibadetlerden, nezaketinden, cihat konuşmasından ve dahi birçok özelliğinden dolayı ehliyetinden emin olunan bir adam… O istediği konuda yenilik talep edebilir. Usule esasa zarar vermeyeceğini bilirsin. Ama bugün tevhidin, cihadın anlamını bilmeyen çocukların yenilik arayışına girdiğini görmek insanı ürkütüyor. Rabbim yoldan çıkanlarla yollarımızı kesiştirmesin. Bizleri de yoldan çıkanlardan eylemesin inşallah.

“Birtakım insanlar onlara, “İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun” dediler de bu, onların imanlarını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diye cevap verdiler.” (Al-i İmran 173)

Ömer abinin çok sevdiğim bir ezgisidir. “Bedendeki bu canı, satıverdik Allah'a… Saf olduk Allah için, koyulduk bu yola… Birleşti ellerimiz, uzandı çağlara…” Yola vurulmak, yolun sahibine olan muhabbetin ve bağlılığın pik noktasına ulaştığı yerdir. Attığın adımın, aldığın nefesin Rabbinin kontrolünde olduğuna tam manasıyla iman etmektir. Yağan yağmura şükretmektir. Eşin, evlatların varlığına hem şükretmek hem sabretmektir. Cihat çalışmalarına hem şükretmek hem sabretmek hem tevekkül etmektir. Belki de hapsedilmeyi halvet, sürgün edilmeyi seyahat, öldürülmeyi ise şehadet bilmektir… Doğumdan ölüme değin hayatın her aşamasını Rabbimiz ile ilişkilendirebilmek ve huzura erebilmektir yola vurulmak…

8- Yol olmak ve yola gömülmek

Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki; Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. (Ahzab-23)

Ancak verdikleri sözü asla değiştirmeyenler yol olabilirler. Ayet çok çok açık… İlk insandan kıyamete değin; taviz vermek, değişmek, dönüşmek, sözden dönmek insanların büyük çoğunluğunun sürekli uyguladıkları ve uygulayacakları eylemlerdir. Asıl yol olanlar, yollarında samimi ve tavizsiz olup, o yol uğruna çok fazla çabalayanlardır. Yani Allah yolunda her branşta cihat edenlerdir… Kim gibi? Peygamberler gibi… Kim gibi? Sahabeler gibi… Kim gibi? Tarık B. Ziyad’lar, Selahaddin’ler, Fatih’ler gibi… Kim gibi? Hasan Basri’ler, İmam Gazali’ler gibi… Kim gibi? Hasan El Benna’lar, Mevdudi’ler, Necmettin Erbakan’lar gibi… Kim gibi? Şeyh Ahmed Yasin’ler, Abdulaziz Rantisi’ler, İsmail Heniye’ler, Yahya Sinvar’lar, Muhammed Dayf’lar, Ebu Ubeyde’ler, gazeteci Salih’ler, Enes’ler gibi… Halid dedeler gibi… Rim gibi… Hind gibi…

“(Allahım!) Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz. ﴾5﴿ Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” ﴾6-7﴿ (Fatiha Sûresi)

Acizane yol tarifimizi, yine yolun sahibinin, yol hakkındaki en net izahı ile bitiriyoruz. Rabbim cümlemize yola gömülmeyi nasip eylesin inşallah. Allah’a emanet olunuz.


© Milli Gazete