Dövüşerek geri çekilmek
Kaybettik. Kaybediyoruz. Kaybedeceğiz.
-Nasıl yani? Biz kimiz?
Müslümanca yaşayıp, Müslümanca ölmeye çalışanlar tabi ki…
-Yok yav Müslümanlar kaybedebilir mi? Ya Allah’ın desteği?
Tam da bu noktada yanlış bilinenlerden kaynaklı iman zafiyeti ve hayal kırıklığı ortaya çıkıyor. Zorlamanın, güzelleme yapmanın bir anlamı olmadığını hatta bu tozpembe bakma hastalığının Kur’an-ı Kerim’in insanın kalbinde zihninde oluşturduğu doğal bağışıklık sistemini de çökerttiğini düşünüyorum. Dünyada kaybetmek, dünyadan geçmek, dünyada dert sıkıntı çekmektir zaten Müslümanlığın alameti… Hangi peygamber; türlü türlü dert, kahır, çile, hüzün görmeden göçtü bu dünyadan? En kutlu peygamberler dahi çoğu kez nefislerinin zulmünden belki defalarca Rablerine sığınmadılar mı? Büyük çoğunluğu vahiy destekli olmalarına rağmen zelle denen peygamber hatalarına imza atmadılar mı? Hangi Asr-ı Saadet Allah Muhammed aşkına! Peygamber Efendimizin vefatından hemen sonra türlü türlü ihtilaflar yaşanmadı mı en büyük sahabeler arasında? Dört büyük halifeden sonra İslam coğrafyasında akan kanın haddi hududu var mı? Ne demek tesettürlü Heidi çarşaflı Pollyanna… Yok böyle bir dünya… Müslüman’san çeşitli şekillerde sınanacaksın… Müslüman’a dünyada rahat yok!
Allah desteğine gelince Rabbimiz destek olur tabi… Ama biz dünyada kaybedelim, ahirette kazanalım diye destek olur. Dünya Allah’a hakkıyla iman etmeyen yahut edemeyen nasipsizlerin taptığı yerdir. Gerçek müminler Rablerinden ahiret saadeti isterler. Onlar seviyoruz dedikçe… Allah ispatla der… Onlar seviyoruz dedikçe… Allah ispatla der... Onlar seviyoruz dedikçe… Allah dünyada yüklerini arttırır… Sıkıntılarını arttır… Çilelerini arttırır ki… Ahirette yerleri makamları kavi olsun… Rasulullah kaç evladını kendi eliyle toprağa verdi hesapladınız mı? Memleketinden mi sürülmedi… Darp mı edilmedi… Defalarca öldürülmeye mi çalışılmadı… Hangimiz dayanabiliriz bunca acıya? Kitaptan okuyunca kulağa basit geliyor. Hz. Adem’in bir oğlu diğer oğlunu öldürerek cehennemin kapısını açtı ve katillerin babası oldu. Hz. Nuh’un oğlu gözlerinin önünde sulara kapıldı ve helak olup gidenlerden oldu. Hayattayken oğlunun küfrü ve ebedi cehennemde kalacak olması Allah tarafından kendisine haber verilen bir baba? Tahayyül edebiliyor muyuz ey babalar… Hz. İbrahim’e oğlunun canını alması emredilmiştir. Nasıl geliyor kulağa? Emreden Allah… Alınacak can evlat…
Eh be adam… İçimizi kararttın dediğinizi duyar gibiyim… Bu ne umutsuzluk bu ne kasvet… Değil mi? Vallahi dünya saadeti ile ahiret saadeti aynı akıbette yazmaz… Billahi yazmaz… Abilerim, ablalarım… Dünyada derdiniz tasanız varsa tam aksine ahiretten umutlu olmalısınız. Asıl dünyevi hiçbir derdi tasası olmayan imansızlar kendisinden korksun. Nasıl yani derdi tasası olmayan imansız mıdır? Ya rahatlıkla varlıkla imtihan ediliyordur. Allah’ın lütfettiği varlığı, kendisini sıkıntıya gark etmesi pahasına yine Allah için infak edip etmediği gözlemleniyordur. O infak etmedikçe başka türlü sıkıntılarla imtihan ediliyordur. Farkında değildir. Ya da imansızdır. Akışına bırakılmıştır. Bekleyin… Talimatına mazhar olmuştur. Ahirette sıcacık bir cehennem azabı onu bekliyordur… Bunlar kafamızdan ürettiğimiz şeyler değil abiler kardeşler… Tamamı ayetlerle hadislerle sabit temel konular Allah’ın izniyle, kendiniz de araştırabilirsiniz. Biz Müslümanlar için ümit var olmak; gerçekleri gizleyerek, güzelleme yaparak, flu cennet portreleri çizmek değildir. Bizim umudumuzu her daim koruyacağımız konu da dünya değildir zaten… Bu yüzden her şeyi olduğu gibi kabullenmek ve hakikati kavramaya çalışmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Dövüşerek Geri Çekileceğiz
Tamam anlaşıldı. Dünya kaybedeceğimiz yer… Yorulacağız. Üzüleceğiz. Korkacağız. Aç kalacağız. Susuz kalacağız. Bir çatımız dahi olmayacak belki de… Düşmanlarımız arka arkaya zaferler kazanacaklar… Biz nefsimizle mücadele etmek ile uğraşırken tüm kutsallarımızı ayaklar altında çiğneyecekler… Sinirden kan çanağına dönecek gözlerimiz, yumruklarımızı sıkarak hıçkıra hıçkıra ağlayacağız… Annemiz vefat edecek… Babamız vefat edecek… Evlatlarımız avucumuzun içerisinde yitip gidecek… Dost kazığı yiyeceğiz. En beklemediğimiz kişiler tarafından ihanete uğrayacağız. Hakkı konuşmaya gayret ettiğimiz için dışlanacağız. Ötekileştirileceğiz. Yalnız kalacağız. Tamam dünyevi olarak maddi manevi türlü şekillerde sınanacağız ama hiçbir zaman dünyayı kazanamayacağız. Çünkü kazanılması gereken ebedi yurt ahirettir. Anlaşıldı bu teslimiyet ile geri çekileceğiz. Peki, tamam da nereye çekileceğiz?
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun… Ait olduğumuz yere… Geldiğimiz yere döneceğiz. Rabbimize döneceğiz… Eve döneceğiz… Ama nasıl? Dövüşerek… Direnerek… Mücadele ederek… Cihat ederek… Allah için çaba sarf ederek… Düşmanlarımız güçlenecekler. Güçlü kapitalist ağlar kuracaklar. Tüm dünyayı banka sistemleri üzerinden kontrol altında tutacaklar. Biz kredi çekmeyeceğiz. Kredi kartı kullanmayacağız… Belki evimiz hiç olmayacak… Belki bir arabamız bile olmayacak…
Belki ardımızdan… “Yazık oldu Süleyman efendiye, duysalar öldüğünü alacaklılar, haklarını helal ederler elbet, alacağına gelince, alacağı da yoktu zaten rahmetlinin…” mısralarını okuyacaklar… Ama kaybedeceksek de geri çekileceksek de Allah için direnerek dövüşerek geri çekileceğiz.
Modernizm tüm insanlığı kulu köpeği haline getirmişse bile, biz yavan çarıklarımızdan, iki pantolon iki kazak ile ömür geçirmekten vazgeçmeyeceğiz. Yırtılana kadar aynı kıyafeti giymekten hatta yırtılsa bile belki… Vazgeçmeyeceğiz. Tüketim hastalığına yenilmeyeceğiz. Birilerinin hoşuna gitmesi adına inancımızdan tavizler vermeyeceğiz. Sayısal çoğunluklara hitap etmek adına usulü esası incitmeyeceğiz. Daha fazla para kazanmak uğruna, bilmediğimiz modern uygulamalara bol bol para kaptırarak kendimizi de ailemizi de mahvetmeyeceğiz. Modern takılan hanımlarla/delikanlılarla evlenmeyecek, evlatlarımızın modernizme tapmasına müsaade etmeyeceğiz. Yırtık kıyafetle gezeriz. Evlenememeyi evde kalmayı göze alırız. Fakir olarak ölmeyi tercih ederiz. Popüler olmadığımız için kimsesizler mezarlığına defnedilmeyi kabulleniriz. Ama kaybedeceksek de geri çekileceksek de Allah için direnerek dövüşerek geri çekileceğiz.
Şehit Yahya Sinvar gibi… Şehit İsmail Heniyye gibi… Şehit Muhammed Dayf gibi… Şehit Ebu Ubeyde gibi… Şehit Salih Aruri gibi… Şehit gazeteci Enes gibi… Şehit gazeteci Salih gibi… Şehit Halid Dede gibi… Şehit kızlarımız Rim gibi Hind gibi… Daha nice Gazzeli şehit gibi… Ölürüz. Ama dövüşerek ölürüz. Allah için dünyayı kaybeder, Allah’ın izniyle cennete çekiliriz. Ama dövüşerek… Ama direnerek… Ama cihat ederek… Ama mücadele ederek… Ama dik durarak… Ama alnımız açık bir şekilde… Ama karakterimizden zerre miskal taviz vermeden… Omurgalı bir şekilde… Adam gibi…
Dünya kaybedilmesi gereken yerdir. Dünya ızdırap çekilmesi gereken yerdir. Ahiret kazanılması gereken yerdir. Ahiret ebedi olarak rahat edilmesi gereken yerdir. İlk insandan kıyamete değin… Kim dünyayı kazanmışsa ahireti kaybettiğine kim de dünyayı kaybetmişse ahireti kazandığına iman ediyoruz Allah’ın izniyle… Dünyadaki derdi tasayı dert etmeyin canlar. Okuyup idrak edemediğimiz Kur’an’ı, Rasulullah’ı dert edelim. Kaçırdığımız bir vakit namazı dert edelim. Milli Görüşçü kuruluşların organize ettiği ama bizim görev alamadığımız cihat faaliyetlerini dert edelim. Evlatlarımızın ahlâk ve maneviyatını dert edelim. Hâsılı kelam… Canlar ilk insandan beri dünyayı kaybettik! O günden beri dövüşerek, cihat ederek Rabbimize dönme, geri çekilme vaktidir Allah’ın izniyle!
