Bugün savaşa girsek
Kime güvenerek savaşa girebiliriz? Toplumumuzun şu anki haliyle gireceğimiz bir savaşta imha edilmemiz ne kadar sürer? Çözüm cihattan uzak durmak mı? Kendimizi ve toplumumuzu cihada hazırlamak mı? Artık kimseden hamle beklemiyoruz zaten… İsrail terör örgütü ve kuklası Amerika, azgın kuduz bir köpek gibi salyalarını tüm İslam âlemine akıtmaktalar… Allah’tan sözünün eri düşmanlarımız var. Kanınızı içeceğiz diyorlar. Kanımızı içiyorlar… Sözde ümmetin başındaki münafık liderlerimiz gibi yanar döner değiller… Peki düşman gözünü bu denli karartmış hunharca üzerimize gelirken… Sıra sıra tüm ülkelerimizi harabeye çevirirken, biz ne âlemdeyiz? Biz bu savaşa kimlerle aynı safta gireceğiz?
Evlatları hakkında tek hayalleri memuriyet olan anne babalarla mı?
Oğlum/kızım güzelce okulunu bitir. Sınavları kazan bir devlet dairesine kapak atmaya bak… Gerisi hikâye… Diye diye, el bebek gül bebek yetiştirdiğimiz evlatlarımız cephede el kremi ararsa nasıl temin etmeyi planlıyorsunuz? Devlet mekanizmasına sadece; kadro, güzel mesai saatleri, hafta sonu tatili, dolgun maaş vs. gözüyle, menfaat endeksli baktırdığınız evlatların, bir el kremi karşılığı düşman ile iş birliği yapmayacağına garanti verebiliyor musunuz? Hayatı boyunca bir kere bile yanında cihattan bahsetmediğiniz, Allah için yaşamayı ve Allah için ölmeyi öğütlemediğiniz evlatların ilk darbede yıkılmaması mümkün mü?
Ot gibi yetişen zır cahil ahlaksız evlatlarla mı?
Cahil anne babasının çizdiği ufuktan bir adım fazlası için çabalamayan… Her zaman tüketici pozisyonda bulunan… Varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark bulunmayan hatta varlığı zararlı sayılabilecek… Modern çağın vaat ettiği tüm pislikleri içselleştiren… Müslüman kimliğinden eser barındırmayan… Ölürken dahi “aman tanrım” gibi klişe bir replik ile özenti bir “meta” olarak geberip gidecek bir nesilden bahsediyoruz… Din bilmez… Devlet bilmez… Vatan bilmez… Bayrak bilmez… Irz, namus bilmez… Hayatta hiçbir kırmızı çizgisi bulunmayan, sadece haz tanrısına inanan, uçkurlarının keyfine göre yaşayan bu gençlik ile mi savaşa gireceğiz?
Eş değil, süs köpeği besleyen hanımlarla mı?
Cepheye giden kocasını motive edip helallik alıp, gözünü arkada bırakmayacak bir duruş sergileyerek uğurlayan, yüce gönüllü ağzı dualı gönlü imanlı hanımlara ihtiyacımız varken… Bugün savaş çıksa muhtemelen bizim kızcelerimiz herifi uğurlaması gereken saatte uyuyor olurlar. Adamcağız kendi kendine acele bir şeyler atıştırır, öyle gider küffar ile vuruşmaya… Muhtemelen yolda telefonu çalar, hanımefendi arar… Senin ne işin var bu savaş mavaş işleri ile diye de ayrıca trip atar… Bu hanımlarla mı süreceğiz evlatlarımızı cepheye?
Okey masası, evinden daha cazip gelen kocalarla mı?
Aslında böyle bir adam hakkında çok yorum yapmak da gerekmez ama… Savaş olmadığı zamanda bile; eve giriş çıkışı saatinin önemini bilmeyen, sofra birlikteliği bilmeyen, hal hatır sormanın ehemmiyetini bilmeyen, eşin evladın gönlünün hoş edilmesinin gerekliliğini bilmeyen, hane sakinlerinin şu zorlu hayat koşullarında yalnız bırakılmaması gerektiğini, takip edilmesi gerektiğini, destek olunması gerektiğini bilmeyen bir sığırdan… Ne dine fayda dokunur, ne devlete… Ancak cephede önden gönderirsin. Mayın varsa bassın diye… Ölüsü bir işe yaramıyor, dirisi bir işe yarasın diye…
Başka branşta atanamadığı için asker, polis olan erlerle mi?
Rabbim vatanımızı, memleketimizi her türlü tehlikeden korumak için gece gündüz çalışan, çabalayan güvenlik güçlerimize zeval vermesin… Ayaklarına taş değmesin… Soğuk yel ırak, yakan güneş uzak olsun… Rabbim analarına, babalarına, eşlerine, evlatlarına sabır selamet versin. Bu kadar hayır dua ile başladıktan sonra ağzımızın tadını kaçıracak olan gerçekleri de dile getirmeye mecburuz. Dost, acıyı tatlı bir şekilde söyleyendir. Günümüzde polislik ve askerlik mesleği çoğunlukla maişet kaygısı ile tercih edilmektedir. Tercih eden çoğu gencimiz “kefenini giyerek yola çıkmak” deyiminin ne manaya geldiğini dahi bilmemektedir. Ölürsem şehit kalırsam gazi deyimi değil de, ölürsem şehitlik maaşı, kalırsam devlet kadroları muhabbeti daha çok konuşulmaktadır. Rabbimizden niyazımız, bir savaşa girme durumumuzda, cephede görev yapacak tüm evlatlarımızın yüreklerini iman nuru ile pirüpak eylemesidir.
Dini imanı kendine yük sayan, “Zorunda mıyım” türküsü çığıran imamlarla mı?
O imamlar ki; savaş çıktığı zaman cihad çağrıları yapacak… Halkı motive edecek… Kapı kapı, hane hane ziyaret edecek… İnsanların korkuları ve vesveseleri ile Kur’an-ı Kerim ile mücadele etmesini sağlayacak… Ölüm gerçeğini açıklayacak, bir son olmadığını aksine asıl yurda dönüş olduğunu vurgulayacak… Şehadet makamına özendirecek… Rabbimizin kendi yolunda şehit olanlara vaatlerini ayetlerle hadislerle açıklayacak... Ölenleri defnedecek… Kalanları teskin edecek… Yüreklerindeki heyecanın dinginleşmesini sağlayacak… Koşacak… Allah için koşacak… Koşarak ölecek gerekirse… Ancak günümüzde görev yapmakta olan “cami bekçilerinin” bu hassasiyetleri kavrayabileceklerini pek düşünmüyorum. İstisna olan cevval hocalarımızdan Allah bin kere razı olsun… Ayaklarına turab oluruz Allah için… Kızmasınlar kardeşlerine… Onlar kimlerden bahsettiğimizi çok iyi anladılar. Hani savaş bitse, sancak düşse, düşmana da parayla imamlık yapabilecek hatta düşman lehine vaazlar verecek tipler var ya… Onlardan bahsediyoruz.
Aldıkları parayı beğenmedikleri için Batı’ya köle olma hayali kuran doktorlarla mı?
Hipokrat yemini mi daha kuvvetlidir, Kelime-i Şehadet mi? Yahut Hipokrat yemini mi daha önemlidir, İstiklâl Marşı mı? Yahut can mı daha kıymetlidir, tanıdık canlar mı? İşte tam da bu soruların cevabını vermesi gerekir doktorlarımızın… Ya Müslüman damarı ağır basar, Allah rızası için cephe hastanelerine koşar, ölürse şehit kalırsa gazi olur… Ya vatan sevdası ile cephe hastanelerine koşar, ölürse şehit kalırsa gazi olur. Ya da kariyer peşine… Para peşine… Çeker gider… Ömrünün geri kalanını; dinsiz, imansız, vatansız, karaktersiz ama zengin bir ucube olarak tamamlar…
Devlete zarar devlet memurları ile mi?
Savaş çıktığında devletin kritik kurumlarının ayakta kalması tepeden tırnağa devlet memurları ile alakalıdır. Cumhurbaşkanından valisine, valisinden belediye başkanına, başkanından müftüsüne, müftüsünden bekçisine kadar tüm memurların aslan gibi ayakta durması gerekir. Ki devlet ayakta kalsın. Hiç uzatmayacağım. Aradan bazı devlet adamlarını, fedakâr memurları çıkarın… Bırakın kıyamet gibi bir savaşı, 6 Şubat bile bize devlet mekanizmasının ehliyetsiz ahmaklar yüzünden nasıl çöktüğünü, alınan çok basit yanlış kararların ne kadar büyük can ve mal kayıplarına sebep olduğunu fazlasıyla göstermiştir. Allah yardımcımız olsun.
Devlet kurumları ile beslenen sahtekâr dolandırıcı dernek & vakıflarla mı?
Kirasını valilik öder. Projesini belediye karşılar. Yemesini, içmesini, gezmesini GSB halleder. Yatacak yeri yoksa KYK var… Bu dengeler ile var olan sivil toplum kuruluşlarının müntesipleri, hiçbir zaman gerçek bir sivil inisiyatifi ve sivil toplumun hakiki manasını kavrayamazlar. Sivil toplum kuruluşlarının halkın en kılcal damarlarına kadar iletişimde kalması gerektiğini, kriz durumlarında halkın çoğu kere devleti ipten aldığı gerçeğini bilemezler. Halk varsa devlet vardır. Mevzu bahis bu dernekçikler, vakıfçıklar, sivil toplumculuk oynamak suretiyle bu şekilde devleti hortumlamaya devam ederlerse… Hem kendilerine yazık edecekler hem de kendilerinden bir beklentisi olan devletimize… Korkarım ki bir savaş çıksa hepsi piyasadan silinip gidecekler. Bazılarının da güvendikleri dağlara kar yağacak… Allah’tan farklı inançlı kuruluşlar var da… Devletten değil, Allah’tan güç alıyorlar. Allah muhafaza devlet yıkılsa inanç yıkılmaz, yeniden kurarız Allah’ın izniyle…
Dini rant uğruna sömüren münafık bürokratlar mı?
2000’lerin başına kadar da ülkemizde dine, dindarlara bir güven vardı. En seküleri dahi kendisine dindar bir adamdan zarar gelmeyeceğini bilirdi. Günümüzde durumu öyle bir noktaya getirdiler ki insanlar asıl, ağzı Allah’lı, başı kapalı, cübbeli sakallı insanlara güvenmiyorlar. Bunun sebebi sırf dünyevi menfaatler kazanmak için dini sömüren sahtekâr modernist sözde Müslümanlardır. Ve maalesef bu zihniyet şu an ülkeyi yönetiyor. Allah muhafaza şu an bir savaşa girecek olsak; dini, devleti, milleti sahip olduğumuz tüm değerleri tek kalemde gözünün yaşına bakmadan satacak olanlar da yine onlardır. Allah yardımcımız olsun…
Bugün bir savaşa girecek olsak burada belirttiğimizden çok daha fazla sorunumuz olduğunun farkındayım. Ancak biz niyetimizi halis tutar, bir şeyleri düzeltmek için çaba sarf edersek Allah bize yardım eder. Tüm matematik kuralları devreden çıkar. Yüce Rabbimiz sadece “ol” der ve her şey düzelir. Zafer bizlerin olur. Yeter ki biz nasıl fecaat bir durumun içerisinde olduğumuzun farkına varalım… Yeter ki Rabbimiz düzelmeye çabaladığımızı görsün. Allah, yâr ve yardımcımız olsun. Allah’a emanet olunuz.
