Ben olmasam
Sen olmasan diz çökecek olan Rab, bizim ilahımız olamaz. Kişilerle var olan, kişilerin çabaları sonucu kalkınan, kişilerin halleri sonucu bozulan, kişilerle kaybolan bir tanrı bizim ilahımız olamaz. Yarattıklarının lütfuna ihtiyaç duyan bir yaratan olamaz. Olsa olsa bizim ürettiğimiz helvadan kurum ve kuruluşların bizim çabalarımıza ihtiyacı olur. O da biz uydurduğumuz, kurduğumuz için yani… Rab vahyi ile kurulmuş olsalardı, Ebabil Team çözerdi mevzuları Allah’ın izniyle…
Sen olmasan çökecek olan organizasyon çöksün… Çöküyor da… Çökmeye de mahkûmdur zaten… Hâlâ anlamıyor musun? Sen olmasan çökeceğine inandığın için davalar çöküyor zaten İbrahim… Sen gibi imansız askerlerin tuttuğu cephelerin düşmesinden daha doğal ne olabilir? Sen, sen olmazsan çökecek davadan korkuyorsun. Yanındakiler de kendileri olmasa çökecek olan senden… Onların yanındakiler de kendileri olmasa başka şeylerin çökeceğine inanıyor. Böyle böyle sürüp gidiyor imansızlık silsilesi…
Rabbi emrettiği için candan öte can saydığı evladını bıçak altına yatıracak canlar olsaydı davaların başında… Gerçekten baş Allah’a bağlı olduğu için o emire bağlı mücahitler olsaydı… Yani mevzu sadece Allah olsaydı… Sonunu, akıbetini düşünmeseydik… Allah için sadece işimizi yapıp geçseydik… Haddimizi bilseydik… Sonucu tüm sebeplerin ve sonuçların Rabbine havale etseydik… Böyle mi olurdu halimiz? İşte o zaman Rabbin takdiri tecelli ederdi. Çökeceği varsa çökerdi. Yoklukla, zorlukla imtihanımız başlardı. Yoksa da Rab destekler, uçardı davalar… Varlıkla, emanet ile imtihanımız başlardı. İyi niyetle akışın önünü kapatıyorsun İbrahim… En büyük zararı sen veriyorsun İbrahim…
Rasulullah dahi zifiri karanlığa gömülen yol aydınlansın diye, göz bebeği olan Mekke-i Mükerreme’yi kendi kaderine, asıl sahibinin takdirine terk etmedi mi?........
