We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Her gün biraz daha ıssızlaşıyor dünya

13 0 0
22.10.2019

İlk gençlik yıllarımızın büyülü isimlerinin başında gelen isimdi Nuri Pakdil. Bazı sembol isimleri konferans, panel gibi etkinliklerle ya da televizyonlarda arz-ı endam edişleri ile tanıyıp az çok ilişki geliştirebiliyorduk. Aynı durum Nuri Pakdil ismi için geçerli olmadı hiç. O kalabalıklar içerisinde sukut suretinde dolaşan, ama kalabalıklara sürünmeyen bir kişiydi. Kalabalıklarla ilişkisi onlara sürünmek değil onlarla ilişkiyi daha sahih bir mecrada sürdürmek şeklinde tezahür ediyordu. Onu anlatanlar onunla oturup zamanı demli tarafından bardak bardak içenlerdi. Devrimci eda hayatının bütün köşelerine hâkimdi. Nuri Pakdil’le sofraya oturmak da bir simidi bölüşmek de Erenköy’den Bostancı’ya yürümek de başlı başına bir eylemdi. Pakdil hayat karşısında salınışı değil duruşu olan adamdı. O duruş onun bize öğrettiği “klas duruş”tur. Sevenlerinin onu anlattıkları ile onun kitaplarında kendisini anlattığı satırlar arasında ciddi farklar vardı kuşkusuz. Yine de ikisine de eyvallah demekte bir beis yok. “Anneler ve Kudüslerler”le evrensel ahdimizi yinelerken, “Kalem Kalesi”nde yazmanın en incelikli savunma sanatı olduğu mesajını verirken, “Edebiyat Kulesi”nde sözün ziyadesinden arınıp sükûta yaklaşım denemesi yaparken onu anlatanlarla onun anlattıkları arasında ne çok akrabalıklar vardır. Şöyle söylüyordu bu kulenin zirvesinden aşağıdakilere: “Ey acılara yarışan Küheylan/Kalemdir eyerinde dimdik duran”

Pakdil’le hiç karşılaşmadım; lakin onunla çok oturup yoğun sohbetler etmiş kadar kendimi o atmosferin içerisinde hissediyorum. Sevgili şair Mürsel Sönmez’in ondan bahsederken yüzünden diline yükselen katmerleşmiş anlam bu güzel insandan çok şeyler taşıyordu mana bahçemize. Üstadın ölüm haberi ulaştığında aslında onun dünyasına ne kadar yakın olduğumu........

© Milli Gazete