Yolunuz alışveriş merkezlerine, mağazalara ya da marketlere düştüğünde yoğun bir izdihamla karşılaşmış ve insanların gözlerindeki doyumsuzluğu fark etmişsinizdir. Hele hele bir de ramazan ayına denk gelmişseniz koşuşturan insanların telaşlarını izlemekten başınız döner ve bir an önce ortamı terk etmek istersiniz. Emsali görülmemiş bir kıtlığın, yokluğun haberini almış hissine kapılır ve o karmaşaya katılırsınız.

AVM’lerden içeri girdiğinizde ilk önce satın aldığınız ürünleri koyacağınız sepetler karşılar sizi. Ve hemen her dakika birkaç asık yüzlü insan girer içeri ve burada kimse kimsenin yüzüne bakmaz, kimse kimseye selam vermez. İradeleri bağlanmıştır insanların ve neyi niçin aldıklarının farkında bile değillerdir, sepete attıkları her parçanın bir boşluğu doldurduğunu hissederler. Alışverişi tamamlayanlar ise sanki bir ritüeli yerine getirmişçesine sakinleşir ve bu anlık hazların hep devam edeceğini düşünürler. Fakat burada insan ruhuna dokunacak bir şey yoktur, her şey maddi hazlara ve daha fazla şeye sahip olabilmek üzerine kurulmuştur. O yüzden bu akış hep devam eder ve insanlar aradıkları şeye bir türlü ulaşamazlar.

Son yıllarda sık sık gündeme gelen onyomani (alışveriş bağımlılığı) ruh ve duygu dünyamızda yıkılan duvarları onarabilmek için başvurduğumuz yollardan biri haline geldi. Satın aldığımız nesnenin duygu dünyamızda bir boşluğu doldurabileceğini düşünüyoruz ancak bağımlı olduğumuz şey bu açlığı daha da derinleştiriyor ve tüketim çarkının bir ferdi haline geliyoruz.

Kapitalist sistem ürettiği ihtiyaçları adeta dayatarak algı dünyamızı etkiliyor ve ihtiyaç olmayan şeyleri de ihtiyaç gibi görmeye başlıyoruz. Alışveriş merkezlerine, mağazalara, marketlere girdiğimizde zihnimiz boşalıyor ve neye ihtiyacımızın olduğuna değil ne kadar çok şeye sahip olabileceğimize odaklanıp kontrolü kaybediyoruz. Bütün dikkatimiz raflara kayıyor ve elimizdeki sepete attığınız her şey iç dünyamızdaki bir boşluğa konuyor ve yoksunluğumuzu bastırmaya çalışıyoruz. Satın aldığınız şeyleri yaralarımıza bir ilaç olarak görüp geçici bir hoşnutluk yaşıyoruz. Ama geri döndüğümüzde her şey başa sarılıyor ve onardığımızı sandığımız o duvar dört yanından yıkılmaya başlıyor.

Psikiyatristler yapılan alışverişin beyindeki mutluluk hormonunda (serotonin) artışa sebep olduğunu ve geçici bir haz verdiğini ifade ediyorlar. Bu geçici hoşnutluk hali insanları sigara gibi bağımlı hale getiriyor ancak alınan haz saman alevi gibi geçip gidiyor. İnsan sorunun kaynağına inmek istemiyor, işin kolayına kaçıyor ve kendini bu döngünün içine hapsediyor.

Kapitalizm, dünyayı tüketimle şekillendiriyor. Tüketim kültürü medya aracılığıyla insanları sürekli ihtiyaç üretmeye ve daha fazla tüketmeye teşvik ediyor. Reklâm sektörü hayatımıza sezon sonu indirimleri, kampanyalar ve kredi kartlarına tanınan taksit seçenekleri gibi dikkat çekici söylemlerle giriyor ve tüketime teşvik ediyor. Zihnimiz bulanıyor ve ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaçmış gibi görmeye başlıyor ve tüketim çarkına dâhil oluyoruz.

Bizler çözümü hep ötelerde ararız oysa öteler bizim içimizdedir… Yaranın açıldığı yerde devası da mevcuttur ama başımızı çevirir uzaklara bakarız. Ebeveynimizin bizden esirgediği sevgiye ulaşabilmek için zorlu yokuşlarda tırmanırız ve nesnelerle bu boşluğu doldurabileceğimize inanırız. Fakat duygu dünyamıza ulaşıp, yıkılan duvarları sevgi ile yeniden inşa etmedikçe bu mümkün olmayacaktır.

QOSHE - Yıkılan Duvarlar - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yıkılan Duvarlar

22 0 3
09.11.2022

Yolunuz alışveriş merkezlerine, mağazalara ya da marketlere düştüğünde yoğun bir izdihamla karşılaşmış ve insanların gözlerindeki doyumsuzluğu fark etmişsinizdir. Hele hele bir de ramazan ayına denk gelmişseniz koşuşturan insanların telaşlarını izlemekten başınız döner ve bir an önce ortamı terk etmek istersiniz. Emsali görülmemiş bir kıtlığın, yokluğun haberini almış hissine kapılır ve o karmaşaya katılırsınız.

AVM’lerden içeri girdiğinizde ilk önce satın aldığınız ürünleri koyacağınız sepetler karşılar sizi. Ve hemen her dakika birkaç asık yüzlü insan girer içeri ve burada kimse kimsenin yüzüne bakmaz, kimse kimseye selam vermez. İradeleri bağlanmıştır insanların ve neyi niçin aldıklarının farkında bile değillerdir, sepete attıkları her parçanın bir boşluğu doldurduğunu hissederler. Alışverişi tamamlayanlar ise sanki bir ritüeli yerine getirmişçesine sakinleşir ve bu anlık hazların hep devam edeceğini düşünürler. Fakat burada insan ruhuna dokunacak bir şey yoktur, her şey maddi hazlara ve daha fazla şeye sahip olabilmek üzerine kurulmuştur. O yüzden bu akış hep devam eder ve insanlar aradıkları şeye bir türlü........

© Milli Gazete


Get it on Google Play