Hâkim ideoloji dijital dünya söylemini gündemde tutuyor ve yeni süreçte insan hayatını teknolojinin belirleyeceğini ileri sürüyor. Birey ve toplumların zihinleri pandemi sonrası tasavvur edilen yeni dünya hayalleri ile meşgul fakat kimse doğacak günün nelere gebe olduğunu kestiremiyor. Başlarının üzerinden mermiler uçuşan mazlum halkların yarınları ise dualarla açacak duru bir sabaha kurulmuş. Kış yaklaşıyor ve işgalci Siyonistler tarafından evlerinden baskı ile çıkarılan Filistinliler yaralarını tek başına sarmaya çalışıyorlar. Siyonist çeteler Filistinli aileleri evlerinden şiddet kullanarak çıkarıyor ve Yahudi aileleri yerleştiriliyorlar. Yahudi yerleşimciler mahremiyet sınırlarını delip kapıları kırıyor ve insanların emeğinin, alın terinin ve gözyaşlarının üzerine yerleşiyorlar. Ebeveyni ile birlikte sokağa itilen çocuklar işgal faaliyetlerine tanık oluyor ve ağır travmalara maruz kalıp ailelerinin kaderine ortak oluyorlar.

Batı Şeria’da yasa dışı Yitzhar yerleşiminde ikamet eden Yahudi yerleşimciler işgal ettikleri bölgelerde Filistinlilerin direnişiyle karşılaştıklarını söylüyorlar ve İsrail ordusu ile işbirliği yaparak güç kullanıyorlar. Bölgedeki Yahudi yerleşimciler ordu koruması adı altında silahlanıyor ve bu durumun misilleme adı altında saldırılara sebebiyet verebileceğinden endişe ediliyor.

Nitekim yerleşimciler, Filistinlilere ait ekin tarlalarını, zeytin ağaçlarını yakmaktan, taş atmaya fiziksel saldırılara, evlere hasar vermeye kadar birçok saldırıyı İsrail ordusunun nezaretinde gerçekleştiriyor. Yani yerleşimciler İsrail’in ikinci bir eli gibi davranıyor ve şiddete dönük yaşıyorlar.

Bölgede yaşanan işgal faaliyetleri ve bitmek bilmeyen katliamlar, yüreğimde bir sızıya, bir öfke denizine dönüşüyor ve nasıl oldu da bu cerahat İslam coğrafyasının göbeğine yapıştı diye düşünüyorum… Kabul etmeliyiz ki, her nesil bir öncekilerin hatalarının bedelini ödüyor… Hem de ağır şekilde…

Bilindiği üzere Siyonist güçlerin Filistin’de devletleşme hayalleri öteden beri vardı ve 19. yüzyılda bütün dünyayı etkileyen kargaşa ortamından faydalanarak Osmanlı’yı ikna edip, hedeflerine ulaşmak istediler. Ancak Abdülhamit onların taleplerini şiddetle reddetti ve bu konuda hiçbir açık kapı bırakmadı. Eğer padişah Siyonistlerin getirdiği teklifi kabul etmiş ve onlarla işbirliği yapmış olsaydı yandaş ilan edilecekti ancak Abdülhamit İslam topraklarının bir karışını dahi satmam deyince farklı seçenekler üzerine yoğunlaştılar ve çok geçmeden 31 Mart hadisesi gerçekleşti. Senaryo yazıldı, halk galeyana getirildi ve Abdülhamit yaşanan kaostan sorumlu tutularak tahttan indirildi ve böylece işgalcilere yol açılmış oldu.

İşbirlikçi İttihatçı liderler Siyonistlere karşı uygulanan yasakları hemen kaldırdılar ve ne yazık ki Filistin’in kapıları Siyonistlere açılmış oldu.

Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve yaşanan kargaşa ile birlikte Yahudilere Filistin’in kapıları açılmış oldu. Artık işgalci grupların bölgeye yerleşmeleri için hiçbir engel yoktu ve Yahudi gruplar Siyonist organizasyonun desteği ile bölgeye akın akın taşınmaya başladılar. Bölge cellâtların at koşturduğu bir meydana dönüştü ve Filistin topraklarına ulaşan Yahudiler dışarıdan desteklenerek güç elde ettiler. İşgalciler Filistin’de bir araya geldiler ve bölgede uzun yıllar devam edecek şiddet ve nefretin tohumları atılmış oldu.

Yahudilerin bölgeye yerleşme fikri Avrupa devletlerinin kontrolünde gerçekleşti ve İngiltere, Rusya ve Fransa yerleşimcileri desteklemek için politik görüşmeler yaparak, göçün hızlanmasını sağladılar. Dış destekçilerin kontrolünde gerçekleşen işgal faaliyetleri o kadar büyüdü ki bölgeye yerleşen çeteler yerli halkın huzurunu kaçırmaya başladılar. Bölgenin istikrarını bozan göç dalgasının antisemitizm ya da dini, tarihsel nedenlere bağlı olmadığı söylense de maksat burada bir Yahudi devleti kurmak ve işgallerin alt yapısını hazırlamaktı. Hatırlarsınız Siyonizm’in ideolojik temelini oluşturan Teodor Herzl “Yahudi Devleti”ni yazmış ve kitabın yayınlanmasından bir yıl sonra da Basel’de Siyonist Kongre toplantısı yapılmış ve Filistin toprakları üzerine temellendirilen işgal faaliyetleri için ön hazırlıklar yapılmıştı.

1880 tarihinde başlayan göç dalgası, Siyonistlerin tasarladıkları devlet idealine ulaşabilmek için attıkları bir adım oldu ve bölgeye kene gibi yapıştılar. Filistin’e gruplar halinde gelen Yahudiler yerli halkı susturmak için toprak satın aldılar ve göz boyayacak gerekçeler ileri sürerek nüfuzlarını artırdılar.

Hızla devam eden göç olaylarına bölgeye turistlik amaçla geldiklerini ileri sürüp geri gitmeyenler de eklenince yerli halkın tedirginliği arttı ve yoğun çatışmalar yaşandı. Öyle ki bölgeye gelen işgalci çeteler dışarıdan aldıkları destekle halka sataşmaya başladılar ve büyük kayıplara sebebiyet veren savaşlar, çatışmalar yaşandı. Kapıyı kırarak eve giren hırsız evi sahiplenmekle kalmadı ev sahibini dışarı atmaya kalkıştı. Günler, aylar, yıllar geçip gitti ve 14 Mayıs 1948 tarihinde işgalci Siyonist güçler kendilerini devlet olarak ilan ettiler ve ne yazık ki ilk kabul edenlerden biri de Türkiye oldu. Sorgusuz sualsiz kötü ilan edilen Abdülhamit’e öfke bileyen halklar yerli işbirlikçileri destekleyerek zulmün diğer ayağını oluşturduklarının farkında değillerdi.

İslam coğrafyasının göbeğine yerleşen cellâtlar, Müslümanların sessizliğinden cesaret alıp katliamlarını sürdürmeye devam ettiler… Zira çocuklar katledilirken Müslüman ülkelerin yöneticileri, âlimleri, aydınları, mütefekkirleri altın varaklı koltuklara yerleşmiş kahvelerini yudumluyorlardı…

QOSHE - Toprakları kan kokan çocuklar - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Toprakları kan kokan çocuklar

11 0 0
02.10.2022

Hâkim ideoloji dijital dünya söylemini gündemde tutuyor ve yeni süreçte insan hayatını teknolojinin belirleyeceğini ileri sürüyor. Birey ve toplumların zihinleri pandemi sonrası tasavvur edilen yeni dünya hayalleri ile meşgul fakat kimse doğacak günün nelere gebe olduğunu kestiremiyor. Başlarının üzerinden mermiler uçuşan mazlum halkların yarınları ise dualarla açacak duru bir sabaha kurulmuş. Kış yaklaşıyor ve işgalci Siyonistler tarafından evlerinden baskı ile çıkarılan Filistinliler yaralarını tek başına sarmaya çalışıyorlar. Siyonist çeteler Filistinli aileleri evlerinden şiddet kullanarak çıkarıyor ve Yahudi aileleri yerleştiriliyorlar. Yahudi yerleşimciler mahremiyet sınırlarını delip kapıları kırıyor ve insanların emeğinin, alın terinin ve gözyaşlarının üzerine yerleşiyorlar. Ebeveyni ile birlikte sokağa itilen çocuklar işgal faaliyetlerine tanık oluyor ve ağır travmalara maruz kalıp ailelerinin kaderine ortak oluyorlar.

Batı Şeria’da yasa dışı Yitzhar yerleşiminde ikamet eden Yahudi yerleşimciler işgal ettikleri bölgelerde Filistinlilerin direnişiyle karşılaştıklarını söylüyorlar ve İsrail ordusu ile işbirliği yaparak güç kullanıyorlar. Bölgedeki Yahudi yerleşimciler ordu koruması adı altında silahlanıyor ve bu durumun misilleme adı altında saldırılara sebebiyet verebileceğinden endişe ediliyor.

Nitekim yerleşimciler, Filistinlilere ait ekin tarlalarını, zeytin ağaçlarını yakmaktan, taş atmaya fiziksel saldırılara, evlere hasar vermeye kadar birçok saldırıyı İsrail ordusunun nezaretinde gerçekleştiriyor. Yani yerleşimciler İsrail’in ikinci bir eli gibi davranıyor ve şiddete dönük yaşıyorlar.

Bölgede yaşanan işgal faaliyetleri ve bitmek bilmeyen katliamlar, yüreğimde bir sızıya, bir öfke denizine dönüşüyor ve nasıl oldu da bu cerahat İslam coğrafyasının göbeğine yapıştı diye düşünüyorum… Kabul etmeliyiz ki, her nesil bir........

© Milli Gazete


Get it on Google Play