Akşam vakti gazetelere göze atarken annesini vahşi bir şekilde katleden caninin karanlık yüzü ile karşılaştım ve annenin boşluğa doğru savrulan başı gözümün önünden bir türlü gitmedi. Annenin gök kubbeyi inleten sesine, çaresizliğine ve katile karşı beslediği öfkesine takılıp kaldım. Çıkmaz bir sokağa girdiğim ve attığım her adımda karşıma binlerce soru çıktı, sustum, hiç konuşmadım, konuşamadım...

Allah’ım aklımızı, izanımızı koru! Öylesine çaresiz kaldık ki, katiller artık evde, sokakta, işte ve her yerde kol geziyor. Evin güvenli bir alan olmaktan çıktığı noktada büyük bir boşluğa düşüyoruz, bütün imkânlarımız tükeniyor, korkuyoruz! Allah aşkına söyleyin, oğulların, kızların, annelerin, babaların, kardeşlerin, dedelerin katile dönüştüğü bir dünyada hangi kalenin ardına sığınacak, kendimizi hangi zırhlarla koruyabileceğiz? Düşünsenize; çocuğunuz dünyaya geldiğinde bütün hayallerinizi askıya alıyor, enerjinizi, emeğinizi, vaktinizi, sevginizi ona seferber ediyorsunuz. Ve gün geliyor büyük ümitlerle büyüttüğünüz o çocuk sizi emsali görülmemiş bir işkence ile katledip başınızı gövdenizden ayırıyor ve boşluğa doğru savuruyor.

Başı gövdesinden ayrılıp sokağa fırlatılan anneye kırk yıl önce biri çıkıp da siz kucağınızda katil büyütüyorsunuz deseydi anne buna inanır mıydı? Anneye sen katilini sütünle besleyip sevginle destekliyorsun deselerdi buna hiç ihtimal verir miydi? Adım kadar eminim ki anne bu ifadeyi tepki ile karşılayacak ve çocuğunun adının kötülüklerle yan yana gelmesine dahi razı olmayacaktı.

Öylesine karmaşık olaylara şahit olduk ki her şeye kuşkuyla bakan paranoya bireylere dönüştük. Korkuyoruz… Aç kalmaktan, işsiz kalmaktan değil güvenliğimizi tehdit edecek tehlikelerle yüz yüze gelmekten korkuyoruz.

Hep düşünmüşümdür; insan kazancı geniş olan iyiliği reddedip, neden kötülüğü tercih eder? Merhamet gibi ulvi bir gücün potansiyelini taşıdığı halde nasıl olur da kötülüğün hamiliğini yapar? Bütün bu sorular öteden beri filozofların, bilim adamlarının, mutasavvıfların, aydın ve düşünürlerin zihnini meşgul etmiş ve bu şahsiyetler kötülük probleminin neden ve sonuçları üzerine kafa yormuşlardır. Fakat ne kötülüğün genetiğine ulaşılabilmiş ne de etkin bir çözüm üretilebilmiştir.

Ruh hekimleri şiddete yönelimi ekseriyetle çocukluk döneminde yaşanan olumsuz koşullarla ilişkilendiriyor ve bu dönem çocuğun ihtiyaçlarına ulaşamamasının, şiddete maruz kalmasının ya da tanık olmasının merhamet duygusunu zedelediğini ve çocuğun kötülüğü bir davranış biçimi olarak modellediğini ifade ediyorlar. Ancak savaş, şiddet ve suç ihtiva eden görüntülerin bir güç olarak sergilendiği çağda, olayı dar bir alana hapsedip bunun tek suçlusu olarak aileyi göremeyiz. Zira çocuğumuzun hayatını erdemli bir şahsiyet olarak sürdürebilmesi için elimizden gelen her şeyi yaptık fakat sosyal çevreye açıldığında bambaşka biri oldu ve onu tanıyamaz hale geldik diyen anne-babalarla karşılaşıyoruz. Siz de biliyorsunuz ki etkilenmeye müsait olan çocuklar için sosyal çevre aileden daha etkili oluyor ve beklemediğiniz olaylarla karşılaşabiliyorsunuz.

Nitekim anneyi katleden caninin arkadaşlarının etkisiyle madde bağımlısı olduğu ve ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden kaçıp annenin kanatlarının altına sığındığı ifade ediliyor. Her ne olursa olsun icra edilen kötülüğün bir mazereti olamaz ve cani hesabını vermelidir ancak kuyuyu tamamıyla kirleten leşin kaynağını kurutmadan kalıcı bir çözüme ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Çocuğunun gözaltındaki morluklardan kuşkulanan ve yastığa konan saç telini alıp gizlice tahlil yaptıran anneleri tanıyorum… Anneler kaygılanmakta haksız da sayılmazlar zira madde kullanımı ilkokul çağına kadar indi ve baba evinde sevgi ile büyütülen çocukları okul kapılarında kirli tuzaklar bekliyor. Çocuklar ergenliğe geçiş döneminde kimlik arayışı içinde oluyor ve ailenin ikliminden uzaklaşarak bu tür tehlikelere açık hale gelebiliyorlar.

Çocukları hedef alan tehdit, tehlike ve tuzakları dikkate alarak onlarla ilişkilerimizde kullandığımız dili ve yaklaşım tarzımızı değiştirmek zorundayız. Sevgiyi bir araç olarak kullanıp onların dünyalarına ulaşmak ve merhamet duygularının ve vicdani hassasiyetlerinin gelişimi noktasında model olabilmeliyiz.

Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en kıymetli miras, erdem yüklü değerler ve yolu merhamete çıkan kapılar olacaktır… Ve eğer yolu gösterebilmişsek çocuğumuz er geç bu kapıyı açacaktır, bundan emin olabilirsiniz.

QOSHE - Katilini Evinde Büyüttü - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Katilini Evinde Büyüttü

13 0 0
08.10.2022

Akşam vakti gazetelere göze atarken annesini vahşi bir şekilde katleden caninin karanlık yüzü ile karşılaştım ve annenin boşluğa doğru savrulan başı gözümün önünden bir türlü gitmedi. Annenin gök kubbeyi inleten sesine, çaresizliğine ve katile karşı beslediği öfkesine takılıp kaldım. Çıkmaz bir sokağa girdiğim ve attığım her adımda karşıma binlerce soru çıktı, sustum, hiç konuşmadım, konuşamadım...

Allah’ım aklımızı, izanımızı koru! Öylesine çaresiz kaldık ki, katiller artık evde, sokakta, işte ve her yerde kol geziyor. Evin güvenli bir alan olmaktan çıktığı noktada büyük bir boşluğa düşüyoruz, bütün imkânlarımız tükeniyor, korkuyoruz! Allah aşkına söyleyin, oğulların, kızların, annelerin, babaların, kardeşlerin, dedelerin katile dönüştüğü bir dünyada hangi kalenin ardına sığınacak, kendimizi hangi zırhlarla koruyabileceğiz? Düşünsenize; çocuğunuz dünyaya geldiğinde bütün hayallerinizi askıya alıyor, enerjinizi, emeğinizi, vaktinizi, sevginizi ona seferber ediyorsunuz. Ve gün geliyor büyük ümitlerle büyüttüğünüz o çocuk sizi emsali görülmemiş bir işkence ile katledip başınızı gövdenizden ayırıyor ve boşluğa doğru savuruyor.

Başı gövdesinden ayrılıp sokağa fırlatılan anneye kırk yıl önce biri çıkıp da siz kucağınızda katil büyütüyorsunuz deseydi anne buna inanır mıydı? Anneye sen katilini sütünle besleyip sevginle destekliyorsun deselerdi buna hiç ihtimal verir miydi? Adım kadar eminim ki anne bu ifadeyi tepki ile karşılayacak ve çocuğunun........

© Milli Gazete


Get it on Google Play