İnsan sonbaharda toprağa savrulan yaprakları, hüznüyle ve yaşadığı kopuşlarla ilişkilendiriyor. Dalından kopan her yaprağın hayattan her şeyleri alıp götürdüğünü düşünüyor ve incitmemeye özen gösteriyor. Yaprağın hikâyesinde, kaybettiği sevgi nesnelerinin izlerini görüyor ve o boşluğu hüznü ile dolduruyor. Ağaçların kurumuş dallarında dünya yolculuğunu tamamlamış bir âdemin yaşanmışlıklarını görüyor ve her mevsim içine kapanıyor.

Bilirsiniz; hayatı haz olarak algılayan Batılı insana karşın doğulu insan hüznü bir olgunlaşma vesilesi olarak görür ve halinden şikâyetlenmez. Ona göre hüzün insana iç görü sağlayan, kişisel anlamda geliştiren ve derinlik katan bir haldir. Seküler birey hüznü vebaya benzetip her fırsatta mutluluk telkini yaparken o hüznü ve neşeyi birbirini tamamlayan ögeler olarak görüyor ve bu dengeyi korumaya özen gösteriyor. Hüznü yaşıyor, okuyor ve teslimiyete, sevgiye dönüştürüyor.

Doğu medeniyetinde hüzün, insanın ruhsal gelişiminin olmazsa olmaz bir parçasıdır ve bu vesile ile kişi acziyetinin farkına varır ve kibirden, büyüklenmeci tavırlardan uzaklaşır. Hüzünle kan bağının olduğunu fark eder ve hüzne düşen kişiye el uzatılır ve acıyı sindirmesi için destek verir. Fakat doğu kültürünü temsil eden bu kişi artık seküler kulvarlarda yürüyor ve varoluşuna, hayata ve hüzne farklı bir noktadan bakıyor. Seküler birey hüznü çağrıştıran her şeyi hayatından uzaklaştırmak, haz ve eğlence merkezli bir hayata ulaşmak istiyor. Hüznü bir zayıflık belirtisi olarak görüyor ve güce tapıyor, gücü önceliyor.

Kültürel kimliğini oluşturamayan ve nereye ait olduğuna net olarak karar veremeyen bireyler zıtlıklardan müteşekkil olan düzeni sarsarak mutluluklar ülkesine ulaşabileceklerini düşünüyorlar. Ve bu marazi düşünce onları ait oldukları yerden kopararak tehlikeli bir çemberin içine doğru sürüklüyor.

Kişi ait olduğu yer ne olursa olsun sevebilmek, önemsenmek, karşı tarafın nazarında değerli olduğunu hissetmek istiyor ki, insanın neşesi için elzem olan bu değerler hüznün de nedenidir. Zira hiçbir şey tekdüze değildir ve kopuşlar, ayrılıklar ölümler mutlaka olacaktır.

İslam kültüründe her şey bir denge ekseninde değerlendirilmiştir. Eğer duygusal bir kopuş gerçekleşmişse açılan boşluğu hüzün dolduruyor ve kişiyi kendine döndürerek halini rehabilite etmesini sağlıyor. Zira hüzün, karamsarlık ve kaygının aksine kişinin direncini yükseltiyor ve zirveye ulaşmasını sağlıyor.

QOSHE - Hüzün, İnsanı Olgunlaştırır - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hüzün, İnsanı Olgunlaştırır

9 0 4
16.11.2022

İnsan sonbaharda toprağa savrulan yaprakları, hüznüyle ve yaşadığı kopuşlarla ilişkilendiriyor. Dalından kopan her yaprağın hayattan her şeyleri alıp götürdüğünü düşünüyor ve incitmemeye özen gösteriyor. Yaprağın hikâyesinde, kaybettiği sevgi nesnelerinin izlerini görüyor ve o boşluğu hüznü ile dolduruyor. Ağaçların kurumuş dallarında dünya yolculuğunu tamamlamış bir âdemin yaşanmışlıklarını görüyor ve her mevsim içine kapanıyor.

Bilirsiniz; hayatı haz olarak algılayan Batılı insana karşın doğulu insan hüznü bir olgunlaşma vesilesi olarak görür ve halinden şikâyetlenmez. Ona göre hüzün insana iç görü sağlayan, kişisel anlamda geliştiren ve derinlik katan bir haldir. Seküler birey hüznü vebaya benzetip her fırsatta mutluluk telkini yaparken o hüznü ve neşeyi birbirini tamamlayan ögeler olarak........

© Milli Gazete


Get it on Google Play