Savaşın tutunabileceği hiçbir dal bırakmadığını ifade eden mülteci bir kardeşim, “Bedenimin yarısını doğduğum topraklarda bırakıp geldim” demişti. Açlıkla yüz yüze geldiği günlerde rüyalarında ekmek gördüğünü ifade etmiş ve ekmeğe ulaşabilmek için katlandığı meşakkatleri paylaşırken gözleri dolmuştu. Genç kardeşim, savaşın mazlum halkların ekmekleri ile bağlarını kestiğini ve bütün birikimlerini silip süpürdüğünü belirtmişti. Savaşın savurduğu insanların gurbetine ağıtlar yakılırdı ama ekmeğe ulaşabilmek için verdikleri mücadele pek dikkate alınmazdı nedense. Oysa insanın ekmeğe ulaşabilmek için verdiği mücadele ve ekmeğin önemi tarihte, edebiyatta, mitolojik hikâyelerde hep yer almış ve tıpkı su gibi, hava gibi ekmeğin de bütün insanlığın müşterek ihtiyacı olduğu vurgulanmıştı.

Edebiyatımızda aşk kadar yeri vardır ekmeğin… Ve halkımızın ekmekle bütünleşen söylemleri dilden dile dolaşır… Ekmek davası deriz, ekmeğimizin peşinde deriz ve ekmeğin hayati ürün olduğuna işaret ederiz. İnsan açlığa maruz kaldığında üst sınıfın sofrasında yer alan yiyecekleri değil ekmeği arar.

Şu günlerde yeniden canlandırılmaya çalışılan askı geleneğimiz ekmeğin eskimeyen bir tarihinin olduğunu gösteriyor. Her ne kadar diyetisyenler ekmeği sağlık sorunlarına davetiye çıkaran bir ürün olarak gösterip sınırlandırsalar da ekmek insanın ihtiyaçlar hiyerarşisindeki yerini koruyor.

Art arda gelen zamlar, işsizlik, yoksullaşma ve açlık tehlikesi gündemi işgal ederken, insanlar geleneklerimizin zenginliklerini yeniden canlandırarak doğal bir yardımlaşma ağı oluşturuyorlar. Medya sektörünün kayda değer görmediği, seküler bireylerin önemsemediği askıda ekmek geleneği yardımlaşma ağının en etkin yolu.

İnsanlar fırına gittiklerinde bir ekmek fazladan alıp askıya bırakıyor ve fırına gelen ihtiyaç sahibi kişiler ihtiyaçları kadar ekmeği buradan alıp gidiyorlar. Bir ekmek parası kimsenin cebini yakmaz, kimsenin gücünden ve parasından eksiltmez ve bir yoksulun kursağına girerek büyük bir kazanca dönüşür.

Askıda ekmek geleneği, şarkıcıların, dizi oyuncularının boy boy fotoğraflarını yayınlayan medya araçlarında gündeme gelmez, burada gönüllerini yoksullara açan insanların hikâyelerine yer verilmez.

Fakat halk yapılan hiçbir iyiliği zayi etmez ekmeğini paylaşan kişiyi, “Veren el, alan elden üstündür” hadisi ile ödüllendirir ve bu yolun devam etmesini sağlar.

Ve zaman hızla geçer ve gündemden düşmeyen popüler kişilerin, şaşaalı hayatları unutuluverir geriye ise iki şey kalır… Ekmek ve insanların kalplerinde yeşeren erdemler…

Atalarımızın derdini kimseye açamayan yoksullar için oluşturttukları sadaka taşlarını hatırlarısınız… İnsanlar ihtiyaç sahiplerinin rızkını buraya bırakırlar onlar da ortalık sakinleştiğinde gelir ve rızıklarını alıp giderlerdi. Bugün yardımlar kurumsallaşmış vakıf ve dernekler aracılığıyla yapılıyor ve insanların hayatlarına değemiyor. İhtiyaç sahibi bu kurumların kapılarında resmi, soğuk ve mesafeli duran çalışanlarla karşılaşıyor ve yakınlık kuramıyor, içini açmaktan kaçınıyor.

Askıda ekmek geleneğinin yeniden canlandırılması resmi bir hüviyete bürünen ve bireylerin kalplerine ulaşamayan yardım çalışmalarının eksik bıraktığı boşluğu dolduruyor. İhtiyaç sahibi kişi ekmeğini alırken bir yakınlık hissi yaşıyor ve hiç tanımadığı kişilerle kalbi bağlar kuruyor. İnsanlar mahallenin fırınına geliyor, burada çalışanlarla selamlaşıyor ve kendileri için bırakın ekmeği alıp gidiyorlar. İnsanlar kendilerine bir araç muamelesi yapılmasını istemiyorlar, önemsenmek ve her insan gibi sevgiyi hak ettiklerini bilmek istiyorlar.

Bu, onların doğal hakları değil mi?

QOSHE - Ekmekle akrabalığımız - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ekmekle akrabalığımız

7 0 0
23.10.2022

Savaşın tutunabileceği hiçbir dal bırakmadığını ifade eden mülteci bir kardeşim, “Bedenimin yarısını doğduğum topraklarda bırakıp geldim” demişti. Açlıkla yüz yüze geldiği günlerde rüyalarında ekmek gördüğünü ifade etmiş ve ekmeğe ulaşabilmek için katlandığı meşakkatleri paylaşırken gözleri dolmuştu. Genç kardeşim, savaşın mazlum halkların ekmekleri ile bağlarını kestiğini ve bütün birikimlerini silip süpürdüğünü belirtmişti. Savaşın savurduğu insanların gurbetine ağıtlar yakılırdı ama ekmeğe ulaşabilmek için verdikleri mücadele pek dikkate alınmazdı nedense. Oysa insanın ekmeğe ulaşabilmek için verdiği mücadele ve ekmeğin önemi tarihte, edebiyatta, mitolojik hikâyelerde hep yer almış ve tıpkı su gibi, hava gibi ekmeğin de bütün insanlığın müşterek ihtiyacı olduğu vurgulanmıştı.

Edebiyatımızda aşk kadar yeri vardır ekmeğin… Ve halkımızın ekmekle bütünleşen söylemleri dilden dile dolaşır… Ekmek davası deriz, ekmeğimizin peşinde deriz ve ekmeğin hayati ürün olduğuna işaret ederiz. İnsan açlığa maruz kaldığında üst sınıfın sofrasında yer alan yiyecekleri değil ekmeği arar.

Şu günlerde yeniden canlandırılmaya çalışılan askı geleneğimiz ekmeğin eskimeyen bir tarihinin........

© Milli Gazete


Get it on Google Play