Psikanalist Adam Philips’in çocukların üzerine örtülen kaşındırıcı bir battaniyeye benzettiği can sıkıntısı, hayatımızın merkezine konmuş ve neşemizi alıp götürüyor. Sinsi bir arkadaş gibi bize yapışık yaşıyor, insanlarla bir aradayken başını toprağa gömüp, kendini gizlemeye çalışıyor, kendimizle baş başa kaldığımızda ise büyük bir hınçla kalkıyor ve göğsümüzde sızlayan bir sancıya dönüşüyor. Neşemize ortak olan can sıkıntısı huysuz bir arkadaşı andırıyor ve nereden geldiğini, niçin geldiğini bilmediğimiz bu arkadaştan bir türlü kopamıyoruz.

İnsanlar mideleri ağrıdığında, başları döndüğünde doktora gidip çözüm arıyorlar ama iç dünyalarını kasıp kavuran can sıkıntısını bir sorun olarak görmüyorlar ki, zaten modern tıp, insanı tüketen bu buhranı ortadan kaldırabilecek güce sahip de değil…

İnsanın ömrünü uzatacak ve hayatını kolaylaştıracak formüller üzerinde çalışan bilim insanları, ne yazık ki onun içsel huzurunu ve buna olan ihtiyacını yok sayıyor. İnsan bilimi putlaştırmış, sorgulamıyor, ekmeğe olan ihtiyacını rahatlıkla ifade edebiliyor ancak ruhunu kemiren can sıkıntısını dile getiremiyor.

Kendisiyle baş başa kaldığında içinde sebebini bilmediği bir buhran hissediyor insan… Bunu zaman zaman hepimiz yaşarız ve böyle durumlarda ihtiyacımız olan şeyin çok ötelerde olduğunu düşünür ve çaresizliğe düşeriz. Oysa ihtiyacımız olan şey genetik kodlarımızda saklıdır, buraya ulaştığımızda dua ile sükûneti yakalayabiliriz. Dua iç dünyamızda yer edinen buhranı teslimiyete dönüştürür ve o yükten kurtuluruz. Fakat materyalist sistemin havasından, suyundan o kadar etkilenmişiz ki, manevi dünyada yaşadığımız buharının çözümünü maddi dünyada aramaya koyuluruz. Bir zerre neşe için eğleniyor, alışveriş yapıyor, konforlu hayatlar yaşıyoruz fakat aldığımız haz saman alevi gibi geçip gidiyor ve o sıkıcı arkadaşla baş başa kalıyoruz.

Seküler kültür bireylerin ruh ve beden bütünlüğünü bozdu ve bu durum kopukluk, yalnızlaşma, can sıkıntısı ve stres gibi sorunların artmasına neden oldu. İnsanlar istediğimiz her şeyi elde ettik ancak sebebini bilmediğimiz bir boşluk ve can sıkıntısı ile mücadele ediyoruz diyorlar.

Peki, istediğim her şeye sahip oldum diyen kişi neyi eksik bıraktı, neyi ezip geçti acaba? Beden ve ruhsal bütünlüğümüzü bozup bizi çıkmaz sokaklara sürükleyen şey neydi? İnsan bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkındaydı elbette ancak aradığı şeyin çok ötelerde yer aldığını düşünüyor ve göğsünü yakıp kavuran can sıkıntısından bir türlü kurtulamıyordu.

Geleneksel kültürün hâkim olduğu dönemlerde iş, eğitim, sosyal yaşam birbirlerini tamamlayan bir bütündü, modern kapitalizm bu bütünü parçalara ayırdı ve bu parçalanmışlık bireylerin kendileriyle ve ötekilerle kurdukları ilişkileri doğrudan etkiledi ve ruhsal sorunlara yol açtı.

Kierkegaard, can sıkıntısını modern yaşama has bir musibet ve insanın doğanın tabiatını bozmaya yönelik yaptığı yıkımın bir sonucu olarak görüyor. Bu yıkımın sonuncunda ortaya çıkan ruhsal bunaltı ise insanı arayışlara sürüklüyor ve birçok kişi yanlış mecralarda kaybolup gidiyor. Nitekim Afrika’da madde kullanan gençler arasında yapılan araştırmada bu çocuklar madde kullanımında en büyük etkenin can sıkıntısı olduğunu ifade etmişlerdir. Can sıkıntısı sanıldığı gibi basit bir sorun değildir, diş ağrısı gibidir ve kişi bu ağrıdan kurtulabilmek için çareler arar. Fakat dünyaya, doğru pencereden bakmadığı için çözüme ulaşamaz ve göğsünü delercesine zorlayan can sıkıntısından bir türlü kurtulamaz.

QOSHE - Can Sıkıntısı Neye İşaret Ediyor? - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Can Sıkıntısı Neye İşaret Ediyor?

10 0 0
02.11.2022

Psikanalist Adam Philips’in çocukların üzerine örtülen kaşındırıcı bir battaniyeye benzettiği can sıkıntısı, hayatımızın merkezine konmuş ve neşemizi alıp götürüyor. Sinsi bir arkadaş gibi bize yapışık yaşıyor, insanlarla bir aradayken başını toprağa gömüp, kendini gizlemeye çalışıyor, kendimizle baş başa kaldığımızda ise büyük bir hınçla kalkıyor ve göğsümüzde sızlayan bir sancıya dönüşüyor. Neşemize ortak olan can sıkıntısı huysuz bir arkadaşı andırıyor ve nereden geldiğini, niçin geldiğini bilmediğimiz bu arkadaştan bir türlü kopamıyoruz.

İnsanlar mideleri ağrıdığında, başları döndüğünde doktora gidip çözüm arıyorlar ama iç dünyalarını kasıp kavuran can sıkıntısını bir sorun olarak görmüyorlar ki, zaten modern tıp, insanı tüketen bu buhranı ortadan kaldırabilecek güce sahip de değil…

İnsanın ömrünü uzatacak ve hayatını kolaylaştıracak formüller üzerinde çalışan bilim insanları, ne yazık ki onun içsel huzurunu ve buna olan ihtiyacını yok sayıyor. İnsan bilimi putlaştırmış, sorgulamıyor, ekmeğe olan ihtiyacını rahatlıkla ifade edebiliyor ancak ruhunu kemiren can sıkıntısını dile getiremiyor.

Kendisiyle baş başa kaldığında........

© Milli Gazete


Get it on Google Play