Bursa’da yaşayan Suriyeli bir anne ve çocukları sobadan çıkan yangın sonucunda hayatlarını kaybettiler. Ailenin geride kalan tek ferdi olan baba öylesine çaresizdi ki, sanki dağlar başının üzerine yıkılmış ve hareket edecek hiçbir alan bırakmamıştı. Baba, “Doğalgazlı bir evde yaşıyordum, ev sahibi çıkardı, üç ay önce sobalı bir eve taşındık ve sobayı ilk defa yakmıştım, ailemden kimse kalmadı, hepsi yandı, yapayalnız kaldım” diyor yasını tek başına tutuyordu.

Faşist telkinlerle büyüyen ve ırkçı söylemleri içselleştiren kişilerin vicdanları ile irtibatları kopuyor ve bu kişiler insani ilişiklerini çatışma, ötekileştirme ve şiddet üzerine kuruyorlar. Ne yazık ki bu zihniyetler mültecilere atık bir eşya gibi yaklaştılar ve her fırsatta kin kustular. Savaşın sürdüğü anneler, babalar ve çocuklar gittikleri beldelerde faşistlerin şiddet saçan tavırları ile karşılaştılar, dışlandılar, horlandılar, yıkıldılar, öldürüldüler, tacize maruz kaldılar. İslam kültüründe düşene tekme atılmaz el uzatılır ama biz bunu yapmadık. Bu insanların düşmüşlüğünden faydalanıp, rutubet kokan evlerimizi yüksek fiyatlarla kiraladık, okullarda, yardım kuruluşlarında, iş ortamında onlarla karşılaştığımızda yuhaladık ve dışladık. Bu insanları ekmeğimize ortak olan asalaklar olarak gördük.

Anneler savaştan kaçırdıkları çocuklarına burada güvenli bir ortam sunmak istediler ama kalplerine taş düştü çocukların, onurları kırıldı, hayalleri savrulup gitti. Anneler öylesine çaresizdiler ki, gecenin karanlığında başlarını yukarı kaldırıp duaya durdular ve içlerini döktüler. Yuvası yıkılan kuşlara döndü anneler dağılan hayatlarını toplayabilmek için zorlu yokuşlara tırmandılar ve yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler… Ama savaş bitmemişti, kötüler her yerde vardı ve bakışları ile nefret kusuyorlardı.

Gurbetin içine gizlenmiş gurbetleri vardı mülteci halkların ve dışlandıkları vakitlerde bunu daha da yoğun hissettiler. Zihinlerini meşgul eden sorulara hiçbir cevap bulamadılar, niçin horlandıklarını, niçin suçlandıklarını hiç anlayamadılar ve zamanla suçlu olduklarına kendileri de inandılar.

Düşünüyorum… Acaba ne oluyor da insanların mağduriyetleri medyada sergilenmedikçe harekete geçemiyor vicdanlarımız? Ne ilginçtir ki, çocuklarıyla birlikte yanarak hayatını kaybeden Suriyeli annenin haberlerine medyada genişçe yer verilince resmi ve sivil birçok kuruluş ve kişi harekete geçti ve neler yapabiliriz diye sormaya başladılar. Gidenler için yapılacak bir şey yoktu ama kalanlar için neler yapılabilirdi? Bize ne oldu ki mahrumiyete terk edilen insanların acıları medyaya yansımadıkça harekete geçemiyoruz? Kalplerimizdeki köprüleri medya üzerinden kurmaya başlayınca mesafeler açıldıkça açılıyor ve çaresizliğe terk edilen onlarca insanın ekranlara çıkıp acılarını aşikâr etmelerini bekliyoruz. Ve yanı başımızda yaşayan yoksul, mağdur, kimsesiz, yaşlı ve hastaları göremiyoruz…

QOSHE - Ateşin Düştüğü Yer - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ateşin Düştüğü Yer

8 0 0
23.11.2022

Bursa’da yaşayan Suriyeli bir anne ve çocukları sobadan çıkan yangın sonucunda hayatlarını kaybettiler. Ailenin geride kalan tek ferdi olan baba öylesine çaresizdi ki, sanki dağlar başının üzerine yıkılmış ve hareket edecek hiçbir alan bırakmamıştı. Baba, “Doğalgazlı bir evde yaşıyordum, ev sahibi çıkardı, üç ay önce sobalı bir eve taşındık ve sobayı ilk defa yakmıştım, ailemden kimse kalmadı, hepsi yandı, yapayalnız kaldım” diyor yasını tek başına tutuyordu.

Faşist telkinlerle büyüyen ve ırkçı söylemleri içselleştiren kişilerin vicdanları ile irtibatları kopuyor ve bu kişiler insani ilişiklerini çatışma, ötekileştirme ve şiddet üzerine kuruyorlar. Ne yazık ki bu zihniyetler mültecilere atık bir eşya gibi yaklaştılar ve her fırsatta kin kustular. Savaşın sürdüğü anneler, babalar ve çocuklar gittikleri beldelerde faşistlerin şiddet saçan tavırları ile karşılaştılar, dışlandılar, horlandılar, yıkıldılar, öldürüldüler, tacize maruz........

© Milli Gazete


Get it on Google Play