Halk arasında anlatılan bir hikâye vardır: “Serçe yavrusu, gök gürültüsüyle birlikte boşalan yağmurun altında kalır ve boğulma korkusu ile tir tir titremeye başlar. Sağına soluna bakar, ‘Korkudan kırk kantar yağım eridi’ der. Yoldan geçen biri başını çevirir, ‘Senin etin ne, budun ne, beş dirhem bile etmeyecek bir kuşsun, nasıl olur da kırk kantar yağın eriyebilir’ der. Serçe başını kaldırır, ‘Herkesin kendine göre bir dirhemi vardır, benim de kendime göre bir dirhemim var’ der.” Hikâye, muhatabını dinlerken anlamak ve baston uzatmak yerine bilirkişi havasına bürünüp nasihat etmeye kalkan kişilerin durumunu özetlemiyor mu?

Göğsünüzde biriken yükü taşıyamaz hale geldiğinizde güvendiğiniz bir arkadaşınıza ulaşır, içinizi açar ve ondan sadece bir baston uzatmasını beklersiniz. Anlaşılmaya ihtiyacınız vardır nasihate değil… Fakat karşı taraf fiziki olarak sizin yanınızda yer alsa da ruhen ötelerde, çok uzaklardadır ve sizin ihtiyacınız olan şeye değil kendi ihtiyacına odaklanmıştır. Sizin düşmüşlüğünüzden faydalanıp zayıf yanlarını beslemeye kalkmış ve kendisine bir konum yüklemiştir. Güvenip içinizi açtığınız arkadaşınız büyüklenmeci tavırları ve sıkıcı nasihatleri ile göğsünüzdeki yükü daha da artırmış ve elindeki bastonu size değil kendisine uzatmaya kalkmıştır. Yanınızda, yakınınızda zannettiğiniz kişi aslında çok uzağınızdadır ve sizin acınızdan beslenerek komplekslerini tatmin etmeye çalışmaktadır.

Göğsünüzdeki yükü bir dostunuzla, bir arkadaşınızla paylaşıp güne daha zinde başlamaya niyet ediyorsunuz… Muhatabınızla konuşurken anlaşıldığınızı hissetmek, yalnız olmadığınızı bilmek ve direncinizi artırmak istiyorsunuz. Zor günlerinizde yanınızda yer alacak ve size el uzatacak dostlarınızın olduğunu hissedip yükünüzü onlarla paylaşmayı hedefliyorsunuz. Yani siz yüreğinizdeki sızıyı hissedecek ve acınıza kardeş olacak bir dosta ihtiyaç duyuyorsunuz. Siz sadece derdinizi anlatmak istemiyorsunuz, yalnız olmadığınızı da bilmek istiyorsunuz. Ama muhatabınızın bunlarla hiç ilgisi yok. O iç dünyasında beslediği kompleksli, güçsüz, bencil ve sevgi açlığı çeken çocuğu beslemeye çalışıyor ve ruhen sizin değil o çocuğun yanında yer alıyor.

Bilinen bir gerçektir: Bir kişi size bir sorunundan bahsettiğinde olaya onun fenomonolojik alanına girip, acısını anlamaya çalışmamışsınız kendi ihtiyacınıza yönelir ve karşı tarafın yükünü daha da artırırsınız. O nedenle muhatabınıza nasihat etmek yerine sessizce dinleyin ve geribildirimler vererek anladığınızı hissettirin bu onun kendini iyi hissetmesini sağlayacaktır.

Son dönemlerde gündemden düşmeyen empati kavramı, Allah’ın insana bahşettiği bir değerdir ki, bu sayede dostluklar kurabiliyor ve insani ilişkilerimizi sürdürebiliyoruz. İslam kültüründe çocuklar empati yeteneğini ailede geliştirirler ve hayat boyu kullanırlar. Bunun için sistemli bir eğitime ihtiyaç yoktur anne mutfağında pişirdiği yemeği tabağa koyup çocuğun eline tutuşturur ve yaşlı komşuya götürmesini ister. Çocuk aile ortamında doğal olarak terbiye edilir ve insanlarla ilişkilerinde empati kurmakta zorlanmaz.

Empati vicdanımızı harekete geçiren ve karşı tarafın duygularını ve ihtiyaçlarını anlamamızı sağlayan bir değerdir ki, dünya Allah’ın bahşettiği bu değer sayesinde ayakta kalabiliyor. Zira insan empati yeteneği sayesinde iyiliği yayarak kötülerin direncini kırabilir ve bu bütün insanlık için umut olur.

QOSHE - Anlaşılmak Anlamak Kadar Önemlidir - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Anlaşılmak Anlamak Kadar Önemlidir

9 0 0
31.10.2022

Halk arasında anlatılan bir hikâye vardır: “Serçe yavrusu, gök gürültüsüyle birlikte boşalan yağmurun altında kalır ve boğulma korkusu ile tir tir titremeye başlar. Sağına soluna bakar, ‘Korkudan kırk kantar yağım eridi’ der. Yoldan geçen biri başını çevirir, ‘Senin etin ne, budun ne, beş dirhem bile etmeyecek bir kuşsun, nasıl olur da kırk kantar yağın eriyebilir’ der. Serçe başını kaldırır, ‘Herkesin kendine göre bir dirhemi vardır, benim de kendime göre bir dirhemim var’ der.” Hikâye, muhatabını dinlerken anlamak ve baston uzatmak yerine bilirkişi havasına bürünüp nasihat etmeye kalkan kişilerin durumunu özetlemiyor mu?

Göğsünüzde biriken yükü taşıyamaz hale geldiğinizde güvendiğiniz bir arkadaşınıza ulaşır, içinizi açar ve ondan sadece bir baston uzatmasını beklersiniz. Anlaşılmaya ihtiyacınız vardır nasihate değil… Fakat karşı taraf fiziki olarak sizin yanınızda yer alsa da ruhen ötelerde, çok uzaklardadır ve sizin ihtiyacınız olan şeye değil kendi ihtiyacına odaklanmıştır. Sizin düşmüşlüğünüzden faydalanıp zayıf yanlarını beslemeye kalkmış ve kendisine bir konum yüklemiştir. Güvenip........

© Milli Gazete


Get it on Google Play