Çocukluğumda yaşlıların gelecek korkularını ve her fırsatta, “Allah elden ayaktan düşürmesin” diye duada bulunmalarını anlamaya çalışırdım. Bu insanları çocukların desteğine ihtiyaç duymak neden bu kadar korkutuyordu? Hayatı boyunca verici durumunda olan bir kişinin gücünü kaybedip alıcı durumuna düşmesi bir travma nedenidir ve insanlar bu duruma düşmekten korkuyorlardı.

Zaman bahar yağmuru gibi akıp gitti, televizyon çok kanallı sisteme geçti, interneti hayatımızın her alanında kullanır hale geldik ve insanların acılarına, mağduriyetlerine, dışlanmışlıklarına, terk edilmişliklerine birebir şahit olmaya başladık. Sokaklara bırakılan çocukların, ellerindeki satırla kurban arayan katillerin, açlığa, ölüme terk edilen yaşlıların travmaları ile kardeş olduk ve kronik korkulara maruz kaldık. Zaman bize göremediklerimizi gösterdi, anlayamadıklarımızı özetledi ve yaşlılarımızın dillerinden düşürmediği o duaya hep beraber “âmin” dedik. Saatlerimizi yarınlara kurarken, muhtaç duruma düşmüş zayıf kişilere reva görülen zulmün her türlüsüne tanık olduk.

Hatırlarsınız; geçtiğimiz hafta İstanbul Arnavutköy’de doksan yaşında bir çift, ev sahibi tarafından sokağa bırakıldı. Çocukları tarafından terk edilen yaşlı bireyleri evinden çıkarmak isteyen ev sahibi, kapının anahtarını değiştirdi, içeri giremeyen yaşlılarımız kapının önünde umutsuzca beklemeye başladılar. Doksan yaşında iki insan ne yapabilir, ellerini nereye uzatabilirler ki! Neyse ki çiftin durumu mahalle sakinleri tarafından karakola bildirildi ve olay medyaya yansıdı, ilgili birimler harekete geçip yaşlılarımızı koruma altına aldılar.

Doksan yaşında iki insan tırmandıkları yokuşun en zorlu noktasında yapayalnız kalmışlardı, boşluğa doğru baktılar ve çaresizce beklediler. Yorgun ve hastaydılar ama hallerinden hiç şikâyet etmediler. Olay medyaya yansıyınca kapılar bir bir açıldı ama her ikisi de gözlerini ötelerden alıkoyamıyordu. Çocuklar gittiği günden beri hiçbir şeyden tat almamışlardı ve derin bir özlem içindeydiler. Söylemek istedikleri çok şey vardı ama durgun bir deniz gibi attılar içlerine ve dua ile Allah’a sığındılar. İki yaşlı insan, yedi çocuğun ebeveyni, başımıza taç ettiklerimiz ve hürmete layık gördüğümüz yaşlılar… Bu dünyada en fazla sevdikleri tarafından incitilmişlerdi. Aklım havsalam almıyor; şartlar ne olursa olsun yedi çocuklu bir anne-baba hangi gerekçe ile terk edilebilir? İnanıyorum ki çocuklara sorulmuş olsaydı, ekonomik sebepleri ileri süreceklerdi ki, huzur evlerine terk edilen anne-babaların çocukları ekseriyetle ekonomik sorunlarından ve ebeveynleri ile ilgilenecek vakitlerinin olmadığından bahsediyorlar. Allah aşkına söyler misiniz? Sizi sevgisi ile ısıtan atanızla ekmeğinizi bölüşemez misiniz? Hayatınızı sürdürdüğünüz evde ona küçük bir alan tahsis edemez misiniz? Omuzlarına dokunup sevgi ile bakamaz mısınız? Kuşlara, köpeklere, kedilere yer ayırdığınız evinizde atanıza bir metrekarelik alan ayıramaz mısınız? Kusura bakmayın kardeşim siz insan değilsiniz, siz sokaklarımızda tehlike saçan karanlık yüzlü varlıklarsınız.

Kişilik yapılanmasında bir denge kaybı ya da arızası oluşmayan bir birey acziyete düşmüş bir kişi ile karşılaştığında vicdanında bir sızı hisseder ve içgüdüsel olarak el uzatır ki; Rabbimiz bizlere zayıfların yanında yer almamız ve onları korumamız için merhamet duygusunu bahşetmiştir. Eğer toplumun büyük bir kısmı merhametten uzaklaşmışsa kapılarımıza çifter çifter anahtar taksak ve istediğimiz vakitte güvenlik birimlerine ulaşma imkânı bulsak dahi kendimizi güvende hissedemeyiz. Zira hayvanlar ihtiyaçlarına ulaşabilmek için saldırır, karınlarını doyurduklarında ise tehlike sona erer. Vicdanları ile bağı koparanların ektikleri şiddet ise ihtiyaçtan değil, onların ihtiraslarından, bencilliklerinden, hasetlerinden, sadizmlerinden kaynaklanır. Ve bu hepimiz için bir tehlikedir.

QOSHE - Ağır Yolculuk (1) - Fatma Tuncer
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ağır Yolculuk (1)

8 0 0
03.11.2022

Çocukluğumda yaşlıların gelecek korkularını ve her fırsatta, “Allah elden ayaktan düşürmesin” diye duada bulunmalarını anlamaya çalışırdım. Bu insanları çocukların desteğine ihtiyaç duymak neden bu kadar korkutuyordu? Hayatı boyunca verici durumunda olan bir kişinin gücünü kaybedip alıcı durumuna düşmesi bir travma nedenidir ve insanlar bu duruma düşmekten korkuyorlardı.

Zaman bahar yağmuru gibi akıp gitti, televizyon çok kanallı sisteme geçti, interneti hayatımızın her alanında kullanır hale geldik ve insanların acılarına, mağduriyetlerine, dışlanmışlıklarına, terk edilmişliklerine birebir şahit olmaya başladık. Sokaklara bırakılan çocukların, ellerindeki satırla kurban arayan katillerin, açlığa, ölüme terk edilen yaşlıların travmaları ile kardeş olduk ve kronik korkulara maruz kaldık. Zaman bize göremediklerimizi gösterdi, anlayamadıklarımızı özetledi ve yaşlılarımızın dillerinden düşürmediği o duaya hep beraber “âmin” dedik. Saatlerimizi yarınlara kurarken, muhtaç duruma düşmüş zayıf kişilere reva görülen zulmün her türlüsüne tanık olduk.

Hatırlarsınız; geçtiğimiz hafta İstanbul Arnavutköy’de doksan yaşında bir çift, ev sahibi tarafından sokağa bırakıldı. Çocukları tarafından terk edilen yaşlı bireyleri evinden çıkarmak isteyen ev........

© Milli Gazete


Get it on Google Play