Gösterişsiz görülebilenler! |
Dünya, sağır edici bir pazar yeri artık…
Her tezgâhta "benlik" satılıyor, her köşede bir nidâ, her yüzde, başkalarının gözbebeklerinde parlamak için cilalanmış bir maske...
Bu gürültülü hengâmenin, bu ışıklı körlüğün ortasında bazı ruhlar vardır ki; bir dağ gibi sessiz, bir okyanus gibi derindirler.
Onlar, gösterişe gerek duymadan görülebilenlerdir.
Onların görünürlüğü, bir şimşek çakışı gibi anlık ve yırtıcı değil; gün doğumunun o ağır, o vakur ve o engellenemez süzülüşü gibidir.
Nasıl ki yüce bir dağ, sarsıntılara direnmek için çabalamaz; sadece durur. İşte bu insanlar da öyledir. Kendi merkezlerinde öylesine sağlam dururlar ki, etrafındakiler o çekim gücünü ruhlarında hisseder.
Onlar için "görünmek", bir vitrine çıkmak değil, bir hakikati yaşamaktır.
Bağırmazlar, çünkü fısıltının çığlıktan daha uzağa gittiğini bilirler. El sallamazlar, çünkü varlıklarının yaydığı titreşim, en kalabalık odalarda bile hissedilir.
“Boş teneke çok ses çıkarır” der eskiler. Oysa içi dolu başak, başını yere eğer. Bu insanların tevazusu, bir boyun eğiş değil, doluluktan gelen bir ağırlığın mecburiyetidir.
Onları fark etmeniz için size dokunmalarına gerek yoktur; varlıkları, cildinize değen serin bir rüzgâr gibi sizi zaten sarıp sarmalar…
Gösteriş, ruhun yoksulluk belgesidir; "Bana bak, yoksa yok olacağım" diyen bir imdat çağrısıdır.
Ama gösterişsiz görünenler...
Onlar, ışığı çalmazlar. Onlar, karanlığın içinde kendi kendilerine sönmemek üzere yanan kandiller gibidir. Ne rüzgâr söndürebilir onları, ne de bir başkasının daha parlak ışığı soldurabilir.
Gözlerinin içine baktığınızda, arkasında devasa bir reklam panosu değil, uçsuz bucaksız bir kütüphane görürsünüz:
Sözleri azdır, ama kelimeleri ağırdır.
Gülüşleri gürültülü değildir, ama içtenliğiyle bir odayı ısıtır.
Yaptıkları iyilikler, kimsenin bilmediği gizli bahçelerdir; sadece çiçeğin kokusunu alanlar o bahçeyi bulabilir.
Onlar, dünyadan geçerken ayak izlerini değil, ruh izlerini bırakırlar.
Bir odaya girdiklerinde başlar ilk anda onlara dönmeyebilir belki ama gittiklerinde, odada oluşan o tarifsiz boşluk, herkesin gönlünde hissedilir. Varlıklarıyla değil belki ama yokluklarıyla "Buradaydım" derler. En büyük görünürlük de bu değil midir zaten? Silin(e)meyen bir iz...
Kendi değerini bilen, başkasının terazisine çıkmaz. Kendi ışığını yakan, başkasının gölgesinden korkmaz.
Ve sizler, bu gürültülü çağın yorgun yolcuları, başlarınızı o parıltılı ekranlardan, o sahte alkışlardan kaldırdığınızda; ruhunuzu dinlendirecek olan şey, yine o sessiz insanların gölgesidir. Çünkü görünme arzusu ile aradığınız o gerçek asalet; pelerinine takılıp düşmemek için yavaş yürüyenlerin değil, hiçbir şey giymese bile kral gibi duranların omuzlarında olacaktır.