Tarih şuurunun önemi ve Osmanlı arşivlerinin okkayla satılması |
“Rahmeti her şeyi kuşatan ve çok bağışlayan Allah’ın adıyla…”
Önce selâm sonra kelâm sadedinde bütün okuyucularımızı “ezelli ve ebedli dostlar” diyerek selâmlıyorum. Çünkü biz ezelî ve ebedî olan Allah’a inandığımız için bizim dostluğumuz da “ezelli ve ebedli bir dostluktur…” Kelâm bahsine gelince:
Tarih, bir ülkenin, bir kavmin hâfızasıdır. Tarih, geçmişle gelecek arasında bağ kurmak ve geçmişinden ders çıkarıp geleceğe daha güvenli bakmayı sağlayan ilmî bir disiplindir. İşte bu bilince, bilgiye biz “tarih şuuru” diyoruz. Bu şuur her ülke için çok gerekli bir husustur. Fakat İttihad ve Terakki döneminden başlayarak, Cumhuriyet sürecinde de uygulanan siyâsî, sosyal ve kültürel girişimlerle bu şuur terk edilmiş, bu da yetmezmiş gibi Kemalist ideoloji tarafından “mit”lerle farklı ve arkaik bir tarih inşasına girişilmiştir. Gerçeklerle örtüşmeyen jakoben baskılara rağmen kalıcı olmayan bu inşa sürecinin tutarsızlığı bugün her araştırmayla biraz daha gün yüzüne çıkmaktadır.
Tarih ilmine gelince;
“Tarihin birçok faydaları vardır. Bunlardan biri de okuyucuları iyiliğe teşvik etmesi, kötülükten kaçınmayı öğretmesidir. Tarih, gerçi bir ahlâk kitabı değildir. Fakat bazı ahvâlde, ahlâka âit pek çok kitabın temin edemeyeceği faydayı tarih temin eder.
“İçtimai ilimlerden olan ahlâkî eserlerde; iyilik yapılması, fenalıktan çekinilmesi yazılmakta, bunların fayda ve zararları da izah olunmaktadır. Fakat bu izahlara misâl verilmediği için tesiri âni olamaz. Zamanla vicdanlarda yer etmek şartı ile müessir olabilir. Hâlbuki tarih, hâdiseleri tesbit ettiği için iyiliğin iyi, kötülüğün kötü tarafını, bir fotoğraf adesesinin bir cismi canlandırışı gibi canlandırır. Bu canlandırışın tesiri ise hem ânidir hem devamlıdır; çünkü hâfızada yerleşir.” (1)
Cumhuriyet elitleri, tarihin bu işlevini göz ardı etmiş ve tarihten rahatsız olmakla kalmayıp bu büyük birikime, bir an önce kurtulunması gereken bir “yük” olarak görmüşlerdir. Aslında bu bakış, paradoksal bir tavrı içerir. Çünkü böyle bir bakış, Cumhuriyet elitlerinin kendi yetiştikleri fikrî fideliklerini unutmayı yeğlemek anlamına gelirken, aynı zamanda Cumhuriyet’in esin kaynaklarını görmezden gelme anlamını da taşır. Çünkü Cumhuriyet’i kuranlar II. Meşrutiyet döneminden fazlasıyla müstefid olmuş kişilerdir. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de din, siyaset ve laiklik bağlamındaki gelişmeler, II.........