menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Erbakan Hoca, bu işler senin yönteminle olmuyor!”

7 0
02.03.2026

Erbakan Hoca’nın tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu Millî Görüş hareketinin siyasi partileri defalarca hukuksuz olarak kapatılsa da hareket, bölünmeden yoluna devam etmeyi başarmıştı…

Ta ki “yenilikçi hareket” olarak ortaya çıkan ve başını Recep Tayyip Erdoğan’ın çektiği Abdullah Gül, Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin, Abdüllatif Şener gibi isimlerden oluşan grup ortaya çıkana kadar.

Bu isimler, kendilerini “yenilikçi hareket” olarak tanımlıyor, yaşça da genç olmaları hasebiyle bu tanımlamalarını daha da köpürtüyorlardı.

Hatta Recep Tayyip Erdoğan’ın Erbakan Hoca için söylediği meşhur “Yaş 70, iş bitmiş” sözleri o günün Star Gazetesi’nde manşet dahi olmuştu.

Onlar için her şey yolundaydı.

28 Şubat’ın puslu havası, kapatılan Fazilet Partisi de üst üste eklenince “Erbakan Hoca, bu iş senin yönteminle olmuyor” türküsü daha sık söylenmeye başlanmıştı.

Erbakan Hoca ve arkadaşlarının yaşı sürekli gündem oluyor “ak saçlılar” olarak tanımlanıyorlar ve gençlerden oluşan “yenilikçi hareket” koşar adım iktidara yürüyordu.

Bu dönemde cennetmekân Erbakan Hoca, nefesi yettiğince uyarılar yapıyor ama nafile!..

Artık Millî Görüş hareketi tam orta yerinden ikiye bölünmüştü.

Bakın o günlerde kimliği malum olan isim Talat Halman ne yazmıştı.

Talat Halman’ın 30 Nisan 1997’de Milliyet Gazetesi’nde kaleme aldığı “RP’yi bölmek” başlıklı yazısında, “Hükümetin akıbeti ne olursa olsun, RP'nin bir parti olarak bölünmesi, daha iyisi, birkaç parçaya ayrılması, ülkemizin siyasal geleceği için hayırlı uğurlu olacak” sözleri dikkat çekiyordu.

Konu geçmişteki yazılanlardan açılmışken bir de Yeni Şafak’ın arşivine bakalım isterseniz.

Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı, kimine göre ise o dönem Erdoğan’ın beyninin yarısı olan Yalçın Akdoğan, Yeni Şafak gazetesinde ‘Yasin Doğan’ adıyla kaleme aldığı köşe yazısında Erbakan Hoca, Fethullah Gülen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı karşılaştırmıştı. Hem de 2010 yılının Ekim ayında, yani 17-25 Aralık’tan kısa süre önce...

Akdoğan, bakın o günlerde neler anlatmıştı:

“Erbakan Hoca da bir parti başkanı değil, üyelerinin yaşantısına nizam veren bir cemaat lideri gibi davranıyordu. Bu pozisyon, ister istemez söylemlerin de içe dönük olmasına, belli bir grubun hassasiyetlerinin ön plana çıkartılmasına sebep oluyordu. Gülen hareketinin ise kendi içinde belli düzeyde bir bağlılık ve sıkı ilişki olmasına rağmen, ortaya konan söylemlerin daha dışa açık, daha kuşatıcı, daha esnek olduğuna şahit olduk. Bu söylem ve yöntem farklılığı, Erbakan ve partisi için kötü, Gülen hareketi için iyi bir sonuç ortaya koydu. (…) Gülen’in büyük bir sosyal harekete, Erdoğan’ın ise büyük bir siyasi harekete önderlik yapması, öne çıkardıkları doğru yöntem ve üslup ile insanları kazanan bakış açısından kaynaklanıyor…”

Biraz önce de tarif ettiğimiz gibi Yalçın Akdoğan, bu günlerde ortalıkta görünmese de o dönem AK Parti iktidarında çok önemli bir yer kaplıyordu. Yazdıkları ise hem kendisinin hem de AK Parti kadrolarının inandıkları ve peşinden gittikleri değerlerdi.

Erbakan Hoca’nın düşünce yapısının modası geçti. Her seferinde duvara toslanıyor. Fethullah Gülen ise dünya ile barışık, Amerika ile yağlı ballı. Eğer güçlü bir şekilde iktidarda kalmak istiyorsak Fethullah Gülen’in yolundan gitmeliyiz. Erbakan Hoca’nın yöntemi tutmadı. Hem Fethullah Gülen her alanda başarılı, altın nesiller yetiştiriyor.

Örnekleri ve belge niteliğindeki yazılan çizilenleri çoğaltabiliriz ama artık meramımız anlaşılmış olmalı.

Peki, gerçekten Erbakan Hoca’nın yönteminin artık sonu gelmiş miydi?

Fethullah hocaları gerçekten anlattıkları gibi yeni dönem için peşinden gidilecek “hoca profili” miydi?

Fethullah Gülen bahsini acı ve kanlı bir şekilde hep beraber yaşadık.

“Artık devri bitti” denen Erbakan Hoca’nın dünya tasavvuru ise hâlâ tazeliğini koruyor.

Çeyrek yüzyıl geriye giderek tekrar bir muhasebe yapacak olursak önümüzde devasa bir fatura var.

Millî Görüş hareketi ortadan ikiye bölünmek suretiyle kurulan AK Parti’nin kuruluş tarihi 2001. İktidara geliş tarihi ise 2002.

Bırakalım yolları, köprüleri, çöken ülke ekonomisini, yani iç politikayı.

Bunlar işi bilen birilerinin yönetime gelmesiyle düzelebilecek şeyler. Birileri gelir yeni köprüler yapar, başka birileri gelir sizin yaptığınız asfaltı söker, yenisini atar.

Bir de telafisi asla mümkün olmayan felaketler var.

Her ne hikmetse bu felaketlerin yaşandığı dönem de AK Parti iktidarının yönetimde olduğu zaman dilimine denk geliyor!

Yani Erbakan Hoca’nın yönteminin terk edilerek yeni bir yöntem peşinde gidilmeye başlandığı günlere...

Yani Amerika ile İsrail nasıl olduysa gelip burnumuzun dininde canımız kanımız Irak’ı yakıp yıkmak için bu dönemi beklemiş.

Aynı sapkın ekip, durmamış Suriye, Libya gibi Müslüman coğrafyasını kan gölüne çevirmiş.

Tesadüfler(!) bitmek bilmiyor; bu günlerde de İran’ın üzerine çullandı çocuk eti yiyen sapkınlar.

Filistin’deki yara, 2002 yılına göre kıyas kabul etmeyecek ölçekte büyüdü.

Ha unutmadan; bir de Mısır var, Mursi var, kan gölüne dönen Rabia Meydanı var...

Gelelim yöntem bahsine…

Erbakan Hoca’nın, muhalefet partisinin genel başkanıyken İran-Irak Savaşı’nda araya girerek nasıl orta yolu bulduğunu merak edenler, araştırıp okuyabilir.

Gelelim sizin devr-i iktidarınıza!..

Hakikaten merak ediyoruz; tüm bu olup bitenlerin sizin döneminizde yaşanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Geceleri başınızı yastığa koyunca, vicdanınızla baş başa kalınca içiniz ürpermiyor mu?

Bizim düşüncemiz belli de!

Şunu da söyleyelim...

Yalnız sizin yöntem fena patladı. Hem de ümmetin tam da ciğerinin üzerinde.

İran’da keyfe keder yapılan en üst düzeydeki katliamı kınayamıyoruz bile.

Sırf bunun için dahi kitap yazılır.

Mekânın cennet olsun Hocam!

Bizleri hiçbir Müslüman kardeşimizin vebaline sokmadığın için.

En iyi şahit de tarih. Yaşadık, gördük. Biz de kısa bir özetini geçtik...


© Milli Gazete