Yüz yerde değil, her yerde Bülent Arınç |
Her yerde, her şeyi konuşuyor. En son konuşacak kişi olması gerektiği konuları bile, hançer sokup bir de kanırtırcasına konuşuyor Bülent Arınç.
Kendisi hakkında yazmayı hiç istemediğimiz halde, ellerimiz klavyeye gitti.
Son dediklerine bakar mısınız?
"Bu toplum artık aziz millet olmaktan çıktı. Yani dindarlık maalesef şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı, başörtüsünü terk ediyor, namazı terk ediyor. Deizm, şu bu, bunlar bugünlerde çokça konuşulmaya başlandı. Bu toplumun seçtiği adam çıkarcılığın baş tacı, bununla konuşuyor, (para işareti yaptı) tamamen duygusal ilişkiler peşinde, toplum neyse onun ürettiği insanlarla parlamentoda ve bu toplumdan siz yeni bir uyanış, yeni bir diriliş beklemeyin, biz erdemliler hareketi olarak yola çıkmıştık, şimdi kimse kalmadı, erdem de kayboldu, etik değerler de.”
Utanç ve pişmanlıktan kıpkırmızı kızararak yerden kalkmaması gereken yüzü ile bunları söylüyor. Bütün bu neticeleri doğuracak icraatların hep başlarında olduğu, hala bu iktidarın defterlerinde kayıtlı üyesi olduğu halde evvelce topluma soktuğu hançeri kanırtırcasına bunları söyleyebiliyor.
Her defasında olan şeyler olacak. Yukarı çağırılacak, ufki, şakuli paspaslar yapılacak, huzurdan ayrılırken de “yanlış anlaşılma, maksadını aşan sözler” diye geveleyerek açıklamalar yapacak.
Hep öyle yapıyor da oradan biliyoruz. 2012 yılının son gününde kendilerini “2012 yılının şaşkını” ilan ettiğimiz Milli Gazete köşemizde bakın ne demişiz:
“Bir BDP milletvekili hakkında sarf ettiği ‘ben de olsam dağa çıkardım’ sözlerinden sonra, Sayın Başbakan’dan iltifat alacağını beklerken fırça yemesi, gene U dönüşü yapmasına sebep oldu. Şaşkınlıktan söylediklerine bakın ki, yanlış anlaşıldığını, empati yapmak istediğini, sözlerinin maksadı aştığını ifade ile yine Sayın Başbakan’ın peşinden gitmek zorunda kaldı.”
Hep öyle oluyor, bu defa da öyle olacak. Seçim zamanı geldiğinde yine adres olarak AKP’yi gösterecek. Çünkü karakteri bu.
Toplumumuzu “aziz” olmaktan çıkarmak için yapılan icraatlarda hep Bülent Arınç imzasının olduğunu ve bu icraatlarını milletin gözlerinin içine baka baka savunduğunu kim unutabilir? Aileyi çökerten İstanbul Sözleşmesi ve ona bağlı mevzuatın altında sanki imzası yokmuş gibi. LGBT hastalarının tedavisi yerine lanetli fiillerinin yaygınlaşmasından hiç haberi yokmuş gibi. Rüşvetin suistimalin, soygunun vurgunun yaygınlaşmasından bihabermiş gibi. Devlet malının parsel parsel peşkeş çekilmesini görmemiş, duymamış gibi…
İşte TBMM Başkanı sıfatıyla 2013 yılının Kasım ayının bilmem kaçında, Avrupa Birliği’nin verdiği ve milletimizi ahlakından ve dininden uzaklaştıracak olan “ev ödevleri” konusunda savunduğu şeylerin özet cümlesi:
“İyi veya kötü, doğru veya yanlış bu noktadan geriye dönüş olmaz. Biz çok ileri bir yere geldik. Bundan muhafazakâr anlayış zarar görmüş olabilir. Zina fiili suç olmaktan çıkartıldı.”
Yani toplum “aziz millet” olmaktan bunların bu ahlak çökerten çalışmaları ile çıkartıldı. “Biz erdemliler hareketi olarak yola çıkmıştık, şimdi kimse kalmadı, erdem de kayboldu, etik değerler de” Cümlesini yüzü yere bakarak toplum içinde değil, bir kuytuya çekilerek, ayna alıp kendi kendine söylemesi gerekirken, büyük bir tespit yapmış gibi ortalık yerde ifade etmesi gözlerin fal taşı gibi açılmasına sebep oluyor.
“Erdemliler olarak yola çıkmıştık” diyor ya, AKP’nin kuruluş aşamasında yola çıkmadan önce hareketin kafa adamları olan “Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Melih Gökçek” beraberce İstanbul İl teşkilatına gelmişler, bizlerle güya istişareler yapmışlardı. O zaman çalımlarının rüzgârı toz kaldırıyordu. 50 kişilik il yönetiminden kendilerinin hareketini tasvip eden Hayati Yazıcı, Hüseyin Besli gibi kendilerini alkışlamaya hazır birkaç kişi ile odaya çekilip istişare etmişler ama bu yaptıkları ayrılık ve genel merkeze ve lidere isyan hareketine şiddetle karşı olan ve yüzlerine bunu haykırmaya hazırlanan üyelerle görüşmeye tenezzül bile etmemişlerdi. Bunların erdemli olmakla alakalarının olmadığı daha o zaman belli olmuştu.
Milleti “aziz” olmaktan çıkarıcı çalışmaları işte bu “erdemliler” başarı(!) ile tamamlamışlardır. Şimdi yaptıklarının ne kadar vahim neticeler doğurduğunu kendileri ortalık yerde ilan etmekteler.
Bu kadar toplumu çökertici çalışmaların acı neticelerini gerçekten görebiliyor idiyseler umulurdu ki, yüzlerini yerden kaldırmadan:
“Ya Rabbi, bizler koltuk hırsımız sebebiyle Amerikan gâvurunun sözlerine uyduk, Erbakan ve Kutan gibi ileriyi gören muhteremlerin bütün ikazlarını elimizin tersiyle ittik, onların çizdiği ve İslam dünyasını kurtaracak olan yol haritasını engelledik, Amerika’nın ve Avrupa’nın peşine düşerek, milyonlarca Müslüman’ın mahvedilmesine yardım ettik, BOP yöneticisi olduk, çıbanbaşı İsrail’i koruduk kolladık, İslam Birliği için çalışacak yerde, Avrupa Birliği için kendi toplumumuzu aziz olmaktan çıkarıp çökertmeye çalıştık, ülkemizi rantiyecilere peşkeş çekmek gibi çok büyük veballeri üstümüze aldık. Ya Rabbi, bizi bu bataklıktan kurtar. Kalan ömrümüzü hak ve hakikate hizmet etmekle geçirmemizi nasip eyle. Nasuh tevbesi ile tevbe ediyoruz” diye yalvarsınlar.
“Ey millet, biz çok anlamadan dinlemeden devletimizi çökertmeye çalışanlarla birlik olduk. Ama yanlış yaptık. Sakın bizim arkamızda durmayın. Erbakan Hoca’mızın gösterdiği Milli Görüş yolundan gitmekten başka kurtuluş yoktur” diyerek telafi çalışmaları yapsınlar. Ama ne gezer?
Hâlâ yüzleri yerde değil, muteber kişilikleri varmış gibi her yerdeler.
Hâlâ yıkım ekibi gibi çalışan o birlikten ayrılmıyorlar.
Ne kadar hazin bir tablo?
Meşguliyet alanında yoksa Hakk,
Batıl seni meşgul eder muhakkak!..