Gelişim, değişim ve dönüşüm

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan.

1980’li, 1990’lı yıllarda hep beraber çalıştık. Hem Refah Partisi Teşkilatı’nda İl Başkan Yardımcısı, hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Plan Bütçe Sorumlusu, hem de özel iş hayatında mali müşaviri ve aile dostu olarak. Tam 17 yıl.

İşte o yıllardaki Erdoğan:

Mert, açık sözlü, tok gözlü, sevecen, duygusal, merhametli, haksızlığa asla tahammül edemeyen Erdoğan. Çocuklara asla el öptürmezdi, kendisi eğilip çocukların elini öperdi. Fakire, yoksula, mağdura hep sahip çıkardı. Cezayir’de FİS katliamları, Afganistan’da Rus katliamları, Bosna’da Sırp, Hırvat katliamları karşısında son derece duyarlı, elinden gelen desteği esirgemeyen, kadın ve çocuk katliamları karşısında öfke seline kapılacak kadar duygusal, “kara tırnağı olamam” diyecek kadar da liderine bağlı, gece gündüz demeden çalışan bir kişiliği vardı. Sonradan öğrendiğimiz ve beğenmediğimiz bir özelliği ise gizliden gizliye Amerika ve onun Türkiye’de uzantıları ile temas halinde olmasıdır.

Hapis hayatından Başbakan olana kadarki Erdoğan:

Sonradan FETÖ dediği oluşumla diyalogları, sömürgeci Batı ve Amerika ile, bilhassa Siyonist önderlerle temasları ve onlara verdiği sözler, kendi taraftarlarınca “iktidarı ele geçirme” manevraları olarak izah ediliyordu. Tarafımızdan ise “tuzun içine giren, eninde sonunda tuz olur” kaidesi gereğince kendisine ve ülkemize yazık ediyor, diye algılanıyordu.

İktidarının ilk yıllarındaki Erdoğan:

Afganistan’da NATO emellerine hizmet etmesi, Irak’ın işgal ve katliama uğratılmasına hizmet için TBMM’den tezkere geçirmeye kalkışması, lojistik ve üs tahsisi desteği vermesi, Irak halkının feryatlarını duymazdan gelmesi ve benzeri destekler vermesi. Libya’nın işgali ve parçalanması, lider ve halkının katliama uğratılması, zenginlik kaynaklarının sömürülmesi sırasında kuvvet tahsis etmesi, katillere ve işgalcilere finansman desteği dâhil her türlü desteği vermesi. Suriye’de iç savaşın çıkarılması için her türlü çabayı göstermesi, ABD ve Batılı sömürgecilerle beraber hareket etmesi, Avrupa’yı koruma adına bunca göçe ev sahipliği yapması. Ama hatırladığımız kadarıyla bu yıllarda yanlışları; ey Amerika, ey Avrupa; şeklindeki çıkışlarla kürsülerden eleştiriyordu. Hatta yarım saat sonra aksini söylese de “van minüt” çıkışları yapabiliyordu. Bütün bunları kendi taraftarlarınca “iktidarda kalma ve ülkemizi CHP zihniyetinden tamamen temizlenmesi ve de İslami kıyafet ve yaşantının serbest olması için çabalama gayretleri için verdiği tavizler” olarak izah edildikçe bizler yani Milli Görüşçüler bunun yanlış olduğunu, Amerika’nın ve Siyonizm’in etkisine kalıcı olarak girmek demek olduğunu, her yerde haykırıyor, yanlış gidişi durdurmak için elimizden gelen çabayı harcıyorduk.

Son yıllardaki Erdoğan:

Anlamakta en çok zorluk çektiğimiz bir dönemini yaşıyor. “Dostum Trump, stratejik müttefikimiz Amerika, birlikte yapacak daha çok işimiz var” gibi söylemlerin dışında asla Amerika’nın aleyhine bir cümle kurduğunu duymaz olduk. Trump’ın kendisine yönelik mesela “aptallık” yakıştırmasını bile tepkisiz karşılıyor. Filistin sorunu için kendisini arabulucu ve garantör olarak ilan ettiğinde, Filistin mücahitlerinin ellerindeki rehineleri İsrail’e teslim etmelerini sağladığı halde İsrail’in öldürmeye devam etmesine ABD’nin müdahale etmemesi, kendisine de müdahale etmesi için müsaade etmemesi karşısında suskun kalabildi. “Dostum Trump” dediği ABD Başkanı’nın bir pedofili sapık olduğuna dair binlerce sayfalık belgeler ortaya çıktığı halde, üstelik bu belgelerde birilerinin kendi ismini de geçirmeye cüret etmesi karşısında, ABD ve Trump aleyhine tek kelimelik söz söylemedi. “Dostu Trump” Venezüela’daki Erdoğan’ın dostu ve kardeşi Maduru’yu adi bir korsanlık metodu ile kaçırttığında, bütün dünya lanetlediği halde o aleyhte bir kelime konuşmadı.

Müzakereler devam ederken masayı devirip ilk etapta İran lideri ve devlet adamlarını, yüzlerce çocuğun okulda olduğu saatte satanist ritüeller uğruna İsrail ve ABD tarafından bombalanıp öldürülmesi karşısında bir tek kelime ile lanet okumadı.

“Dostum Trump” dediği sapık kendisi hakkında, “Türkiye lideri Tayyip Erdoğan bizimle harika bir iş birliği yapıyor, yapma dediklerimizi de yapmıyor” gibi cümleler kurarak takdir mi ettiği, alaya mı aldığı belli olmayan sözleri hakkında hiç yorum yapmadı.

ABD ve İsrail saldırganlığı bütün dünyada bilinip protesto edildiği halde o ve ekibi İran’ı saldırgan gibi göstermekten geri durmadı. NATO üyeleri bile çocuk düşmanı Trump’ı yerden yere vururlarken o aleyhinde tek kelime etmiyor. ABD ve Trump hakkındaki bu suskunluğunu kimse anlayamıyor.

Özetle bu yeni Erdoğan’ı anlamak mümkün değil. Tanıdığımız ve beraber çalıştığımız Erdoğan’a bakıyoruz, bugün çocuk katili, satanist zorba, masumlara zulmeden, haydut ABD ve Trump karşısındaki suskunluğuna bakıyoruz, anlayamadığımız durumlar olduğunu düşünüyoruz. Ülkemize karşı bir tehditten mi çekiniyor acaba? Ama İran bile ABD’yi dize getirmeye muvaffak olduğuna göre biz de yapabiliriz. Çünkü söylediklerine göre müthiş silahlar geliştirmişiz. Suskunluk bundan dolayı olamaz. Şahsi bir meselesi olduğunu da düşünemeyiz. Çünkü Erdoğan kirli işlere tevessül ve tenezzül edecek bir yapıda değildi bizim tanıdığımızda. Suskunluğuna bakarak kişiliği hakkında aklımızdan şunlar geçiyor:

Bu bir gelişim midir?

Bu bir değişim midir?

Bu bir dönüşüm müdür?

Borç alan emir de alır demişti atam,

Alınan o borçlar benzermiş tuza tam.

Kurtulan borçlu bir devlet yoktur, şu olur:

Tuzla yumuşayıp, sonunda turşu olur.


© Milli Gazete