Erbakan Hocamızı anarken…

Yine bir şubat ayının sonuna geliyoruz ve cennetmekân Erbakan Hocamızın vefatının yıl dönümüne yaklaşıyoruz. Her şeyden önce şunu sevinerek ifade etmemiz lazım ki; bugün Türkiye'de yaşayan insanların %80'inden fazlası "Erbakan söylediklerinde ve uyardığı konularda haklıymış. Keşke bugün siyaset arenasında olsaydı. Türkiye'nin bugün onun gibi bir lidere her zamankinden daha fazla ihtiyacı var" deme durumuna gelmiştir. Tabii ki bu klasik olarak ifade edildiği gibi bir "kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü olur" durumu değildir. Burada ancak farklı siyasi kulvarlarda olsalar bile her daim devlet adamlığı ve dehası takdir edilen bir liderin, vefatından sonra ona uygulanan negatif propaganda ve ambargonun kısmen kalkmış olmasından dolayı insanların onu anlamaya daha yaklaşmış olması durumu vardır. İnsanlar bugün gelinen noktada ülkemizde ve dünyada rahmetli Hocamızın ifade ettiği, uyardığı gelişmelerin yaşanmasından sonra, onun hakkını daha fazla teslim eder hale gelmiştir.

Vefatından 15 yıl sonra bu tabloyu gören ama layıkıyla değerlendiremeyen bir vaziyet içerisinde Erbakan Hocamızı anma haftasına giriyoruz. Ülkenin birçok yerinde farklı isimler altında Erbakan Hocamızı anma programları yapılacaktır. Bendeniz yazımda bu programların içeriği hakkında acizane kanaatimi paylaşmak istiyorum. Elbette bunlar benim şahsi görüşlerimdir ve herkes katılmayabilir. Ancak son dönemde Erbakan Hocamızla ilgili yapılan programlarda anlatılanların onun kişiliğinin anlatılması ile sınırlı bırakıldığını üzülerek müşahede ediyoruz. Bu hem Hocamız açısından hem de hareketimiz açısından kabul edilebilecek bir durum değildir. Zira yaşadığı çağı dönüştüren insanlara yapılacak en büyük kötülük, onların vefatından sonra onlara ilişkin anmaların, mücadelelerinden, fikirlerinden, ideallerinden sıyrılarak kişiliklerine hapsedilmesidir. En büyük kerameti ömrü boyunca yürüdüğü istikameti ve her koşulda verdiği mücadelesi olan bir insanı olağanüstü olaylar üzerinden anlatmak, hayatını menkıbelere dökmek, onu menkıbevi bir şahsiyet haline dönüştürmek ömrünü adadığı ideallerine ve verdiği büyük mücadeleye haksızlıktır.

Hayattayken mücadelesi ile kendi destanını yazmış bir adamın hayatını, kişiliğini destanlaştırarak anlatmak aslında bir anlamda da gereksiz ve boşunadır. Kendisi hayattayken kendi şahsını asla ön plana çıkarmamış, "Erbakancı olanlar dışarı çıksın" demiş bir liderin öğrettiği esaslara da aykırıdır. Bunları yazınca yanlış anlaşılma olmasın. Tabii ki biz Erbakan Hocamızın çağını değiştiren büyük bir insan olduğuna inanıyoruz. Ancak onun bize öğrettiklerinin gereği olarak onu büyük yapan davası, ideallerinin üzerinde durmak gerektiğini düşünüyoruz. Hocamız, hakkın yeryüzüne hâkim olması için mücadele ile geçen bir ömrün sonunda görevinin başında Refik-i A'lâ'ya yürümüştür. Kendisinin Bilge Kral Aliya İzzetbegaviç'in vefatı üzerine okuduğu bir şiir vardı.

Ağlama ölmedim, çünkü ben toplarda mermi, silahlarda kurşunum,

Ağlama ölmedim, ben her şartta hedefe varan bir okum.

Ağlama, çünkü ben her ışıkta, her anıda varım.

Ama bir gün gider ve dönmezsem, bil ki ölmüşüm,

O zaman yüzümü güllerle kapla,

Ve bil ki ölmüşüm ama ideallerde varım.

Erbakan Hocamız, yenilginin kabullendirildiği bir ümmeti yeniden Hakk’ın hâkim olduğu bir dünya için mücadeleye yöneltmiş bir büyük mücahittir. Bu nedenle aynen bu şiirde ifade edildiği gibi belki bu dünyadan ayrılmıştır ama dünyanın neresinde Hakk’ı hâkim kılmak ve yeni bir dünya kurmak ideali ile verilen bir mücadele varsa o ideal de var olmaya devam edecektir. Bizim için mesele onun büyük mücadelesini, ideallerini, davasını yeni bir dünya kurma mücadelesinin yakıtı haline getirecek şekilde insanlara ulaştırmaktır. Bu vesileyle bir kez daha merhum Hocamıza ve ahirete irtihal eden yol arkadaşlarına Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum. Bizleri taşıdıkları bayrağı menziline ulaştırmak için gerekli azim ve gayrete ulaştırmasını niyaz ediyorum.


© Milli Gazete