Savaşa dair: Endişe ile umut arasında tercih yapmak

Siyonist ittifakın, Arz-ı Mev’ud hedefiyle, bölgemizde Irak ve Suriye’nin ardından İran’a karşı başlattığı savaşı endişe ile takip edenler de var, umut ile takip edenler de.

Endişe ile takip edenler yeknesak, tek parça değiller. Siyonist çetenin birinci derecede hizmetkârı olan ilk halkada akademisyenler, gazeteciler, küresel sermayedarlar, siyasetçiler var. İkinci halkada ise bunlardan beslenen, etkilenen ve zihinlerini teslim eden dahası büyük çoğunluğuyla bu etkinin, teslimiyetin farkında dahi olmayan yığınlar var. Savaşın gidişatı her geçen gün endişelerini artırıyor.

Umut ile takip edenler de yeknesak, tek parça değiller. Birinci halkada İran’ın Siyonist ittifak karşısında galebe çalmasını mazlumların dirilişine vesile sayan, olası bir zaferi kendi zaferi gibi gören Müslüman olsun ya da olmasın dünyanın dört bir yanından siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, sermayedarlar ve geniş toplumsal kesimler var. İkinci halkada ise bir taraftan İsrail’in zarar görmesini arzulayan, diğer taraftan da İran’ın başarması durumunda dengelerin değişmesinden endişe edenler var. Bu ikinci halka umut ile endişe arasındaki ince çizginin üzerinde bir oraya bir buraya savrulup duran taife olarak tanımlanabilir.

Endişe de umut da insani bir duygudur ama bu duygular aynı zamanda bilinçaltının dışavurumudur. Hangi duygu daha ağır basıyorsa bilinçaltında o duygunun zemini var demektir.

Mazlumların yanında duran bir Müslüman, elbette savaşın istikametiyle ve sonrasıyla ilgili öngörülerde bulunabilir ve hatta endişeye de kapılabilir.

Ama sıcak ya da soğuk savaş devam ederken kamuya açık halde korkuyu, nefreti körükleyecek endişeleri dile getiremez. Maslahatı gözetmesini bilir. Bilir ki, mazlumları karamsarlığa götürecek, birbirine düşürecek her bir söz, her bir eylem batıla/zalime hizmet anlamına gelir.

Kaldı ki, bugün içinde bulunduğumuz günler umudun güçlendiği dönemlerdir. Bugün bölgemizde yeni bir hikâye yazılmaktadır.

Bizim onlarca yıldır alışkın olduğumuz hikâye bellidir. Okyanus ötesinden kovboylar Siyonist çetenin emrinde Müslüman beldelerini işbirlikçi Müslüman beldeler aracılığıyla işgal eder, Müslümanların liderlerini mağaralarda ya da dehlizlerde yaka paça tutuklar, aşağılar, öldürür. Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da sahnelenen hikâyenin kısa özeti budur.

Bugün ise başka bir hikâye yazılıyor. Düne kadar ancak Müslümanlara layık görmeye alıştığımız ölüm ve yıkım artık zalimlerin kapısını çalıyor. Bugün dünya kamuoyu soykırım suçlusu Netanyahu’nun ölüp ölmediğini tartışmak durumunda kalıyor. Netanyahu ve kabinesi sığınaklardan kafasını çıkartamıyor, zorunlu mizansen videolar ile imajını toparlamaya çalışıyor.

İşgal rejimi ilk kez adamakıllı ölüm korkusuyla yaşamak durumunda kalıyor. Yenilmezlik, vurulmazlık, sorgulanamazlık vs. ne kadar efsane varsa hepsi çöküyor. Savaşın her gününde yeni ilklere şahitlik ediyoruz. Öyle ki, geldiğimiz noktada “ilklerin sıradanlaşması” sorunuyla bile mücadele etmemiz gerektiğini fark ediyoruz.

Psikolojik üstünlük artık zalimlerde değil. Savaşın sonucu ne olursa olsun artık zalimler için son yaklaşıyor. Aksa Tufanı, şehit Yahya Sinvar ve diğer liderlerin dile getirdiği “…artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” sözünü doğrularcasına mevcut dünya düzeninin değişiminin ilk işaret fişeği olarak kayıtlara geçmişti, İran’ın mücadelesi de bu değişimi zorlamaya devam ediyor.

Bugün yeniden Müslümanların siyasi vahdetinin sağlanacağı, tevhit ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulacağı dönemin arefesindeyiz. Bu fotoğrafı böyle okumak, umudu yeşertmeye inanan zihinlerin bilinçaltıdır. Olması gereken budur.

Tarafsız gözükeceğim diye orta şeker analiz yapanlar, İsrail’e had bildirmek yerine İran’ı tehdit edenler, asırlardır çözülemeyen sorunları ısrarla gündem yapanlar, hülasa “Korkarım ki…” diye başlayan cümleler kuranlar bilmelidir ki; korkular, bazen gerçek bir endişeden ziyade örtülü bir temenniyi maskeleyebilir. Bazı korkular, itiraf edilemeyen temennilerin habercisi olabilir.

Siz, siz olun. Sevgide de nefrette de ölçüyü kaçırmayın. Ölçü basittir. Zulmün karşısında, mazlumun yanında olun. Umut ile endişe arasındaki ince çizgide umuttan uzaklaşırsanız zalimlere meyledenlerden olacağınızı bilin.


© Milli Gazete