Zam geldikçe düşen enflasyon! |
Dünyanın başına bela olan ırkçı emperyalizmin, ABD ve İsrail eliyle İran’a karşı tasallutu ve bunun neticesinde de İran’ın karşılık vermesiyle başlayan savaş, hiçbir zaman durulmayan Ortadoğu’yu yine bir ateş çemberine döndürdü. Bununla birlikte, aksayan ve zaman zaman duran enerji akışı gerekçesiyle de enerji piyasalarını allak bullak etti.
Sanayide, ticaret, teknoloji, gündelik hayat vs derken hayatın eksiksiz her alanında olmazsa olmaz bir kalem olan enerjinin tehlikeli bir hal almasıyla fiyatları da hızla yükseldi. Belirsizlik sürer ve işler Trump ve Netanyahu gibi iki dengesiz ve sersem kafalı adamın hamleleriyle daha kötü bir yola girerse, enerji fiyatlarında korkunç seviyelerin görülmesi de işten bile değil gibi gözüküyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) Başkanı Fatih Birol, Le Figaro’ya verdiği röportajda, Hürmüz Boğazı’ndaki abluka ile tetiklenen petrol ve doğalgaz krizi için "Dünya hiçbir zaman bu büyüklükte bir enerji arzı kesintisi yaşamadı. Mevcut kriz; 1973, 1979 ve 2002 krizlerinin toplamından daha ciddi bir boyutta" ifadelerini kullanmış. Halihazırda kırılgan olan ve enflasyona göz kırpan dünya ekonomileri için görülmemiş bir tehdit söz konusu.
Pandemiyle birlikte dünya genelinde yaşanan bir enflasyon sorunu vardır. Ancak bu noktada, bizim yaşadığımız görülmemiş ekonomik “tuhaflık” ve acayip enflasyon ile küresel ölçekteki enflasyon furyasını ayırmak gerekiyor. Bizim aylık enflasyonumuz bile birçok ülkenin yıllık enflasyonunu aşabiliyor.
İşin kötü tarafı da açıklanan enflasyon verileri kimseleri tatmin etmezken ve sokağın enflasyonuyla hiçbir şekilde örtüşmezken dahi, dünya enflasyon liginde ilk 3’te, ilk 5’te yer alıyor olmamız.
2021 Eylül ayında başlayan bu süreç, enflasyonist ortamda faiz düşürerek patlayan bir enflasyon ve hızla fakirleşen milyonları önümüze koydu. 2023 seçimlerine kadar sürdürülen “düşük faiz” politikası, seçimin hemen ardından değişen ekonomi yönetimiyle (iktidar aynı kaldı halbuki) birlikte ters yüz edildi ve vatandaşın canına okuyup rantiyeyi ihya eden, bütçeden trilyonlarca lirayı faizcilerin cebine koyan “yüksek faiz” politikasına geçildi.
Enflasyonu düşürmek için tek argümanı halkın harcamasını kısmak, bunun için de yüksek faizi kullanmak olan bu anlayışa “rasyonele dönüş” denmesi de ayrı bir trajikomedidir. Enflasyonla mücadelede tüm yükü vatandaşın sırtına yükleyen, küresel yatırımcı denen carry tradecileri dünyada görülmemiş yüksek faiz vaadiyle ikna eden ve bunun karşılığında bütçeden bu sene 2,7 trilyon lira faiz ödemesi yapacak bir anlayış “rasyonel” imiş!
Enflasyonun sebebi kendi hükümetlerinin yanlış uygulamaları değil de sanki vatandaşın tüketmesiymiş gibi bir yanlış argümanla yanlış iliklenen ilk düğme, sonraki düğmelerin de yanlış iliklenmesi sonucunu doğurdu ve geçen 3 senede enflasyonda baz etkisi vs haricinde anlamlı bir düşüş görülmedi. Bugün halkın enflasyon beklentileri bile kırılamıyor, enflasyon giderek yapışkan hale geliyor ve işin kötüsü açıklanan kimseleri tatmin etmeyen enflasyon rakamlarına göre maaş zamları veriliyor ve kitleler hızla fakirleşmeye devam ediyor.
Bu enflasyonla mücadele programının tek somut çıktısı halkın daha da fakirleşmesi ve faizcilerin daha semirmesidir. Enflasyon düşmeyince her sene bir bahane veya günah keçisi bularak da nereye varacak bu iş, ayrı bir soru işareti. Yıllardır küresel ölçekte gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de tam tersi bir trend gözlendiği halde, sanki böyle bir durum yokmuş gibi tüm suç “zirai don”a atılmıştı. Bu sene de savaş ve bundan dolayı yükselen enerji fiyatları muhtemel suçlu olacak gibi duruyor.
TÜİK’in enflasyon hesaplamasında enerji kalemlerinin payı düşürüldüğü için enflasyona geçmiş yıllara göre daha az etki ediyorlar, ancak buna rağmen enflasyonda yine de anlamlı bir düşüşü görülmüyor.
Meğerse “zam geldikçe düşen enflasyon” icat etmişiz! TÜİK, halkın en temel harcama kalemlerinden olan doğalgaz ve elektriğin, konut harcamalarının ağırlığını düşündüğünden mütevellit bunlar zamlansa da geçen yıla göre daha düşük bir enflasyon çıkabiliyor. Verilerin güvenilirliği halkı ikna etmediğinden olmasın sakın hane halkının enflasyon beklentisinin de düşmeyip de artması?
Tüm bunların arasında Merkez Bankası Başkan Yardımcısı’nın “Asgari ücreti yüksek bir yere çekeyim en azından işçi kurtulsun demek dünyanın en kötü fikri.” demesi de, ekonomi yönetiminin meseleye bakışının özeti herhalde.