Tarih, bir olmaya zorluyor

Sene-i devriyesi geçen hafta yad edilen Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın kıymeti Ortadoğu'nun bu karışık ve acı günlerinde bir kez daha anlaşılıyor. Erbakan Hoca'nın her zamanki feraseti ve ileri görüşlülüğüyle ifade ettiği “Önce Irak’ı işgal edecekler, sonra Suriye’ye yerleşecekler, ardından İran’a saldıracaklar; çünkü asıl hedef Türkiye’dir." sözünü, "her şeyi de Siyonizme bağlıyor" diye küçümsemeye girişenler bile bugün bu gerçeği geç de olsa kabulleniyor.

Yıllarca bölgeyi ve dünyayı tehdit eden Siyonizm mikrobunu kınayanların kınamasına aldırmadan dile getiren, siyasilerden vatandaşa kadar her kesimi uyaran ve uyanık olmaya çağıran Erbakan Hocamıza bu vesileyle yeniden Allah'tan rahmet dilerken, yokluğunun sadece Türkiye özelinde değil İslam alemi genelinde de hissedildiğini de bilfiil deneyimliyoruz.

ABD ve İsrail’den müteşekkil Siyonist şebeke, bir yanda Trump adlı dengesiz, kibirli, bencil, saygısız ve patavatsız bir adamın başkanlığı diğer yanda ise Netanyahu adlı insanlık düşmanı katilin barbarlığıyla iyiden iyiye dünyanın ve Ortadoğu'nun başına bela oluyor ve anlaşılan o ki olmaya da devam edecekler. Kendi çarpık hezeyanları uğruna ne insan hayatını ne de en basit insani değerleri önemseyen bu çete, tepki görmedikçe daha da pervasızlaşacak, daha da insanlıktan çıkacak.

Erbakan Hocamız tam da bunun mücadelesini veriyordu zaten, ezelden beri devam eden hak-batıl mücadelesinde batılın karşısında durmak! Siyonist hezeyanları uğruna insanlığın başına bela olan İsrail adlı ta kuruluşundan itibaren bir terör devleti olan oluşum için sarf ettiği "İsrail sadece güçten anlar" ifadesi de meselenin özüdür aslında.

2006'da Hizbullah karşısında yenilgiyi kabullenen İsrail'in, gücü görünce korkan yapısı da ortaya çıkmıştı. Hayatta kalabilmesini mütecaviz ve saldırgan olmasına bağlayan, her an tarihten silinme korkusu yaşayan terör devletine son dönemdeki cesaretini(!) ne verdi peki? Kesinlikle İslam aleminin tepkisizliği, eylemsizliği ve ataleti!

Halbuki İslam dünyası, Batı'nın insanlığa huzur ve selamet yerine sömürü ve zulüm getiren küresel nizamına bir karşı çıkışı, insanlığın selametini vaat eden bir bakışı temsil etmeliydi yapısı gereği. Maalesef İslam alemi liderlerinin bu vizyonu kaldıramayışı, kendilerini Batı'nın küresel nizamına hizalamakta bir “keramet” bulmaları, alternatif olması gerekeni zalim sistemin bir parçasına dönüştürdü. Egemen zalimlerin sofrasını başlarına geçirmek yerine o sofraya oturmak İslam alemi liderlerine daha cazip geldi.

Trump'ın Gazze Planı'na İslam ülkelerinin verdiği gözü kapalı destek ve yine Trump'ın uydurduğu Barış(!) Kurulu'na katılım sağlayan İslam ülkeleri, meseleyi daha da yorumsuz bir noktaya taşıdı. 2 sene boyunca açıkça soykırım yapan, ateşkese rağmen insan öldürmekten vazgeçmeyen, Filistin halkının topraklarını ve hayatlarını kendisine hak gören bir teröristle aynı kurulda olmaktan rahatsız olunmadığı gibi “soykırımcının olduğu yerde barış mı olurmuş” bile denmedi.

İslam İşbirliği Teşkilatı da, adeta bir Kanarya Sevenler Cemiyeti hüviyetine bürünmüş durumda ve kınamak haricinde herhangi bir şey yapıp yapmadığını kendileri de bilmiyor muhtemelen.

İşte Erbakan Hoca'nın vizyonerliği, basireti, feraseti ve ufuk açan liderliği bundan dolayı hem Türkiye hem de İslam alemi için daha da aranır durumdadır.

Hele ki Siyonist çetenin, karşılarına kimsenin çıkmayacağını bilerek kabadayılık yaptıkları şu günlerde bu eksiklik daha da fazla hissediliyor.

Trump’ın iğrendiren bencilliği ve kibriyle “Dünyanın jandarmalığı”ndan “Yeni Roma” budalalığına evrilen ABD’nin, gizlemeye bile gerek duymaz hale geldiği işgalciliğinin yanına koşulsuz İsrail destekçiliğini de eklemesi, İslam aleminin ataletiyle de birleşince coğrafyamız için hayli sıkıntılı bir hali işaret ediyor.

Yine de umutsuz olmamak ve tüm olumsuzluklara rağmen “Her Firavun’un bir Musa’sı vardır” diye umutlanmak lazım. Elbette ki, bu umudu da somut, adam akıllı ve zalimi zulmünden alıkoyacak ve korkutacak icraatler de desteklemek gerekir. Görülüyor ki, bunun yolu da bir olmaktan geçiyor; sloganik bir keyfiyet olarak değil, tarihin zorlaması olarak bir İslam Birliği’ni hem de!


© Milli Gazete