Hak-Batıl mücadelesi ve yayılmacılık
Tarih sahnesinde yer almış medeniyetlerin hemen hepsinin öncelikli planları arasında ‘yayılmacılık’ stratejisine rastlamak mümkündür. Babil’den-Mısır’a, Roma’dan-Bizans’a, Asr’ı Saadet’ten Osmanlı’ya hemen her medeniyet, bu strateji doğrultusunda az veya çok bir yönetim anlayışı sergilemiştir… Keza, aynı stratejinin, günümüz medeniyetlerinin de öncelikli planları arasına yer aldığı bariz bir şekilde ortadadır.
Hal böyle iken akla şu soru geliyor:
‘Peki, neden yayılmacılık?’
Sorunun amacı açısından birbirine taban tabana zıt iki cevabı vardır. Şöyle ki; tarih şeridi incelendiğinde karşımıza evvela bir hak-batıl mücadelesi çıkıyor. Dolayısıyla sorumuza gerek hak ve gerekse batıldan yana olan medeniyetlerin yayılmacılık stratejilerini ele alarak cevap aramalıyız
Bu manada görünen şu ki; kimi medeniyetler, kaba kuvveti üstünlük vesilesi sayarak tahakküm ve sömürü sistemi kurup, insanlığı sonu meçhul bir girdabın içine doğru sürüklüyorlar. Kimi medeniyetler de insanlığın saadetini sağlamak için hakça bir nizam kurup, bir taraftan kaba kuvvet yanılgısında olanları yanlışlarından döndürmek, diğer taraftan da kendi planlarını bir an önce hayata geçirme çabası güdüyorlar.
Burada konunun daha bir net anlaşılması için ‘hak’ ve ‘batıl’ olgularına açıklık getirmek gerekir. “Hak, İlahi kanunlar çerçevesinde insanlığın saadeti için oluşturulmuş olan sistemler manzumesidir. Batıl ise dünyalık menfaatler peşinde koşanların hile ve desise üzerine kurdukları sistemler bütünüdür.
Haktan yana olan medeniyetler, ki bunlara aynı zamanda hakkı üstün tutan medeniyetler de denir. Onlar, bütün insanların gerek bu âlem, gerekse öteki âlemde huzur içerisinde olmalarını arzu........
