menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayat geriye değil ileriye doğru yürüyor

20 0
27.02.2026

Her birey hayatını yaşıyor. Bir başlangıç oluyor gün gün yaş ve zaman alıyor. Sınırlı olan insan ömrünün bir sonu var. Yaşanmakta olanı hakkıyla değerlendirmek, dolu geçirmek, geleceğe yönelmek temel ilkesi oluyor. Geleceğe dönük bakış biraz da hayatın akışında kendiliğinden gelişiyor.

Bu, sadece insan tekiyle değil ulusların, ülkelerin, toplulukların hayatıyla da ilgili bir durum. Bunların ömürlerinin de sınırları var. Dönüp geriye baktığımızda dünyanın kuruluşundan bugüne ulusların tamamının bir başlangıcı var. Uzun ömürlü olanların sayısı sınırlı.

Medeniyetler böyle değildir. Medeniyetlerin sayısı sınırlıdır. Bunların sınırlılığı bağlı bulundukları din ve düşüncedir. Asıl belirleyici olan dinlerdir. Müslümanlık, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm gibi.

Müslüman toplulukları bir medeniyetin mensubudurlar. Farklı uluslara, parçalara bölünmüş olsalar bile. Onları var kılan sınırlı olan parçalı oluşları değil ortak medeniyetleridir. Yönetenler gelip geçicidir, onların ömürleri bir yere kadardır. Yönetenler bir süre sonra hayattan doğası gereği çekilirler yenileri kaldıkları yerden devam ederler.

Bir medeniyetin daha sağlıklı kılacak olan, varoluşunu sağlayan adalet, merhamet, ortak anlayış birliktelikleri ve birbirlerine olan bağlılıklarıdır. İnsan teki üzerinde düşünürken bireysellikten topluma ve bir bütüne yönelişin oluşumu üzerinde düşünme ve yaşama ilkeleridir. Bir anlamda kendimizi bir tartıya koyuyoruz. Asıl deneyim kendimiziz.

Milletlerin, halkların dolayısıyla insanlığın bu denli tedirgin ve gerilimli olduğu dönemler olmamıştır. İnsanlık gergin bir yay üzerinde. Yarın ne olacağını bilemediği gibi, nasıl bir durumla karşılaşacağının endişesiyle yaşıyor.

Gerginliği oluşturan haksız, sömürgeci ve zalimlerin egemenliği ve baskınlığıdır. İnsanlık kendini huzur içinde göremiyor. Tedirginlik sadece belli kesim için değil insanlık içindir. Emperyal güçler aralarında işbirliğinde bulunurlar iken aralarındaki kimi nedenlerden bölünüyorlar ve hesaplaşıyor, hasım oluyorlar.

Medeniyet ve inanç bütünlüğü daha bağlayıcı, birbirlerine güven verici oluyor. Bu inanış ve düşünüşleri olmayanlar olup bitenleri umursamıyorlar, ilgilenmiyorlar. Olacaklardan ötürü kaygılanmıyorlar. Böyle olmasına karşın yaşadıkları medeniyet topraklarındaki olumsuzluklardan, işgallerden ve hatta sömürülür hâle geldiklerinden onlar da kendilerine düşeni alıyorlar. Yani olumsuzluklardan paylarına düşeni yaşıyorlar.

Hayat ileriye doğru işliyor. İnsanın yüzü ileriye dönük. Günü yaşasa da gün sınırlı ve geçicidir. İnsanın eylemleri kendisini tanımlıyor.

Sıklıkla medeniyetimizden söz ediyoruz. Medeniyetimiz insan bütünlüğünü, asıl önemlisi insanı önemser. İnsan güçlüyse, etkiliyse bir anlamı vardır. Güç, despotizm ile değil hak ve adalet ile olur. Dengeyi sağlayıcı olan da budur. Çünkü bu peygamberler medeniyetidir.

İslâm medeniyetinde temel olgu adalettir. Adil yöneticilerin toplulukları yaşadıklarından haz alırlar, güvendedirler. Bilirler ki yönetenler insanların haklarını gözetiyordur. Uzun ömürlü ulusların varlığı asıl adalet üzerine olanıdır. Despotizm ile de ayakta olanlar var ve yaşıyorlar.

Adaletsiz topluluklar yöneticiler öyle ya da böyle çöküyorlar. Zalimlere gün gelir zalim olanlar bile tahammül edemiyorlar. Çünkü bu durum onları da etkiliyor sonlarının gelişini hızlandırıyor.

Geleceğe emin adımlarla yürümek için adalet, hak ve merhameti önce bireyler kendileri aralarında gerçekleştirecekler. Birlikte yaşamanın ilkelerini oluşturacaklar. Bu dayanışma onları güçlendirir çevrelerine de yansır. Birlikte yaşamayanlar birbirlerine düşer ve dağılırlar.

İnsanın kurtuluşu insanın eliyle olduğu gibi yıkımı da insan eliyle oluyor.


© Milli Gazete