Erzincan'ın manevi dinamikleri

Erzincan, köklü bir tasavvuf geleneğine sahip...

Bu gelenek, şehirde iz bırakan gönül erleri (veliler) etrafında şekillendi...

* Terzibaba Hazretleri...

* Pir-i Sâmî Hazretleri...

* Abdurrahim Reyhan Hazretleri...

* Muhammed Nayır Erzincan-i Hazretleri...

Manevi önderler, şehrin kültürel ve inanç yapısını derinden etkiliyor.

Bu Allah (C.C.) dostlarının dergâhları ve kabirleri, huzur ve irfan merkezleri olarak ziyaret ediliyor.

* Terzibaba (Muhammed Vehbi Hazretleri): Erzincan denilince akla gelen en büyük manevi şahsiyetlerden biridir. Terzibaba Mezarlığı ve Camii, şehirdeki manevi atmosferin merkezidir. Benim de öğrenim gördüğüm ve mezun olduğum İmam Hatip Lisesi, Terzibaba Camisi'nin hemen arkasında yeni binasıyla konumlanmış durumda.

* Pir-i Sâmî Hazretleri: Erzincan'da tasavvufi yaşamın önemli mimarlarından... Dergâhı ve kabri yoğun ilgi gördü, görüyor.

* Abdurrahim Reyhan Hazretleri: Bu satırların yazarının da sohbetlerinden istifade ettiği Erzincan'ın manevi önderlerinden... Gönül ehli, ahlâkı güzelleştirmek için çaba gösteren bir Allah (C.C.) dostu...

* Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri: Şehirdeki manevi önderlerden ve şahsiyetlerden biri olarak biliniyor.

* Muhammed Nayır Erzincan-i Hazretleri: Erzincan’ın manevi şahsiyetlerinden, manevi erlerinden, gönül sultanlarından ve kanaat önderlerinden biri olarak biliniyor.

Erzincan denilince akla ilk gelen temalardan birisi “manevi coğrafya”.

Ovasıyla, tarihi ve kültürel değerleri ile, tulum peyniri ve Cimin üzümü ile Doğu'nun bu şirin kenti, özellikle tarikat ve tasavvuf geleneğinin güçlü olduğu, gönül sultanlarının türbeleriyle bezeli bir coğrafya, hâsılı...

İYİLİK, DOĞRULUK VE TASAVVUFİ AHLÂK!

Erzincan'ın manevi dinamikleri ile ilgili anlatılanlar, kitaplara konu olan bu manevi menkıbeler, halk arasında iyilik, doğruluk ve tasavvufi ahlâkın yayılmasına vesile oldu.

Bunlardan birisini, Terzibaba Hazretleri'yle ilgili unutulmaz bir menkıbeyi sizlerle paylaşmak isterim;

"Bir gün Erzincan’a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zat paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat müracaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zata alay yollu; “Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker!” dediler.

Zavallı fakir zat, Terzi Baba’yı buldu, istediğini anlattı. Terzi Baba’dan, ret yerine hüsn-ü kabul gördü. Terzi Baba ona; “Paltonu bırak, inşallah yarına hazırlarım” dedi.

Terzi Baba paltoyu alıp, güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. “Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret dahi almadı.

O fakir zat paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba’ya nazar edip, Allah-ü Teâlâ'nın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalben dua etti.

Tam da o günlerde Mevlâna Hâlid-i Bağdadî hazretleri, halifelerinden Abdullah Mekkî Efendi’yi Anadolu’ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum’a uğramış, sonra Erzincan taraflarına yönelmişti.

Erzincan’a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; “Mevlâna Hâlid’in (rahmetullahi aleyh) bize tarif eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zatın bizde emaneti vardır” demişti.

Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan’ı şereflendirince, insanlar akın akın ziyaretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba içeri girince ayağa kalktı. Davet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifatı Terzi Baba’ya yaptı. “Mevlâna Hâlid-i Bağdadî Hazretlerinden bizde bir emanet var. O emanete seni müstahak gördüm. Bu emanet sana çok menfaatler sağlar. Kabul edersen sana teslim edeyim” dedi.

Terzi Baba da; “Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünya için Allah demem” cevabını verdi.

Abdullah Mekkî Efendi bu cevabı alınca; “Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslim edeceğim emanet seni dünya sevgisinden kurtarmaktan başka bir şey değildi” buyurarak, Terzi Baba’ya himmetle nazar edip, emaneti tevdi etti. Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî Hazretlerinin yolunda terbiye edip, kemâle ermesine vesile oldu."

KANAAT ÖNDERLERİ NELER ANLATTI?

Erzincan'da bulunduğum süre içinde sohbet ettiğim kanaat önderleri, şehir üzerinde emekleri olan şahsiyetler şu yapıcı değerlendirmeleri yaptılar;

* Bu şehir küçülüyor. Nüfusu artmıyor, azalıyor. Gençleri göç ediyor. Ticareti daralıyor. İtibarı zayıflıyor.

* Erzincan, tarımdan koparılan bir şehir oldu, neden? Bir zamanlar tarım ve hayvancılıkla anılan Erzincan, o kimliğinden uzaklaştırıldı.

* Hayvancılık geriledi. Meyve ve sebzecilik can çekişiyor. Kümes tavukçuluğu üreticileri maliyetle baş başa. Et ve Balık Kurumu sorun yaşıyor.

* Üretim zayıfladıkça şehir zayıflar. Üretim düşerse göç başlar. Göç başlarsa şehir küçülür. Bugün yaşanan tam olarak budur.

* Küçümsenen, “öncelik değil” denilen, “niye sürekli gündeme getiriyorsunuz?” diye eleştirilen tüneller aslında Erzincan’ın ekonomik damarları... Eğer o dört stratejik tünel zamanında yapılmış olsaydı; Sakaltutan hattı ile Suşehri ve Akıncılar Erzincan’a komşu mesafeye inecekti. Alucra, Çamoluk, Şebinkarahisar Erzincan’a bir saatlik erişimde olacaktı. Kızıldağ Tüneli yapılsa idi; dere yolu alternatif olmaktan çıkacak, ulaşım güvenli ve sürekli hale gelecek, şehrin ekonomik katma değeri tarif edilemeyecek ölçüde artacaktı. Ahmediye Tüneli ile Gümüşhane ve Bayburt bir saate; Kelkit, Köse ve Şiran yarım saate düşecekti. Pülümür Tüneli ile Tunceli bir saate, Pülümür yarım saate inecekti.

* Günlük 60-70 bin kişilik bir ekonomik hareketlilik demektir, bu tünellerin yapımı. Canlanan çarşı demektir. Büyüyen organize sanayi demektir. İkinci organize sanayi bölgesi demektir. Ama yapılmadı!

* Bugün Kelkit’ten minibüs gelmiyor. Şiran’dan, Köse’den geliş yok. Bayburt’tan siftah yok. Pülümür’den araç inmiyor. Neden? Çünkü o bölgeler yapılan tünellerle bir saatte başka merkezlere ulaşıyor. Akış yön değiştirdi. Erzincan merkez olmaktan uzaklaştırıldı.

* Hızlı tren: Kaçırılan bir fırsat oldu!

* Makina Fabrikası ve Doğusan... Makina Fabrikası bu şehrin üretim hafızasıdır. Doğusan bu şehrin sanayi iradesidir. Bu fabrikalar sadece beton değil; Erzincan’ın emeğidir. Onları kaderine terk etmek, özelleştirmek şehrin üretim damarlarını kesmektir.

Özetle, bunları dinledim Erzincan'da... Varsa bir ihmal, hatırlatmak ve daha iyisini yapmak için paylaşmak istedim.


© Milli Gazete