Geçmişte bir yerden sesler yükseliyorsa orada bir kavganın olduğu akla gelirdi. Bu bakımdan bağırmaktan çok insanlar özellikle büyükşehirlerde alçak sesle konuşur, yan yana iki masada oturanların aralarındaki konuşmayı yan masadakiler duymazdı. Kırsal kesimlerde insanlar büyükşehirlere nazaran genellikle yüksek sesle konuşur, birbirlerine hitap ederlerdi. Çünkü kırsal kesimde, insanlar genellikle açık alanlarda bulunur, açık alanda söylediklerini karşılarındakine duyurmak için yüksek sesle konuşmaya ihtiyaç duyarlardı. Ancak büyükşehirlerde hayat bu bakımdan daha sakin geçerdi. Ancak giderek işler değişmeye, insanlar daha öfkeli olmaya başladılar. Bu da ister istemez ilişkilerine yansır hale geldi. İnsanlar, tam bir sinir krizi yaşıyor görüntüsü veriyorlar. Sadece günlük olarak haberlere yansıyan olaylar bile insana, “Bize ne oluyor?” dedirtiyor. Sorulan bir suale tahammülün olmadığı bir ortamda sakin bir şekilde konuşmak, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak mümkün olmuyor. Bu ise toplumda kavgayı yaygınlaştırıyor. Hem de ortada kavgaya sebep olacak bir terslik olmadığı halde insanlar, bir de bakıyorsunuz, birbirlerine girmişler.

Böyle olunca da insanlar giderek kabalaşıyor, kibarlık toplumdan uzaklaşıyor. Bunun sebebinin başında insanların farklılıklara tahammülünün giderek yok olduğu geliyor. İnsanlar bir konuyu konuşabilmek için olaya aynı pencereden bakabiliyorlarsa konuşma mümkün oluyor. Kaldı ki, aynı tarafta bulunan insanlar bile bir noktada farklı bir yaklaşım sergiliyor olabiliyorlar ama o andan itibaren ses tonu yükselmeye, iş tartışmaya varıyor. Kibarlık denen ilişki biçimini toplum olarak unutalı zaten çok oldu. Bu köşede bir yazımda okuyucularıma, en son ne zaman bir kişiye teşekkür ettiğinizi, özür dilediğinizi düşünün demiştim. Çünkü çevremde artık özür dilemek, teşekkür etmek gibi kelimelerin kullanılmaz hale geldiği görülüyor. Hâlbuki bir yanlış söz ve davranışın oluşturacağı gerginliği bir özür dilemek önleyebilir. Ancak insanlar buna gerek duymuyor olacak ki, özür dilemek, teşekkür etmek kelimeleri günlük hayatımızdan çıkıp gitti. Son günlerde gazete ve televizyonlara yansıyan bazı olaylar var ki, bunları insan anlamakta güçlük çekiyor. Bir otobüs şoförü, bir yolcunun otobüsün falan yerden geçip geçmediği sorusuna cevap vermek bir yana öfkeleniyor ve iş dövüşe kadar varıyor. İçine yuvarlandığımız bu tahammülsüzlüğü insan anlamakta güçlük çekiyor. Hayat şartlarının ağırlaşması toplumun büyük bir kesimini patlamaya hazır bomba haline getirmiş olduğu görülüyor. Buna bir de uzun yıllardan beri özellikle siyasilerin körüklediği ayrıştırıcı tavır ve özellikle siyasilerin ses tonlarının giderek yükselmesi, sanki daha fazla bağırmak, söylenenleri daha inandırıcı hale getiriyormuş yaklaşımı insanları birbirlerinden her geçen gün uzaklaştırıyor, tahammülsüzlüğü ileri boyutlara ulaştırıyor. Çünkü insanların birbirlerini sevmesinden önce farklılıklara tahammül yakınlaştırır, birbirlerini dinlemelerine katkıda bulunur. Farklılıklara tahammül toplumda kaybolmaya başlamış ise o toplum bir kavga toplumu haline gelir. Bu kamplaştırmanın bedelini uzun yıllar ağır bir şekilde ödedik. Çünkü tahammülsüzlük kamplaşmayı, kamplaşma ise tartışmayı, sonuç olarak vuruşmayı gündeme getiriyor. Böyle olunca da toplumda kendilerini güçlü sananların hakimiyet kurma sevdası gündeme geliyor. Bu durum, yaşanan tartışma ve çatışmaları giderek kan davasına dönüştürüyor. Bir adım daha ileri gidildiğinde bir gazete bayisine her gün aldığı gazeteyi bulamadığını söyleyen bir müşteriye, bayinin, “Ben o gazeteyi sevmiyorum, onun için alta attım” cevabını vermesi, sanıyorum ülkemizde kamplaşmanın ulaştığı boyutu göstermeye yeter.

QOSHE - Ses Yükseldikçe Gürültü Hâkim Oluyor - Abdülkadir Özkan
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ses Yükseldikçe Gürültü Hâkim Oluyor

4 0 1
15.10.2022

Geçmişte bir yerden sesler yükseliyorsa orada bir kavganın olduğu akla gelirdi. Bu bakımdan bağırmaktan çok insanlar özellikle büyükşehirlerde alçak sesle konuşur, yan yana iki masada oturanların aralarındaki konuşmayı yan masadakiler duymazdı. Kırsal kesimlerde insanlar büyükşehirlere nazaran genellikle yüksek sesle konuşur, birbirlerine hitap ederlerdi. Çünkü kırsal kesimde, insanlar genellikle açık alanlarda bulunur, açık alanda söylediklerini karşılarındakine duyurmak için yüksek sesle konuşmaya ihtiyaç duyarlardı. Ancak büyükşehirlerde hayat bu bakımdan daha sakin geçerdi. Ancak giderek işler değişmeye, insanlar daha öfkeli olmaya başladılar. Bu da ister istemez ilişkilerine yansır hale geldi. İnsanlar, tam bir sinir krizi yaşıyor görüntüsü veriyorlar. Sadece günlük olarak haberlere yansıyan olaylar bile insana, “Bize ne oluyor?” dedirtiyor. Sorulan bir suale tahammülün olmadığı bir ortamda sakin bir şekilde konuşmak, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak mümkün olmuyor. Bu ise toplumda kavgayı yaygınlaştırıyor. Hem de ortada kavgaya sebep olacak bir terslik olmadığı halde insanlar, bir de bakıyorsunuz, birbirlerine girmişler.

Böyle olunca da insanlar giderek kabalaşıyor, kibarlık toplumdan uzaklaşıyor. Bunun sebebinin........

© Milli Gazete


Get it on Google Play