Millî Görüş hareketi ile tanıştığım 1970’li yılların ortalarında tanıdığım ağabey ve yönetici olarak sevdiğim güzel insanlar giderek azalıyor. Son olarak Sanayi Bakanlığı’nda çalıştığım yıllarda müsteşarım olan Yahya Oğuz Ağabey de bu kervana katıldı. Bakanlıkta çalıştığım yıllarda amirimdi ama onu ağabey olarak da severdim. Diyebilirim ki oturduğu makamla kişilik kazananlardan değil, kişilik sahibi olduğu için oturduğu makama anlam katanlardan birisiydi. İnsani ilişkileri sebebiyle kendisini hep bir ağabey olarak gördüm ancak iş hayatında amirimdi.

İnsanın böyle bir amiri olunca çalışmak zevk veriyordu. Özellikle de ülkemizi her alanda kalkındırmak için sanayileşme seferberliği başlatmış olan Erbakan Hocamın ekibinde olanları o yıllar yakından tanıma fırsatı buldum. Hemen hepsi bugün 80’li yaşlarında olan o ekibin mensupları ülkemizde öyle bir hamle başlatmışlardı ki, bu hamle dostları mutlu ederken düşmanları çileden çıkarmıştı. Buna rağmen o ekip hiç yılmadan ve yürüdükleri yoldan dönmeden üzerlerine düşen yapmışlardı. Kısacası müthiş bir ekip vardı. Bu ekibi hem Millî Gazete’de çalıştığım süre içinde hem de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı Azot Sanayi’nde neşriyat şube müdürü, ardından bakanlıkta basın ve halkla ilişkiler daire başkanı olarak çalıştığım yıllar, kısa bir süre olsa da Sümerbank’ta genel müdür müşavirliği yaptığım yıllarda hepsini yakından tanıma fırsatı buldum. Hepsi de memleket sevdalısı, hepsi de ülkenin sanayileşmesi için ellerinden geleni yapmanın çabası içinde olan insanlardı.

Ne yazık ki, böylesine ülkesine sevdalı ekibin sanayileşme çabalarını engellemek için bazı çevrelerce atılmadık adımlar kalmadı. Hatta iş tehdide kadar varabiliyordu. Ancak bu engelleme çabaları ve tehditler, o güzel ekibin mensuplarını hiç yollarından döndüremedi. Bu noktada iki hatıramı aktarmak istiyorum. Bunlardan ilkini Azot Sanayi Genel Müdürlüğü’nde çalıştığım dönemde Sorgun’da temeli atılacak olan gübre fabrikasının hazırlıklarını tespit için yaptığım bir ziyarette yaşadım. Tespit edilmiş yerde temel atma hazırlığı yapılacaktı. Bu hususta belediye başkanını da ziyarete gittim ve Sorgun’a geliş maksadımı söyledim. Bir fabrika temeli atılacağı için sevinileceğini düşünüyordum ama belediye başkanı, “Burada fabrika olmaz. Gübre fabrikası için çok suya ihtiyaç varmış. Biz burada kurbağayı sulamak için su bulamıyoruz” karşılığını verince hayal kırıklığı yaşadığımı hiç unutmuyorum. Ama bir süre sonra Erbakan Hocam fabrikanın temelini attı. Çok geçmeden de belediye başkanının partisinden istifa ettiği, fabrika temeline gönülden sahip çıkmaya başladığı haberleri gelmeye başlamıştı.

İkinci anım ise bakanlıkta odamda bulunduğum bir sırada telefon çaldı. Arayan özel kalem idi. Yahya Bey’in çağırdığını söyledi. Makamı bir kat yukarıdaydı, hemen çıktım. Yahya Bey, bir sanayi kuruluşunun bir numaralı yetkilisinin ziyarete geleceğini, benim de o ziyaret sırasında odasında olmamı söyledi. Benim sanayi ve teknoloji ile bir alakam yoktu. Gazeteciydim. Bu çağırışı merak ettim ama kendisine sebebini soramadım. Biraz sonra sözünü ettiği yönetici geldi ve müsteşarın odasına girdi. Ben de arkasından girdim. Yahya Ağabey oturmamı istedi. O fabrikalar ve şirketler topluluğunun üst yöneticisinin karşısına oturdum. O sırada gelen ziyaretçi, ürettikleri aracın fiyat tasdikinin geciktiğini söyleyerek, bir an evvel fiyatın tasdik edilmesi gerektiğini söyledi. Bu talep üzerine Yahya Oğuz Ağabey, “Hocam sizden belli bir süre içinde aracın yerlilik oranını belli bir seviyeye çıkartacağınızın taahhüdünü istemişti. Getirdiniz mi?” dedi. Böyle bir taahhüt getirmemiş çünkü vermek istemiyorlardı. Ancak Yahya Ağabey, o taahhütname gelmeden fiyat tasdikinin çıkmayacağını söyledi. Bunun üzerine öfkelenen şirket yetkilisi, tehditler savurarak çıkıp gitti. Ardan çok geçmeden taahhütname getirildi ve fiyat tasdiki de verildi. Ancak bir hafta kadar sonra çok satan bir gazetede bu olay manşette yer aldı. Hem de yalan ve iftira olarak. Çünkü haberde, “Fiyat tasdikinin yapılması için 12 helikopter rüşvet alındı” deniliyordu. Haberi görür görmez, bakanlığın basın danışmanı olarak şaşkına dönmüştüm. Hâlâ hayatta olan manşet haberini yazan meslektaşımı aradım, kendisine, “Rüşvet olarak alındığı söylenen helikopterleri nerede sakladığımızı söyleseydin iyi olmaz mıydı?” dediğimde, “Ağabey böyle istendi, onun için yazdım o habere” demişti. Çünkü ortada böyle bir şey olmadığı gibi, olması da mümkün değildi. Sanıyorum anlattığım bu iki misal bile Türkiye’de sanayileşme hamlesini gerçekleştirmek isteyenlerin ne tür sıkıntılarla karşılaştığını anlatmaya yetecektir. Yahya Oğuz Ağabey de tüm bu sıkıntıların tepesindeki bürokrattı. Sevgili ağabeyime Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Çünkü inanç olarak da sağlam iyi bir Müslümandı.

QOSHE - Güzel İnsanlar Bir Bir Gidiyor - Abdülkadir Özkan
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Güzel İnsanlar Bir Bir Gidiyor

2 0 0
24.10.2022

Millî Görüş hareketi ile tanıştığım 1970’li yılların ortalarında tanıdığım ağabey ve yönetici olarak sevdiğim güzel insanlar giderek azalıyor. Son olarak Sanayi Bakanlığı’nda çalıştığım yıllarda müsteşarım olan Yahya Oğuz Ağabey de bu kervana katıldı. Bakanlıkta çalıştığım yıllarda amirimdi ama onu ağabey olarak da severdim. Diyebilirim ki oturduğu makamla kişilik kazananlardan değil, kişilik sahibi olduğu için oturduğu makama anlam katanlardan birisiydi. İnsani ilişkileri sebebiyle kendisini hep bir ağabey olarak gördüm ancak iş hayatında amirimdi.

İnsanın böyle bir amiri olunca çalışmak zevk veriyordu. Özellikle de ülkemizi her alanda kalkındırmak için sanayileşme seferberliği başlatmış olan Erbakan Hocamın ekibinde olanları o yıllar yakından tanıma fırsatı buldum. Hemen hepsi bugün 80’li yaşlarında olan o ekibin mensupları ülkemizde öyle bir hamle başlatmışlardı ki, bu hamle dostları mutlu ederken düşmanları çileden çıkarmıştı. Buna rağmen o ekip hiç yılmadan ve yürüdükleri yoldan dönmeden üzerlerine düşen yapmışlardı. Kısacası müthiş bir ekip vardı. Bu ekibi hem Millî Gazete’de çalıştığım süre içinde hem de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı Azot Sanayi’nde neşriyat şube müdürü, ardından bakanlıkta basın ve halkla ilişkiler daire başkanı olarak çalıştığım yıllar, kısa bir süre olsa da Sümerbank’ta genel müdür müşavirliği yaptığım yıllarda hepsini yakından tanıma fırsatı buldum. Hepsi de memleket sevdalısı, hepsi de ülkenin sanayileşmesi için ellerinden geleni yapmanın çabası içinde olan insanlardı.

Ne yazık ki, böylesine ülkesine........

© Milli Gazete


Get it on Google Play