Başlık biraz bilmece gibi oldu ama meramımı anlatmanın yolu da bu sorudan geçiyor. Ülkemizde yıllardan beri üreticiler ve tüketiciler genellikle kaybeden tarafta yer aldılar. Bu konuya Mersin’in bazı ilçelerinde bulunduğum yıllarda seracıların halini anlatmak için temas etmiş, ilgililerin dikkatini çekmeye çalışmıştım. Söz gelimi Mersin’in ilçe ve beldeleri genellikle muz ve sebze seracılığı yaparlar. Ev sahibimin de seraları vardı. Böyle olunca onların konusu ürettikleri ürünün ellerinden çok ucuza çıkması, özellikle de ürünlerinin bedelinin belirlemesinde hiçbir müdahalelerinin olmamasıydı. Kısacası, üretici ürününü sabah erkenden toplar, seranın kapısına yığar, önceden anlaştığı aracının (komisyoncu, kabzımal) elemanları kamyon ile gelir seranın önüne yığılmış ürünleri alır giderler. Ürünleri toplayan aracı ise tartıp aldığı ürünü önceden anlaştığı aracıya gönderir. Bu uygulama sanıyorum bugün de devam ediyor.

Belki bu konu da nereden çıktı, diye sorabilirsiniz. Dünkü bir gazetede, “Tarlada kilosu 10 lira, şehirde tanesi 10 lira” başlığı ile verilen haber bu konuyu yeniden gündeme almama vesile oldu. Çünkü söz konusu haber ülkemizde aynı durumun 20 yıldan beri hiç değişmediğini gösteriyor. Bunun da ötesinde özellikle tarım ürünlerinde özellikle son yıllarda üreticiler de kazanamadıklarını, zarar ettiklerini her fırsatta dile getiriyor, meseleye çözüm bulunmasını istiyorlar. Sanıyorum bu meseleye çözüm bulmak isteyenler de var ama nedense kurulu düzenin bozuk da olsa düzeltilmesi mümkün olmuyor.

Bu arada konu açılmışken geçmişte de belirttiğim üreticinin de, tüketicinin de zarar ettiği bir üründe kazanan kim sorusu ister istemez akla geliyor. Bu noktada kısa yoldan aracılar kazanıyor deyip onları suçlamak kolay ama aracıları aradan çıkardığınız zaman özellikle kış aylarında üreticinin ürettiği sebze meyveler marketlerin raflarında yer alması mümkün olmaz. Böyle olunca aracıları suçlayıp kenara çekilmek doğru olmaz. Üreticiyi, aracıyı ve tüketiciyi koruyacak, özellikle de emek verip üretenin rahat nefes almasını sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç var. Üzerinde durulması gereken bir başka husus ise üretici ürünlerini sabah erken toplayıp sandıklara yerleştirdikten sonra serasının önüne bırakmasına, hatta anlaştığı aracı ürünleri alıp önceden anlaşmalı olduğu şehirde haldeki muhatabına göndermesine rağmen üreci ürününü kaça sattığını bilmez. Yani ürünün fiyatının belirlenmesinde hiçbir katkısı yoktur. ‘Böyle bir uygulama olur mu?’ diye sorulabilir ve böyle bir soru da haklıdır. Çünkü bir ürünün satışında fiyat belirlenmemiş ise böyle bir satışın geçerliliği ne ölçüde olur üzerinde düşünmek gerekmez mi?

Yıllardır çözüm bekleyen ve çözümlenemeyen böylesine çarpık bir piyasa yapısının hâlâ geçerliliğini koruyor olmasının medyaya yansıyan araştırma sonuçlarına göre ülkemizde açlık sınırının 6 bin 300, yoksulluk sınırının 25 bin liraya çıkmış olmasının yadırganacak bir yanı kalmıyor. Çünkü piyasada net bir şekilde belirlenmiş kurallar dâhilinde hareket edilmesinin sağlanmadığı bir noktada öyle anlaşılıyor ki, piyasada son sözü söyleyen işin zahmetini çekenler değil, aracılık yapan para sahipleri oluyor. Bu yapı da mevcut bankacılık sisteminin en çok kazanan kurumlar arasında yer alışlarının bir yansıması gibi görünüyor.

QOSHE - Bu İşin Bir Kazananı Yok Mu? - Abdülkadir Özkan
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bu İşin Bir Kazananı Yok Mu?

5 0 0
20.10.2022

Başlık biraz bilmece gibi oldu ama meramımı anlatmanın yolu da bu sorudan geçiyor. Ülkemizde yıllardan beri üreticiler ve tüketiciler genellikle kaybeden tarafta yer aldılar. Bu konuya Mersin’in bazı ilçelerinde bulunduğum yıllarda seracıların halini anlatmak için temas etmiş, ilgililerin dikkatini çekmeye çalışmıştım. Söz gelimi Mersin’in ilçe ve beldeleri genellikle muz ve sebze seracılığı yaparlar. Ev sahibimin de seraları vardı. Böyle olunca onların konusu ürettikleri ürünün ellerinden çok ucuza çıkması, özellikle de ürünlerinin bedelinin belirlemesinde hiçbir müdahalelerinin olmamasıydı. Kısacası, üretici ürününü sabah erkenden toplar, seranın kapısına yığar, önceden anlaştığı aracının (komisyoncu, kabzımal) elemanları kamyon ile gelir seranın önüne yığılmış ürünleri alır giderler. Ürünleri toplayan aracı ise tartıp aldığı ürünü önceden anlaştığı aracıya gönderir. Bu uygulama sanıyorum bugün de devam ediyor.

Belki bu konu da nereden çıktı, diye sorabilirsiniz. Dünkü bir gazetede, “Tarlada kilosu 10 lira, şehirde tanesi 10 lira” başlığı ile verilen haber bu konuyu yeniden........

© Milli Gazete


Get it on Google Play