Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prag’da yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Avrupa için anahtar bir ülke, ülkemizin temel sıkıntıların aşılmasında hayati öneme sahip olduğunu belirterek, “AB’nin karşılaştığı meydan okumaların üstesinden gelebilmesinde Türkiye’nin yeri doldurulamaz. Bu hakikati Avrupalı dostlarımız da kabul etmeye başladı” demiş. Herkesin bakış açısına göre sadece AB’nin değerlendirmede değil, çeşitli konuların değerlendirilmesinde farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır. Özellikle de ülkemizden AB’ye bakış ve değerlendirmede de birbirinden çok farklı görüşler ve değerlendirmeler söz konusu olabilir. Eğer kendimizi Avrupa kültürünün bir parçası olarak görüyor, ülke ve toplum olarak kendimize ulaşılması gereken hedef olarak AB görülüyorsa bu bakış açısından farklı bir değerlendirme ortaya çıkacağı gibi, Avrupa Birliği’ni bir Haçlı ittifakı olarak görüyorsanız o zaman bırakın ulaşılması gereken hedef olarak görmeyi, üye yapacaklar diye bir gün bile kapısında beklemenin anlamsızlığı açıkça görülür. Ancak yıllardan beri ulaşılması gereken ideal hedef olarak milletimize takdim edilen AB üyeliğinin gerçeği yansıtmadığı, biz kendimizi ne kadar Avrupalı saysak ve ilan etsek de onların bizi kendilerinden görmediklerini suratımızda haykırsalar bile AB sevdalıları genellikle gerçeği görmek istemiyorlar. Hâlbuki sadece yaklaşık 60 yıldır kapıda bekletiyor, bir türlü kapıyı açıp içeri almadıkları gerçeği bile yanlış yolda olduğumuzu görmeye yetecektir. Biz ne kadar kendimizi AB’nin sorunlarının çözümü için anahtar ülke görsek bile görünen o ki, onlar bu anahtarla birlikte olmak istemiyorlar.

Hemen belirteyim ki, AB’nin bizi kendilerinden sayması için ısrarlı bir şekilde onlarla aynı yolda olduğumuzu söylememizin hiçbir anlamı yok. Hiçbir şekilde AB kapısının bize açılmasını sağlamayacaktır.

Mesela Türkiye olarak Ermenistan ile bir sorunumuz olduğunda tüm Hristiyanların Haçlı ittifakı etrafında birleşip bize karşı bir tavır sergilediklerini görmek, bunun yanında Yunanistan ile sorunlarımız söz konusu olduğunda Haçlıların kayıtsız şartsız Yunanistan’ı desteklediklerini hatırlamak bile AB’nin bizim için vazgeçilmez olmadığını görmemiz için yeterlidir.

Bu noktada Cumhurbaşkanı’nın Prag konuşmasında, “Ermenistan ile tam normalleşme hedefimize ulaşabileceğimize inanıyorum” sözlerinin üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Hâlbuki, Ermenistan, Yunanistan ve bunun da ötesinde ABD ile gerçek bir dostluğun oluşturulmasının mümkün olmadığını artık millet olarak görmek ve dış politikamızı ona göre belirlememiz gerekiyor. Bunu söylerken yeryüzünde bir Haçlı ittifakı yokmuş gibi davranalım, hepsine meydan okuyalım diyor değilim. Ancak 60 yıldan beri kapısında bekleten AB’yi hâlâ ulaşılması gereken hedef olarak millete sunmanın da anlamı olmadığını düşünüyorum.

Tüm bunları sadece Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından eski Sovyetler Birliği ülkelerinden isteyenleri ev ödevi falan verip imtihandan geçirmeye ihtiyaç duymadan üye yapanların bize karşı tavırları bile artık ülkemizin AB defterini kapatması gerektiğini görmemize yetmelidir. Çünkü her fırsatta Avrupa Birliği’nin bize ihtiyacı olduğunu söylüyoruz ama karşı taraftan bu yönde bir yaklaşım gelmiyor. Görünen o ki, bizim önce inanç, kültür olarak onlara benzememiz gerekiyor. Bu olsa bile AB’nin Haçlı zihniyetinden vazgeçeceğini beklemek bana göre gerçekçi değil. Öyle ise bütün bu gerçekler biline biline ısrarlı bir şekilde bizi aranıza alın; bize ihtiyacınız var çağrısında bulunmak Haçlıları kandırmaya mı, yoksa kendimizi kandırmaya mı hizmet ediyor? Üzerinde biraz düşünmek gerekmez mi?

QOSHE - Anahtar Kapıyı Açmıyor!.. - Abdülkadir Özkan
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Anahtar Kapıyı Açmıyor!..

2 0 0
08.10.2022

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prag’da yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Avrupa için anahtar bir ülke, ülkemizin temel sıkıntıların aşılmasında hayati öneme sahip olduğunu belirterek, “AB’nin karşılaştığı meydan okumaların üstesinden gelebilmesinde Türkiye’nin yeri doldurulamaz. Bu hakikati Avrupalı dostlarımız da kabul etmeye başladı” demiş. Herkesin bakış açısına göre sadece AB’nin değerlendirmede değil, çeşitli konuların değerlendirilmesinde farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır. Özellikle de ülkemizden AB’ye bakış ve değerlendirmede de birbirinden çok farklı görüşler ve değerlendirmeler söz konusu olabilir. Eğer kendimizi Avrupa kültürünün bir parçası olarak görüyor, ülke ve toplum olarak kendimize ulaşılması gereken hedef olarak AB görülüyorsa bu bakış açısından farklı bir değerlendirme ortaya çıkacağı gibi, Avrupa Birliği’ni bir Haçlı ittifakı olarak görüyorsanız o zaman bırakın ulaşılması gereken hedef olarak görmeyi, üye yapacaklar diye bir gün bile kapısında beklemenin anlamsızlığı açıkça görülür. Ancak yıllardan beri ulaşılması gereken ideal hedef olarak milletimize takdim edilen AB üyeliğinin gerçeği yansıtmadığı, biz kendimizi ne kadar Avrupalı saysak ve ilan........

© Milli Gazete


Get it on Google Play