We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Aman Evlâdım Olaylara Karışma!”

2 1 0
11.02.2019

Farkındayım; genellikle rengini beğendiği için aldığı sehpanın üzerini kendi ördüğü dantelli örtüyle kapatıp kısır kavurarak börekler açtığı kabul gününde ortaya koyan elleri öpülesi teyzelerimize yakışan bir söz bu. Gelin görün ki, ‘Ocak’lı ağabeylerimizden dinlediğimiz ‘seksen sonrası’ karanlık günlerin dehşetinin o zamanlar çoğu yeni anne olan ya da genç kızlığını yaşayan işbu büyüklerimizde sarsıntı yaratmaması da düşünülemez. Dolayısıyla ben bu söz öbeğinde ürkeklikten ziyade anaçlık görmeye eğilimliyim. Sonuçta -amacımız bu olmasa ve asla bu olmaması gerekse bile- vasatın alımlı güvenliğini salık verdiği için hangi valideye kızılabilir ki…

Vasatla işimiz olmaz, doğru… Yalnız itidal denilen şeyi her işimizin ortasına koysak yeridir diye düşünüyorum. Belki de bu yüzden, eskilerin çok sevdiğim eskimeyen bir deyişinin özgün halindeki felsefe ve sözel tını hep çok hoşuma gitmiştir:

“Umûrun efdali itidal üzere olandır.”

Bu ifadeyi günümüz diline sanırım şöyle çevirmek mümkün: “İşlerin yeğlenesi olanı ortada/aşırılıktan uzakta olandır.”

Herhalde siyasi yelpazenin bir ucu tarafından ‘davayı satmak’ ile öteki ucu tarafındansa kapitalizmi sulandırıp ‘şu güzel ortamı bozmak’ ile suçlanan sosyal demokrasi kadar bu sözün işaret ettiği kabulü sahiplenecek bir dünya görüşü yoktur; tıpkı teyzelerimizin salık verdiği gibi böyle orta karar bir yol olarak… Yine benzeri biçimde hemen hemen her ideolojik mahalle tarafından ‘iki cami arasında beynamaz’ addedileni de…

Biz ise bu mütevazı yazımızın boyutlarının elverdiği ölçüde bütün bu peşin hükümlerden sıyrılarak sosyal demokrasiye getirilen bilimsel tabanlı eleştirilere odaklanalım istiyoruz. Ama öncelikle sosyal demokrasinin kısa bir tanımını yapıp çok özet tarihçesine değinmek yerinde olacaktır.

Sosyal demokrasi devletin, liberal demokrat bir ortamda ve kapitalist bir ekonomi bünyesinde sosyal adaleti ön planda tutan bir yaklaşımla siyasi, sosyal ve iktisadi anlamda müdahalede bulunmasına izin veren bir karma ekonomik sistemdir. Bu düzenin temel çerçevesini; katılımcı ve temsili en çoklamaya dayalı bir demokrasi, gelir dağılımı başta olmak üzere kamu menfaatini tabana yaymaya yönelik bir vergi sistemi ve refah devletine özgü destekler çizmektedir. Dolayısıyla, sosyal demokrasi kapitalizmin daha demokratik, eşitlikçi ve dayanışmacı bir türevine ulaşmayı amaçlar. İskandinav ülkelerinde uzun süre iktidarda kalmayı ve böylelikle uzun soluklu ve oylumlu bir uygulamayı hayata geçirmeyi başardığı için geçen yüzyılın son çeyreğinden günümüze sosyal demokrasiye ‘Kuzey Modeli’ de denilmektedir.

Sosyal demokrasiyi Katı Marksizm’den ideolojik anlamda ayıran en önemli fark; Marksist komünist bakış açısına göre devrimci bir değişim öngörülürken sosyal demokraside kapitalizmden sosyalizme barışçıl ve tedrici bir geçişin gerçekleştirilmesinin amaçlanmasıdır. Bu bağlamda, Alexander Dubçek yönetimindeki Çekoslovakya’nın yaşamakta olduğu ‘Prag Baharı’nı kanlı ve baskıcı bir biçimde sonlandıran Sovyet işgalini 1968’den günümüze ışık tutan, yukarıda değinilen iki bakış açısının çarpışması olarak da okumak mümkündür. Keza, ‘halkların kardeşliği’ nutukları atan komünist totaliter anlayışın ‘çizmeyi aştığı’ ve bu yüzden ‘zapt-u rapt’........

© Milli Devlet