We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tarihi yöneten Türk milleti yeniden tarif edilemez

4 0 0
18.02.2019

(Bu yazı Aralık 2007’de Türk kimliği üzerindeki tartışmalar için yazılmıştı ancak güncelliğini korumakta. Bu tartışmalar hız kesmeden devam etti. “Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet” sloganı ile zirveye çıktı. 15 Temmuz kara gecesinden sonra, Cumhurbaşkanı “Devleti sıfırdan yeniden kuracağız (Ağustos 2016 gazeteler).” dedi. 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleriyle yeni bir rotaya girildi. Kimlik tartışmaları halen sürüyor.)

Son birkaç yıldır ülkemizde kimlik problemli kişilerin ya da dünya görüşleri açısından Türklüğü bir etnisite, sıradan bir aidiyet olarak görenlerin, Türk milletinin, millet anlayışına yeni bir tarif getirme çalışmaları, ellerinde bulunan propaganda araçlarının büyük gücünün yardımıyla kamuoyunu etkilemektedir. Aralarında; dil, din, soy, tarih, kültür, vatan, ülkü birliği gibi ortaklıkları olan insanların oluşturduğu topluluğa millet denilirken, yaşanılan süreçte; içinde bulunulan şartlar, terör baskısı, AB, ABD gibi faktörlerin etkisiyle yeni bir tarif yapılmaya çalışılmaktadır. İnsanların bir kısmı yapılan propagandalarla yeni Türk tarifini kabul edilebilir bulurken diğer bir kısmı ise kuşatılmışlık duygusu içinde bunalmış vaziyettedir.

Ne üzücüdür ki ortada söz konusu olan kimlik arayışı; Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna; Pekin’den Viyana’ya; Rusya’dan Kuzey Afrika’nın tamamına; Sibirya içlerinden Arap Yarımadası ve Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren bir hâkimiyetin temsilcileri içindir.

Bahsedilen bu coğrafya “kitap sayfasına çizildiği zaman adeta avuç içi kadar görülmekle ”(1) birlikte o gün için bilinen tüm dünyadır. Burada, bilinen bütün dünyada sözü edilen, sözü dinlenen, devletleri yıkıp yenilerini kuran, düzenlemeler yapan, zaman zaman birbiri ile bile kavgalar edebilen emperyal (imparatorluk) bir güçten bahsedilmektedir. Bu emperyal gücün içinde çok az olmakla birlikte kıyıcılar olmasına rağmen, o kıyıcılardan çok daha fazla Gök Tanrı’dan kut ya da Allah’ın rızasını kazanmak için yaşayan adalet timsalleri vardır.

Çok uzak coğrafyalarda ve zaman farklılıklarına rağmen kurulan devletlerin tamamında; “Maddi ve manevi sağlamlık, yüksek onur, verilen söze sadık kalmak, ihanet edenlere karşı acımasızlık, ırkçılıktan uzak oluş, vurgulu bir askeri anlayış ve buna uygun erdemler, gözü peklik, savaşanlar arası dayanışma, üste kesin itaat, kendisinin ve başkalarının hayatını hiçe saymak, idarecilik ve muhasebe anlayışı, arşivleme becerisi, toplumsal sınıflar çok güçlü olmakla birlikte aralarında geçiş yapma kolaylığı, bilim ve sanat sevgisi, büyük mimarlık başarıları, kadınların toplum içindeki şaşırtıcı sağlam konumları”(2) özgün ve ortak özellikler olarak temayüz etmiştir. İnandıkları her dinin hem samimi bir müntesibi hem de koruyucu ve kollayıcısı olmuştur.

Kaşgarlı Mahmut’un Muhteşem ifadesi ile Tanrı devlet güneşini Türklerin burçlarından doğurmuş, onlara Türk adını Kendisi vermiş ve onları yeryüzünün hâkimi kılmış”tır. Bu kuru bir cihangirlik davası değildir ve hiçbir dönemde de olmamıştır.

Bu büyük coğrafyada son yüzyıl hariç imparatorluk olarak yaşamışlar, tarihi hem yapmışlar hem de yönetmişlerdir.

İmparatorluklarından dolayı her zaman emperyal bir güç halinde yaşamışlardır ancak Roux’un tespitlerinden de........

© Milli Devlet