Kürt Muhafazakârlığı Neden Çözüldü, Nasıl Yeniden Kurulur? |
Geçen hafta bir gerçeğin altını çizdik:
Kürt muhafazakârlığı çökmemiştir; yerinden edilmiştir.
Bu yerinden edilme kendiliğinden gerçekleşmiş bir kültürel aşınmanın değil; bilinçli tercihler, yanlış siyasal ittifaklar ve uzun süreli ihmallerle şekillenmiş çok katmanlı bir kopuş sürecinin sonucudur.
Bugün artık asıl soru “ne oldu?” değil, “buradan nasıl çıkılır?” sorusudur.
Çünkü yaşanan çözülme tek boyutlu değildir; çözüm de tek bir aktörün, tek bir kurumun ya da tek bir siyasal iradenin omuzlarına yüklenemez.
Muhafazakârlık Bir İdeoloji Değil, Hayat Nizamıydı
Kürt muhafazakârlığı tarihsel olarak bir ideolojiden çok bir hayat nizamıydı. İnanç, ahlak, dil, aile, merhamet ve adalet arasında kurulan dengeli bir bütünlüğe dayanıyordu. Bu yapı, siyasal iktidardan bağımsız olarak toplumsal düzen üretebilen bir ahlâk ekonomisi oluşturuyordu.
Bu bütünlüğün dağılmasıyla ortaya çıkan boşluk, bugün iki uçta kendini gösteriyor: Bir yanda savunmacı ve içe kapanık bir kimliksizlik, diğer yanda tepkisel, kırılgan ve çoğu zaman radikalleşmeye açık yönelimler.
Oysa muhafazakârlık, geçmişi muhafaza etmek değil; emaneti geleceğe taşıyabilme bilincidir. Bu bilinç yeniden üretilmedikçe, hiçbir siyasal ya da kurumsal hamlenin kalıcı olması mümkün değildir.
2000’li yıllarla birlikte muhafazakârlık Türkiye siyasetinde iktidar pratiğinin merkezî dili hâline geldi. Ancak bu yükseliş, Kürt muhafazakârlığı açısından bir güçlenmeye değil; araçsallaşmaya işaret etti.
Kürt muhafazakâr kimliği uzun süre boyunca:
• Radikalleşmeye........