Avrupa’nın Türkiye gerçeği
Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler uzun yıllar boyunca teknokratik bir liberal Pazar projesi olarak ele alındı. 1995’te yürürlüğe giren Gümrük Birliği, bu iyimser dönemin en somut ürünlerinden biriydi. O yılların hâkim varsayımı basitti. Ticaret artacak, karşılıklı bağımlılık derinleşecek, ekonomi siyaseti yumuşatacak ve Türkiye ile Avrupa zaman içinde aynı liberal düzenin doğal parçaları haline gelecekti.
Fakat tarih bu varsayımı sert biçimde sınadı. 2008 Küresel Finans Krizi, pandemi döneminde çöken tedarik zincirleri ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle Avrupa’nın kapısına dayanan savaş atmosferi, eski iyimserliği dağıttı. Bugün uluslararası sistemde klasik karşılıklı bağımlılığın yerini “silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık” aldı. Enerji, lojistik, hammadde, teknoloji, ödeme sistemleri ve savunma sanayii artık doğrudan ulusal güvenlik dosyalarıdır.
Avrupa’nın yeni kırılganlığı tam burada ortaya çıkıyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre AB, enerji yoğun endüstriler, yarı iletkenler ve kritik hammaddeler dâhil olmak üzere 137 hassas ekosistem ürününde dışa bağımlı durumda. Bu tablo, Avrupa’nın güvenli ve yeterli bir üretim mimarisine sahip olmadığını açıkça gösteriyor. Bu nedenle Brüksel’in müttefik ülkelere yönelme, tedariki çeşitlendirme ve stratejik bağımlılıkları azaltma arayışı siyasi bir tercih olmaktan çıkmıştır. Bu yeni dönemde Türkiye, Avrupa açısından jeopolitik, lojistik, enerji ve savunma eksenlerinde sistemik bir dayanak noktasıdır.
Rakamlar bu gerçeği süslü diplomatik cümlelerden daha net anlatıyor. Türkiye ile AB arasındaki mal ticareti hacmi 2025 yılı sonunda 217,6 milyar avroya ulaşarak tarihi seviyeye çıktı. Türkiye, AB’nin dünyadaki en büyük beşinci ticaret ortağı konumunu koruyor. Daha önemlisi, bu ticaretin niteliği değişmiş durumda. Türkiye artık düşük katma değerli tekstil üretimiyle tanımlanabilecek bir ekonomi değildir. İhracatın yarısından fazlasını makine ve ulaşım ekipmanlarının oluşturması, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerine sanıldığından çok daha derin biçimde entegre olduğunu gösteriyor.
Bu entegrasyonun fiziksel omurgasını lojistik ağlar oluşturuyor. Çin ve Orta Asya’dan........
